Dr. Murat Kuter İ nsan e kmek


Download 4.13 Mb.
Pdf просмотр
bet5/9
Sana15.12.2019
Hajmi4.13 Mb.
1   2   3   4   5   6   7   8   9

ATEŞSİZ FIRIN
Somuncu Baba, bir gün fırına ekmeklerini sürdü. Pişmesini beklerken, yanına Padişah Yıldırım 
Bayezid Han’ın damadı Seyyid Emir Sultan geldi. Elinde bir çömlek vardı. “Selamün aleyküm 
baba!” dedi. O da; “Ve aleyküm selam” dedi ve bakıştılar. Başka hiçbir kelime konuşmadan tanıştılar. 
Emir Sultan, elindeki yemek çömleğini Somuncu Baba’ya verip, içindekinin pişirilmesini rica etti. 
Somuncu Baba, kabı alıp fırının ağzından içeri sürmek istediyse de, çömleği fırına sokamadı. Bir 
daha denedi, yine olmayınca, Emir Sultan’a döndü ve; “Anladım ki, bu çömleği fırına sen sürecek-
sin!” dedi. Emir Sultan; “Peki” diyerek çömleği aldı ve fırının gözünden içeri rahatlıkla sürdü. Fakat 
fırında hiç ateş yoktu. Somuncu Baba fırının ağzını kapattıktan sonra; “Birazdan pişer bekleyiniz.” 
dedi. Bir müddet bekledikten sonra kapak açıldı. Fırında hiç ateş olmadığı halde yemeğin piştiğini 
gören Emir Sultan, Somuncu Baba’nın büyük velilerden olduğunu anladı. Orada tasavvuf üzerinde 
bir miktar sohbet ederek dost oldular.
AHİRET İÇİN ÇALIŞIYORDUK
Hamid-i Aksarayi hazretleri, bir gün ziraatla uğraşan talebelerinden birine bir miktar tohum 
verdi ve “Bu tohumların yarısını,  kendiniz için, diğer yarısını da bizim için ekiniz.” buyurdular. 
Talebe tohumları ekti. Ekinlerin yetiştiği mevsimde tarlaya gittiler. Talebenin tarlasında fevkalade 
güzel yetişmiş bir ekin vardı. Diğerinde hiç ekin bitmemişti. Hamid-i Veli, talebesine dönerek; “Bu 
tarlalardan hangisi bizim, hangisi sizindir?” buyurunca, talebe son derece utandı ve kendi tarlasını 
göstererek; “Bu tarla sizindir efendim” dedi. O da, ekinlere bakarak; “Biz ahiret için çalışıyorduk. 
Acaba hangi günahımızdan dolayı dünyamız mamur(imar) olmaya başladı?” deyip, üzüntüsünü dile 
getirdi. Hocasının müteessir olduğunu gören talebe, hakikati söyleyerek üzüntüsünü giderdi.
İnsan ve Ekmek
77

9. Bölüm
Kutsal Kitaplarda Ekmek
“Mukaddes insan olan, 
yerin ve göğün bereket işareti olan ekmeğe hürmet ediniz”
Hz. Muhammed (S.A.V.)

Musevilik, Hıristiyanlık ve İslam Kültüründe de ekmeğin özel bir yeri vardır. Kutsal kitaplarda 
ekmekten söz edilmektedir. Museviliğin kutsal kitabı Tevrat’ta Göç bölümü anlatılırken (12:8-9 ve 
12:34’te) ekmekten söz edilir. Metine göre Tanrı(Yahve/Yehova) İsrailoğulları’nı yurtlarından edip, 
kovdukları için Mısırlılar’a kızar ve her Mısırlı ailenin ilk çocuğuna felaket yağdırır. Burada Muse-
viler atlanır, onların çocuklarına bir şey olmaz. Bu nedenle Museviler buna şükran göstermek için 
Museviler’in en büyük erkek çocukları kelime anlamı “üzerinden geçme, atlama” olan Pesah bay-
ramı arifesinde oruç tutar. Bayramda ise özel olarak hazırlanan hamursuz “matsa/matzoh ekmeği” 
yenir. Bunun nedeni Museviler’in yeniden çıkıp, anayurtlarına dönerken vakitleri olmadıkları için 
yolda pişirdikleri ekmekler mayasızdır. Buradaki hamursuz kelimesi mayasız anlamında kullanılır. 
Bu ekmek bir bağlamda özgürlük ve kurtulu-
şun simgesi olarak da Musevilik inancında yer 
bulmaktadır. Bazı yorumlar da ise ekmeğin 
mayasız olmasının temelinde Tanrı’ya olan 
inancın “saflığı” simgelenmektedir. 
Yine Tevrat’ta Levitikus (2:11’de) 
Museviler’in hem Fısıh bayramı, hem yılba-
şısında, hem de Tanrı’yı düşündükleri diğer 
kutsal günlerde sadece mayasız, yatsı ekmek 
yenilir.
Tevrat’ta, Çıkış Bölümü, 16/1-6’da şöyle 
demektedir:
 Ve İsrailoğulları’nın bütün cemaati, çölde 
Musa’ya karşı ve Harun’a karşı söylendiler ve 
İsrailoğulları onlara dediler ki: Keşke Mısır 
diyarında et kazanları başında oturduğumuz 
zaman, doyuncaya kadar ekmek yerken Rabbin eli ile ölseydik, çünkü bütün bu cemaati açlıkla 
öldürmek için bizi bu çöle çıkardınız…Ve Musa dedi: Rab size akşamleyin yemek için et ve sabah-
leyin doyuncaya kadar ekmek verdiği zaman, bileceksiniz. Çünkü kendisine karşı söylenmelerinizi 
Rab işitiyor ve biz neyiz? Söylenmeleriniz bize karşı değil, fakat Rabbe karşıdır. (Çıkış Bölümü, 
16/1-6)
Adak ekmekleri eski zamanlarda Kudüs’teki tapınakta her Sept günü Tanrı’ya adanan, İsrail’in 
on iki oymağını simgeleyen on iki kutsal ekmektir. 
Hıristiyanlık inancında ise ekmek önce İsa’nın doğduğu yer ile gündeme gelir. İsa’nın doğduğu 
Beytüllahm İbrani dilinde “ekmek evi” anlamındadır. Ayrıca ise bir samanlıkta doğduğu için de 
buğday ve ekmek ile ilişkilendirilir. İsa’da ekmeği sıkça kullanır. O dönemdeki en büyük sorunlar-
İnsan ve Ekmek
80

dan biri açlıktır. Ve o bölge Roma denetimi altındadır. Ve çiftçiler ürettikleri ürünün dörtte birini 
Romalılar’a vermek zorundadır. İsa önce bu konuyu gündeme getirir ve günlük ekmeğini (psanis 
quotidianus) Tanrı’dan ister:
“Tanrım bize günlük ekmeğimizi veriniz”
Artun Ünsal, “Nimet Geldi Ekine” isimli kitabında Massimo Montanari’nin “Avrupa’da Yeme-
ğin Tarih”i kitabında İsa’yı ekmekle özleştirdiğini, Montanari’nin kitabından şu alıntı ile belirtir:
“İsa ekmeğin asıl özüdür. Bakire Meryem’in rahmine ekilmiş, onun etinde mayalanmış, çektiği 
eziyetlerle yoğurulmuş, mayasını oluşturan fırında pişmiş ve kutsal ev sahibinin inananlara hergün 
sunulduğu kiliselerde olgunlaşmıştır. 
İncil’in Krallar bölümünde İsa’nın mu-
cizelerinden söz edilirken Tanrı’nın sözcü-
sü birgün çölde beş ekmek ve 2 balıkla tam 
5000 kişiyi doyurdu ve 12 küfe ekmekte 
arttı, der. 
Ayrıca İsa konuşmalarında “Ben yaşa-
mın ekmeğiyim. Ben cennetten inen ek-
meğim. Her kim bu ekmeği yerse sonsuza 
kadar yaşayacaktır.” demektedir. İsa’nın son 
yemeğinde de ekmek yerini alıur, ekmeği 
bölüp havarilerine dağıtır “alın, yiyin bu 
benim bedenimdir” der. 
Hıristiyanlarca vaftizden sonraki ikinci 
önemli sakrament (kutsal işaret, ayin yada 
sır) ise Efkaristiya yada ‘ekmek ve şarap 
ayini’dir. Efkaristiya da vaftizle aynı içeriğe 
sahiptir; İsa’nın mistik bedeniyle ve kiliseyle bütünleşme anlamı taşır. İsa’nın bedeni ekmekle, kanı 
da şarapla özdeşleştirilir. Son yemekte olduğu gibi: 
“Sonra eline ekmek aldı; şükredip ekmeği böldü ve onlara verdi. “Bu sizin uğrunuza feda edilen 
bedenimdir. Beni anmak için böyle yapın..” dedi. Aynı şekilde yemekten sonra kâseyi alıp şöyle 
dedi: “Bu kâse sizin uğrunuza akıtılan kanımla gerçekleşen yeni antlaşmadır.” (Luka, 22:19-20) 
Pavlus da İsa’nın bedeninden yemeyi ve kanını içmeyi sadece bir anma olarak düşünmez. Buna 
mistik bir içerik verir. Bu ayinde ekmek yiyip şarap içerek tanrı ile birleşilmiş olur. Pavlus buna 
dayanarak “Mesih içimizdedir” der. 
“Tanrıya şükrettiğimiz şükran kâsesiyle Mesih’in kanına paydaş olmuyor muyuz? Bölüp yediği-
miz ekmekle Mesih’in bedenine paydaş olmuyor muyuz? Ekmek bir olduğu gibi biz de çok olduğu-
İnsan ve Ekmek
81

muz halde bir bedeniz. Çünkü hepimiz bir ekmeği paylaşıyoruz…” (1. Korintliler, 10:16-17) 
İncil’de Eski Antlaşmada, Kâhinliğe Atanma bölümünde ekmek ile ilgili şu metinler geçmekte-
dir: (Lev. 8:1-36) 
“2-İnce buğday unundan mayasız ekmek, zeytinyağıyla yoğrulmuş mayasız pideler, üzerine 
yağ sürülmüş mayasız yufkalar yap. 23 Huzurumdaki mayasız ekmek sepetinden bir somun, yağlı 
pide ve yufka al. 31-32 “Harun’la oğulları göreve atanırken kesilen koçun etini kutsal bir yerde 
haşlayacaksın. Haşlanan eti ve sepetteki ekmeği Buluşma Çadırı’nın giriş bölümünde yiyecekler. 34 
Atanmaları için kesilen kurbanın etinden ya da ekmekten sabaha artan olursa, yakacaksın. Bunlar 
yenmeyecek, çünkü kutsaldır.”
Bu arada Bizans kilisesindeki Kutsal Akşam Yemeği’nde mayalı, Roma kilisesinde ise mayasız 
ekmek kullanılıyordu. Ortodokslar için maya, Kutsal Ruh’u simgeler. Ortodokslar Katolikleri bu 
nedenle “Rahmetten nasibini almayanlar” olarak nitelediler. 
Kur’an-ı Kerim’de de ekmekten sözedilmektedir. Yusuf suresi, 111 (yüzonbir) âyet olup 
1,2 ve 3. âyetler Medine’de, diğerleri Mekke’de inmiştir. Sûrenin başından sonuna kadar Yusuf 
Peygamber’den bahsedildiği için bu adı almıştır. Kuran-ı Kerim’de Yusuf suresinin 36’.ncı ayeti 
içinde ekmek geçmektedir. Ayet şöyledir:
“Ve dehale meahüs sicne feteyan kale ehadühüma innı eranı a’sıru hamra ve kalel aharu innı eranı 
ahmilü fevka ra’sı hubzen te’külüt tayru minh nebbi’na bi te’vılih inna nerake minel muhsinın”
Günümüz Türkçesi ile ise şu anlama gelmektedir:
“Zindana onunla 
birlikte iki delikanlı 
daha girdi. Birisi dedi 
ki: “Rüyada kendimi 
şarap sıkarken gör-
düm”. Öteki de dedi 
ki: “Ben de başımın 
üstünde ekmek taşıdı-
ğımı, kuşların da on-
dan yediğini gördüm. 
Bize bunun yorumunu 
haber ver. Çünkü biz 
seni iyilik edenlerden 
görüyoruz.”
Medine’de inen 
Maide (Ziyafet, Sofra) 
İnsan ve Ekmek
82

Suresi 112. ve 114. Ayetlerinde de ekmekten ve yemekten söz edilmektedir:
112. Ayet şöyledir:
“İz kalel havariyyune ya ıysebne meryeme hel yestetıy’u rabbüke ey yünezzile aleyna maidetem mines 
sema’ kalettekullahe in küntüm mü’minın”
Anlamı şöyledir:
“Hani havârîler “Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten, donatılmış bir sofra indirebilir mi?” 
demişlerdi. O, “İman etmiş kimseler iseniz Allah’tan korkun” cevabını vermişti.”
114.Ayet te ise şöyle denir:
Kale ıysebnü meryemellahümme rabbena enzil aleyna maidetem mines semai tekunü lena ıydel li 
evvelina ve ahırina ve ayetem mink verzukna ve ente hayrır razikıyn”
Şu anlama gelmektedir:
İnsan ve Ekmek
83

Meryem oğlu İsa, “Ey Allah (c.c) ’ım! Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki; önce gelen-
lerimize (zamanımızdaki dindaşlarımıza) ve sonradan geleceklerimize bir bayram ve senden (gelen) 
bir mucize olsun. Bizi rızıklandır. Sen rızıklandıranların en hayırlısısın” 
İslam’da Hz. Muhammed “Mukaddes insan olan, yerin ve göğün bereket işareti olan ekmeğe 
hürmet ediniz” demektedir. Ekmeğin özel bir yer tuttuğu kültürlerde fırıncılık da önemli bir yer 
tutmaktadır. İslam dininde Cebrail (AS) Adem(AS)’e unu öğüterek ekmek yapmayı öğretmiştir: 
Bu nedenle de fırıncılar Adem(AS)’ı “Pir” olarak kabul ederler. İslam Peygamberi Hz.Muhammed 
(SAV) devrinde Medine’de yaşayan Amr Bin Ümran’ı da ikinci “Pir” olarak sayarlar.
EKMEK İLE İLGİLİ HADİSLER
Veysel Karaköse’nin yayına hazırladığı Diyanet İşleri Başkanlığı İstanbul Haseki İhtisas Eğitim 
Merkezi’nce hazırlanan ve 1986 ‘da yayınlanan “Hadislerde İslam” kitabında ekmek ile ilgili şu ha-
dislere yer verilmektedir:
“Ebu Hazim der ki; Allah’ın nebisi(S.A.V.) dünyadan ayrılıncaya kadar üst üstte üç gün doyasıya 
buğday ekmeği yemedi.”
“İbn Abbas (R.A.) der ki; Resulullah 
(S.A.V.) vefatına kadar elenmiş halis un-
dan ekmek yemedi. ve ailesi birçok geceler 
akşam yemeği yemeden yatarlardı. Çoğu 
zaman arpa ekmeği yerlerdi.”
“Sad oğlu Sehl(R.A.) şöyle der; Re-
sulullah (S.A.V.) pegamber oluşundan 
vefatına kadar elenmiş halis undan ekmek 
yemedi”
“Ümmü Eymen (R.A.) şöyle der; 
Unun kepeğini çıkartarak Hz.Pegambere 
ekmek yaptım. Beyaz ekmeği görünce ‘Bu 
nedir?’. Sana Habeşistan’da yaptığımız 
ekmek gibi elenmiş undan ekmek yapmak 
İnsan ve Ekmek
84

istedim, dedim. Bunun üzerine ‘Çıkardığın kepekleri tekrar una karıştırdıktan sonra hamur yoğur, ekmek 
yap’ buyurdu.” 
“Aişe r.a. anlatıyor; “Resulullah s.a.v. hücreme (odama) girmişlerdi. Düşmüş bir ekmek parçası gördü-
ler. Hemen onu alıp silerek yediler ve ‘Ey Aişe! Kerim olana ikram et! (Yani kıymetli olan ekmeğe hürmet 
et!) Zira şu ekmek, bir kavme nefret edip kaçmışsa bir daha dönmemiştir’ buyurdular.”
“Abdullah bin Ümmü Haram’dan (r.a.) rivayetle; Ekmeğe saygı duyun. Çünkü o göğün ve yerin bere-
ketlerindendir. Kim sofradaki ekmek kırıntılarını yerse günahları bağışlanır.”
“Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayetle; Allah’ım, günahımı bağışla, evimi genişlet, rızkıma bereket ver.”
“Ebû Sekine rivayet ediyor; Ekmeğe saygı gösterin. Çünkü Allah onu değerli kılmıştır. Kim ekmeğe 
değer verirse Allah da ona değer verir.”
İnsan ve Ekmek
85

10. Bölüm
Mevlana ve Ekmek
“Dilencinin ibâdeti ALLAH için değil, ekmek içindir! 
ALLAH rızası derse de riyadır!” 
Hz.Mevlana

Mevlana’nın asıl adı Muhammed Celaleddin’dir. Mevlana ve Rumi de, kendisine sonradan 
verilen isimlerdir. Efendimiz, manasına gelen Mevlana ismi, ona, daha pek genç iken Konya’da 
ders okutmaya basladığı tarihlerde verilir. Bu isim Şems-i Tebrizi ve Sultan Veled’den itibaren 
Mevlana’yı sevenlerce kullanılmıştır. Rumi, Anadolu demektir.
Mevlana’nın, Rumi diye tanınması, geçmiş yüzyıllarda Diyari Rum denilen Anadolu ülkesinin 
vilayeti olan Konya’da uzun müddet oturması, ömrünün büyük bir kısmının orada geçmesi ve niha-
yet türbesinin orada olmasındandır. Mevlana’nın doğum yeri, bugünkü Afganistan’da bulunan, eski 
büyük Türk kültür beldesi Belh’tir. 1207-1273 yılları arasında yaşamıştır.
Bu önemli eserler bırakan değerli insanın Mesnevisi ve Divan-ı Kebir’i çok bilinir. Divan-ı Ke-
bir (Büyük Divan) Mevlana Celaleddin Rumi’nin söylediği ilahi aşk şiirlerinden oluşan, 44 bin 834 
beyitlik (rubai beyitleri ile birlikte yaklaşık 50 bin beyit) nazım bir eserdir. 
Divan-ı Kebir’de ekmek şöyle geçmektedir:
Divan-ı Kebir I.Cilt:
123. Gel de çorak yerler 
yeşersin mezarlar bahçe haline 
gelsin, kovuklar üzüm dolsun, 
ekmeğimiz pişsin.
2659. Yüzünün ilkbaharı 
olmadıkça şu ağacım nasıl gü-
ler, hamurunu sen yoğurmaz-
san, mayam nasıl tutar?
2671. Erler gibi soğuk 
kişilerin tandırını ateşler, kız-
dırırım; sıcakların tandırıysa 
en fazla pişmiş ekmekten de 
pişkinim.
2790. Ey batıl ümmet ek-
mek için savaşın, ekmeğe ko-
şun.Ey devlete, ikbale erişen ümmetsiz de cana yürüyün, can elde etmeye çalışın.
İnsan ve Ekmek
88

Divan-ı Kebir II.Cilt:
3260-3261. Fakat ateşten kaçamazsan tam pişersin, olgunlaşırsın, pişmiş somun gibi sofranın 
baş köşesine geçersin, aziz olursun, ağırlaşırsın. Sofra kuruldu mu kardeşler, benimserler seni, ek-
mek gibi cana yardımcı olursun, derken can kesilirsin.
Mevlana’nın en büyük eseri Mesnevî’nin dili Farsça’dır. Halen Mevlâna Müzesi’nde teşhirde 
bulunan 1278 tarihli, elde bulunan en eski Mesnevî nüshasına göre, beyit sayısı 25618’dir. 
Aşağıda Mevlana’nın ölümsüz eseri Mesnevi’de yer alan ve içinde ekmek geçen beyitlerden ör-
nekler yer almaktadır: 
Mesnevi I.Ciltten Beyitler:
1474-1475. Ekmek sofrada durduğu müddetçe cansızdır. Fakat insanın vücudunda neşeli ruh 
kesilir. Sofranın ortasında duran o ekmeğin can olması imkansızdır. Fakat can selsebil suyuyla o 
olmayacak şeyi yapar, ekmeği ruh haline getirir.
2276-2278. Gökyüzünün ekmeğinden sofrasından nasipsizdir. Hak önüne bir kemik bile atma-
mıştır.
3878. Beyaz ekmek için yüzsuyu döktüğünden dolayı söğüt ağacı gibi meyven yok.
Mesnevi IV.Ciltten Beyitler:
3454. Sen sığıyor musun ki ekmek yemektesin? Yılan zehri ömür törpüsü yiyorsun sen. Ekmek 
sevgilinin buyruğunu terk eden kişiye nasıl yarar.
Mesnevi VI. Ciltten beyitler:
2344-2346. Kardeş, elini duadan ayırma  Kabul edilmiş, edilmemiş, bununla ne işin var senin? 
Ekmek bile bu gözyaşına mani olursa elini ekmekten yumak gerek  Kendine çekidüzen ver, 
çevikleş, yan yakıl da ekmeğini gözyaşlarınla pişir! 
4210. Adamın elindeki para da gitti, kumaş da gitti, evler de gitti. Yıkık yerlerde baykuşlar gibi 
kalakaldı. 
Dedi ki: Yarabbi mal, mülk ekmek azık verdin, hepsi gitti. Ya lütfet bir geçim ver, yahut da ölü-
mümü yolla. 
4230. Güzel seven bir ekmekçinin yanına iki kişi gelse, bir tanesi ihtiyar, bir tanesi de güzel bir 
İnsan ve Ekmek
89

delikanlı olsa. İkisi de ekmek isteseler ekmekçi hemen bir somun kapıp al der, ihtiyara verir. Öbür 
boyu boyu güzel olana hemencecik ekmek verir mi? Onu geciktirir. Der ki: bir zamancağız bekle 
hele. Evde taze ekmek pişiriyorlar. 
O sıcak ekmek bir müddet sonra gelse bile yine hele otur der, helva da gelecek şimdi.
4290. Mescit de namaz kılana tanıklık verir, ta uzak yollardan bana gelirdi der.  
Ateş, Halil’e gül ve reyhan kesilir, Nemrud ’a uyanlaraysa ölümdür derttir. 
A güzelim, bunu defalarca söyledim, fakat söylemeye doyamıyorum ki. 
Solup sararmamak için defalarca ekmek yedin; işte bu hep ekmek … Nasıl olur da usanmazsın?
Mizacındaki itidal yüzünden yine acıkırsın. Bu açlıkla da senin hazımsızlığın yanar gider.
4650. Topraktan biten güller, 
mahvolur gider. Gönülde biten gül-
ler daimîdir ve ne hoştur!
Bizim öğrendiğimiz o tatlı bilgi-
ler, bil ki o gül bahçesinden bir, iki, 
üç demetten ibarettir.
Gül bahçesinin kapısını kendi-
mize kapatmışızdır da onun için bu 
iki üç demete zebun olmuşuzdur. 
Yazıklar olsun, öyle bir bahçenin 
anahtarları, ekmek yüzünden elimiz-
den düşüp gidiyor.
Bir an olsa da seni ekmek der-
dinden kurtarsalar, o vakit de çar-
şafların etrafında dönüp dolaşmaya 
başlar, kadın sevdasına düşersin.
4715. Doğruların güzel yüzlerindeki nur, bedenleri yok olsa da kıyamet gününe kadar kalır.
İşte ancak güzel o güzeldir, çirkin o çirkin. Daima o günler durur, buysa somurtur kalır.
Tanrı, toprağa bir renk, bir parlaklık verir, onu mücevher haline getirir. Çocuk tabiatlı olanları 
da onlara düşürür, savaşa sokar. Hamurdan deve ve aslan şekillerinde çörekler pişirirler. Çocuklar, 
onları görünce hırslarından ellerini dişlerler. Fakat ağızda aslan da ekmek olur, deve de. Fakat ço-
cuklara bu söz, tesir etmez ki.
İnsan ve Ekmek
90

4725. Şükret ki mazlumsun, zâlim değilsin. Firavunluktan ve sınanmadan eminsin.
Boş karın, Allahlık lâfına giremez. Onun ateşine odun yardım edemez.
Boş karın, şeytanın zindanıdır. Çünkü ekmek derdi, onun hilesine, düzenine mânidir.
Dolu karın, bil ki şeytanın pazarıdır. Şeytan tacirleri orada gürültü eder dururlar.
Hiçbir şey satmayan büyücü tacirler, gürültüyle akılları bulandırır, berbat ederler.
Bu beyitlerin dışında da içinde ekmek geçen Mevlana’nın sözleri vardır. İşte onlardan birkaçı:
“Bizim cinsimiz HAKK’ın cinsinden olmadığından ekmek nasıl bizde fâni oluyorsa biz de onda 
fâni olmalıyız.!”
“Dilencinin ibâdeti ALLAH için değil, ekmek içindir.! 
ALLAH rızası derse de riyadır.!”
“Ekmek olmazsa sofra bezenmez.”
İnsan ve Ekmek
91

11. Bölüm
Batıl İnanışlar, Dualar ve 
Beddualarda Ekmek
“Ekmekle oynayanın ekmeğiyle oynanır”

BATIL İNANÇLAR
Batıl inançlar bilimsel anlamda açıklık getirilemeyen konular hakkında üretilmiş ve günümüze 
kadar gelmiş inançlar bütünüdür. İlk çağlardan beri her toplumdan insanlar gerçeklik payı olmayan, 
korkuları, çaresizlikleri, eski gelenekleri gereği genellikle doğa üstü olan olaylara inanır. Bu inançlar 
batıl inançlar olarak isimlendirilir. Çoğu psikolojik olarak bu tür inanışların negatif etkisine maruz 
kaldığı için doğruluğuna ve bu tür batıl inançlara daha içten bir şekilde inanırlar.
Ülkemizde ekmek ve ekin ile ilgili batıl inançlardan bazıları şunlardır:
-Değirmenden ilk gelen unla yapılan ilk ekmeği yiyen kişinin karısı ölür.
-Ekmek kırıntılarını yere atmak, ayakla çiğnemek evin bereketini götürür.
-Gurbete giden kişinin azığından bir parça ekmek çalınır.
-Buğday çok olan evde ölüm az olur.
- Ekin ekili tarlada işenmez, cinsel ilişkide bulunulmaz.
- Ekin savrulurken harmanın içerisinden geçilmez, geçilirse harmanın bereketi azalır.
- Ekin ekmeye, ekin biçmeye giden kimselerin önceden yıkanması, abdest alması uğur getirir.
- Hamur yoğururken dışarı hamur sıçrarsa misafir gelir.
- Kırkı çıkmamış kadının bulunduğu eve değirmenden un getirilmez.
- Ekmek aktaracağı, evden eve verilmez.
- Dışarıya maya verilirse evin bereketi gider.
- Yatakta ekmek yeme kıtlık olur.
- Gelin oturacağı eve geldiğinde, sağ koltuk altına Kur-an, sol koltuk altına ise ekmek konur. 
Sonra bunlar alınır ve ekmekten birer lokma koparılarak “darısı sizin başınıza” diyerek kızlara dağı-
tılır, kızlar da sözde utanarak, sıkılarak ekmek parçalarını yerler.
- Gelin, damat evine geldikten sonra üzerine halka ekmekler takılmış bir oklavayı, kaynanayla 
birlikte tutarak oynar. Sonra bu ekmekler oradaki bekarlara dağıtılır ve yiyenlerin kısmetlerinin 
açılacağına inanılır.
-Ekmek kırıntıları atılmaz, toplanıp yenirse evin bereketi olur.
-Ezandan sonra komşuya ekmek mayası verilmez.
- Köpeğin ulumasını önlemek için de köpek kovalanır, taşlanır, önüne ekmek doğranır, ‘başını 
ye’ denir.
- Tırmata (ekmek kırıntısı) yiyenin çocuğu güzel olur, yemeyenin erkek çocuğu olmaz.
- Bir genç kız ilk kez misafir gittiği evden gizlice aldığı bir ekmek parçasını okuyup yediğinde, o 
gece kısmetini görür.
Büyü Tesbiti için Ekmek Yapma Yöntemi 
Batıl inanışlarımız arasında bir ev veya işyerinde büyü olup olmadığını anlamak için ekmek 
İnsan ve Ekmek
94

yapmak da vardır. Şüphelenilen yerde malzemeler alınarak ekmek yapılır. Eğer ekmek yapılan yerde 
büyü var ise ekmeğin kabarmayacağına inanılır. Bunun da ekmeğin kutsal bir şey olmasından kay-
naklandığına inanılır. Ekmek kutsaldır ve büyü ile kirletilmiş ortamlarda kabarmaz denilir.
DUALAR
Dualar ve Beddualar adlı makalesinde Dr. Doğan Kaya şunları yazmaktadır:
“Dualar; iyi dilekleri ihtiva eden kalıplaşmış sözlerdir. Duaların en belirgin vasfı teslimiyeti, 
inanmışlığı ve bir ümidi ihtiva etmeleridir. Genellikle, görülen bir iyiliğe karşılık söylenir. Karşıdaki 
kişi güzel ve hayırlı sözlerle kutlanır, hakkında iyi dileklerde bulunulur. Bugün yaygın kullanımıyla 
dua olarak bilinen bu söz, Eski Türkçe’de alkış kelimesiyle karşılanmıştır. Alkış, alkışlamak “hayır 
duada bulunmak, beğenmek, övmek” fiilinden elde edilmiş bir isimdir.”
Ekmek ve ekinle ilgili kültürümüzde aşağıdakilere benzer dualar bulunmaktadır:
“Allah oğul ekmeği yedirsin.”
“Torun ekmeği yiyesin.”

Do'stlaringiz bilan baham:
1   2   3   4   5   6   7   8   9


Ma'lumotlar bazasi mualliflik huquqi bilan himoyalangan ©fayllar.org 2019
ma'muriyatiga murojaat qiling