Dr. Murat Kuter İ nsan e kmek


Download 4.13 Mb.
Pdf просмотр
bet8/9
Sana15.12.2019
Hajmi4.13 Mb.
1   2   3   4   5   6   7   8   9

FIKRALAR
Fıkra  belli bir amacı, savunulan bir düşünceyi ele alan ve bunu en kısa yoldan anlatan, mizah ve 
hiciv unsurlarını da içinde barındıran sözlü ya da yazılı hikâyelerdir. 
Bu özlü hikâyeler tek başına olabildiği gibi, sözün gelişine uygun her hangi bir yazı içinde de 
düşünceyi daha çekici hâlde ifade etmek amacıyla kullanılır.
Fıkraların başlıca özellikleri; hareketli, ilgi çekici olması, savunulan bir düşünceyi içine almasın-
dan başka bir devrin, bir insanın, belli bir zamanın ya da sınıfın özelliklerini, siyasî, sosyal vb. gün-
lük her türlü olay ve sorunları canlandırmasıdır.
Ördek çorbası
Bir gün Nasrettin Hoca pınar başında bir sürü yabani ördek görür. Hoca yakalamak için koş-
tuğunda ördekler ondan önce davranıp kaçarlar. Ördeklerin peşinde koşmaktan yorulan Nasrettin 
Hoca eline bir parça ekmek alarak suya batırıp yemeye başlamış. Oradan geçen bir adam Hoca’nın 
bu şekilde ekmek yemesini görünce şaşkın bir şekilde:
-Hocam, burada ne yapıyorsunuz, der. Hoca gayet doğal bir şekilde elindeki ekmeği gösterip:
-Ördek çorbası yiyorum, der.
Allah biliyor 
Nasreddin Hoca bir cimri tanıdığının evine gittiğinde tanıdığı ona bayat ekmek ile bir tabak bal 
ikram etmiş. Nasreddin Hoca bayat ekmeği dişi kesmeyince sinirinden balı kaşıkla yemeye başla-
mış. Ev sahibinin gözü yerinden oynamış: 
-Aman efendim, bal ekmekle yenmez ise, insanın içini sıyırır, demiş. 
Nasreddin Hoca hiç ses çıkarmadan balı bitirmiş ve: 
-Kimin içinin sıyrıldığını Allah biliyor, demiş. 
Ekmek var mı?
Ördek bara girer ve barmene :
- Ekmek var mı?
- Yok...
- Ekmek var mı?
- Yok...
İnsan ve Ekmek
146

- Ekmek var mı?
- Yok...
- Ekmek var mı?
- Yok dedik ya...
- Ekmek var mı?
- Eğer bir daha sorarsan seni duvara çivilerim...
- Çivi var mı?
- Yok...
- Ekmek var mı?
BİLMECELER
Bilmeceler eşya, insan, hayvan, bitki, doğa ve inanışla ilgili bilgilerin üstü kapalı olarak anlatıl-
ması ve onun ne olduğunun düşünülerek bulunmasını hedefleyen çoğu kalıplaşmış sözlerdir. Ge-
nelde “bilmece” olarak söylenmesine karşın Anadolu’da asal, elçim, masal, mat, metal, tapmaca, bul-
maca, hikaye, söz, bilmeli, metal, tanımaca, fıcık, dele, gazelleme gibi adlar da verilmektedir. Türkiye 
dışındaki Türklerde ise başvatkıç, bilmece, jumbak, mat, sir, tabışka, tabışmak, tabuşturmak, tapkış, 
tapmaca, tapişmak, tepişmak, yomak gibi adlarla ifade edilmektedir.
Folklorumuzda ekmek ile ilgili bilmecelerden şu örnekleri verebiliriz:
Dam üstünde yar.Kat kat ekmek içi dolu bal ekmek: Kitap
Kara arap, beyaz yamalık yamar.: Ekmek sacı
Dört ayaklı, bir kulaklı: Ekmek tahtası
Yassı yatar, sivri sürter, ikisinin arasında iş biter:  Ekmek tahtası oklava.
Yerden biter, hergün ister: Ekmek
Bir dam dolusu sarı öküz: Ekmek
TEKERLEMELER
Tekerleme anlam olarak, sözlüklerde “ağızda yuvarlanan söz, saçma sapan söz, eşsesli kelime-
lerle kurulu konuşma” anlamlarına gelen; masal, öykü, bilmece, halk tiyatrosu gibi bazı edebi türler 
içinde veya bağımsız olarak söylenen ölçülü ve kafiyeli sözlerdir. 
Çokluk çocuk folklorunda hoşça vakit geçirmek, konuşma kabiliyeti kazanmak, oyunlarda eş 
ve ebe seçmek için bu yola başvurulur. Masal tekerlemesi, oyun tekerlemesi gibi adlar alırlar. En 
çok çocuk oyunlarında, masalların baş, orta ve sonunda söylenirler. Yöreye göre değişik isimle de 
söylenirler. Doğu Anadolu’da döşeme, Güney Anadolu’da sayışma denir. Karagöz ve ortaoyununda 
muhavere, çocuk oyununda ebe, çıkarmada ise sayışma diyebiliriz. Türk edebiyatında ilk tekerleme 
örneklerine XI. yüzyıldan itibaren rastlanır. Divanü Lügat-it Türk’te bazı tekerlemeler yer alır.
İnsan ve Ekmek
147

İçinde ekmek geçen tekerlemelere Artun Ünsal, “Nimet Geldi Ekine” isimli kitabında şu birkaç 
örneği vermektedir.
Musahipzade Celal’den eski bir İstanbul tekerlemesi şöyledir:
“Değirmene girdi köpek / Değirmenci vurdu kötek / Hem kepek yedi köpek / Hem kötek yedi 
köpek.”
Halit Bayrı’dan bir başka İstanbul tekerlemesi:
”Ay dede / Evin nerede? / Su başında / Ekmek getir / Yağa batır / Yağ yemezsen / Bala batır / 
Sen yemezsen / Bana getir.”
 İrfan Ünver Nasrattinoğlu’ndan da Afyon tekerlemesi ise şöyle:
“Tıngır elek, tıngır saç, elim hamur, karnım aç.”
Çocuk oyunlarında eş veya ebe seçmek için söylenen bir tekerleme:
“Açlıktan hep bayıldık. 
Susuzluktan kırıldık. 
Bir dikene koyulduk. 
Âmin âmin âmin! Âmin âmin âmin!
Ayağımızı yer yaktı. 
Başımızı gün yaktı. 
Ver Allah’ım ver; Ver Allah’ım ver;
Selli sulu yağmur. Selli sulu yağmur.
Yer yer yer olsun.
Gök gök gök olsun.
Arpa buğday bol olsun.
Yerden bereket,
Gökten rahmet,
Ver Allah’ım ver; Ver Allah’ım ver;
Selli sulu yağmur. Selli sulu yağmur. “
Hamur yoğuran kadının, hamurunun kabarması için söylediği tekerleme:
Adım Eşe,
Hamurum coşa.
Ben gelmeden,
(İ)leğenden aşa.
İnsan ve Ekmek
148

Bir başka tekerleme de şöyle:
“Er urbası giyesin,
Er ekmeği yiyesin.”
Gevrek ekmek pekmezsemiş 
pekmezde gevrek ekmezsemiş
gevrek ekmek pekmezsemeseydi
pekmez gevrek ekmeksermiydi....
İnsan ve Ekmek
149

21. Bölüm
Şarkılarda Ekmek
“Aça arpa ekmeği etten lezzetlidir.”

Müziğimizin çeşitli alanlarında ekmek şarkı sözleri içindede yer almıştır. Bunlara göz attığı-
mızda yüzlerce içinde ekmek geçen şarkı sözü ile karşılaşırız. Popüler olan birkaç örnek aşağıda yer 
almaktadır. 
Müslüm Gürses- “Bir Lokma Ekmek”
Söz - müzik: Sait Ergenç- Mustafa Diker 
Bir lokma bir hırka aşık olana yeter 
Sevgilim sonu yoktur dünyanın malı biter 
Benim olursun yani kölen olur bakarım 
Aldatırsam hem seni hem kendimi yakarım 
Bir lokma ekmek için değer mi inat etmek 
Olur mu para için sevdiğini terketmek 
Benim olursun yani kölen olur bakarım 
Aldatırsam hem seni hem kendimi yakarım 
Dünya malı sevgilim bir gün gelir biter 
Sevenlere bir hırka bir lokma ekmek yeter 
Benim olursun yani kölen olur bakarım 
Aldatırsam hem seni hem kendimi yakarım
Ege-“Sıcak Ekmek”
Söz: Ege 
Müzik: Tatos Panagis
Sen uyurken tenin
sıcak ekmek gibi yeni çıkmış fırından
Saçın çiçek kokar, yüzün bebek gibi
masal geçer aklımdan
Sen uyurken tenin
şefkatini saçar, sarılırım ardından
Geceler örter bizi, hevesimi saçar
İnsan ve Ekmek
153

Öpmek gelir koynundan
Sensiz olmuyor, uyku tutmuyor
Sensiz gece bitmiyor
Yatak sakin ben bezgin
Sensiz kalınca rüya döner kabusa gece boyunca
Beni özler tenini uykum kaçınca
Sıcak ekmek kokusu beni sarınca
Teoman- “Ne Ekmek Ne de Su”
Söz:Barlas-Teoman
Müzik:Barlas
Uyanıver gökyüzüyle sonsuzluğa
Unutuver
Hatırlarsa ellerin
Süzülsün dudaklarından
Yıllar boyunca
Son bir nefes, acın katlanınca bana yoksun
Biliyorum
Usul usul eriyorum
Kararıyor gözlerim hep
Yorgunum
Yığılır kalır
Yüreğim
Donuk gözlerinde
Ter atar deniz geceler indiğinde bana yoksun 
biliyorum usul
Usul eriyorum kararıyor gözlerim hep yorgu-
num
Ne ekmek, ne de su
Sensizlik korkusu
Istemem yeter ki sen
Yanımda ol.
Yeter
Deniz Arcak- “Eve Ekmek Getir”
Söz-Müzik: Kenan Doğulu
Neden kaşındım bilmiyorum 
Keyfimi bozdum sana vardım 
Sana kandım aldandım 
Bak sözümü tutamıyorum 
Ah anneciğime uysaydım 
Bulacaktım bir zengin 
Çoluk çocuk yorgan yiyor 
Kendini topla adam 
Çok şansım vardı 
Yazık ben seni seçtim 
Değerini bil sevgilim 
Boş verme hiç 
Sürecek ömür boyu 
Yemin ettik 
Aynı yastıkta yaşlanacaktık ya biz 
Eve ekmek getir de işe yara bari 
Sabrım taştı aman 
Patlarım ben dayanamam artık 
Sinirimi bozdun adam
İnsan ve Ekmek
154

İnsan ve Ekmek
155
Murat Boz- “Hayat Sana Güzel”
Söz-Müzik: Soner Sarıkabadayı
Dokunmayın tuz basmayın yarasına
Sevmeyeni hadi bırakın doğasına
Hayat sana güzel ama asıl soru
Gönül razi mı yarım ekmek arasına
Bana bir şey deme lütfen boşu boşuna
Teselli edilmek gitmiyor hoşuma
Bundan sonrası benimle ilgili
Sanki vazifemi üstüne başına
Zamanından önce girdi her yaşına
Bir çoğuna göre yine görgülü ilgili
Beğenmediysen (sevmediysen) sözlerimi
Topla git hadi her şeyini
Bilemiyorum ne kadar sürecek
Toparlanması alması demini
Dokunmayın tuz basmayın yarasına
Sevmeyeni hadi bırakın doğasına
Hayat sana güzel ama asıl soru
Gönül razı mı yarım ekmek arasına
Onur Akın -”Seviyorum Seni” 
(Kolaj. Sözleri İlhan Berk’e ait olan ‘Ne 
böyle sevdalar gördüm ne böyle ayrılıklar’ ve 
sözleri Nazım Hikmet Ran’a ait olan ‘Seviyo-
rum Seni’ )
Seviyorum seni ekmeği tuza banıp 
Banıp yer gibi 
Geceleri ateşler içinde uyanarak 
Ağzımı dayayıp musluğa 
Su içer gibi
Ne zaman seni düşünsem
Bir ceylan su içmeye iner çayırları 
Büyürken büyürken görürüm gülüm 
Her sabah her akşam seninle 
Yeşil bir zeytin tanesi 
Bir parça mavi deniz alır beni
Seni düşündükçe gül dikiyorum 
Ellerimin değdiği yere 
Atlara su veriyorum 
Daha bir seviyorum dağları gülüm 
Her akşam seninle 
Yeşil bir zeytin tanesi 
Bır parça mavi deniz alır beni

22. Bölüm
Edebiyatta Ekmek
“Karşısında duran;
 ekmeğini yediğin büyük bir zatın kardeşi.
Zevcenin de amcasıdır!” 
Hüseyin Rahmi Gürpınar

İnsanoğlu’nun vazgeçilmez temel besin kaynağı ekmeğin, tarih, mitoloji, efsanelerde olduğu 
gibi, edebiyatta da yerini alması kaçınılmaz olmuş; gerek dünya ve gerekse ülkemiz edebiyatında 
ekmek temalı birçok öykü, roman, şiir baş köşeye kurulmuştur. Yazımızda ise ekmek, kiminin adın-
da, kiminin konusunda, kiminin ise tadındadır.
ROMANLAR
Dünya edebiyatındaki ekmek ile ilgili çarpıcı ve halen popüler eserlerden biri, ünlü Rus yazar 
Maksim Gorki’nin 1916’da yazdığı “Ekmeğimi Kazanırken”dir. Gorki’nin, edebi olgunluk çağı 
ürünlerinden Ekmeğimi Kazanırken; diğerleri Çocukluğum ve Benim Üniversitelerim olan otobi-
yografik üçlemesinden biridir. 
Yine Emile Zola’nın, madencilerin ayaklanmasını, binlerce emekçinin “ekmek, ekmek” çığlıkla-
rıyla isyan başlatışını anlattığı “Germinal” beyaz perdeye de esin kaynağı olmuş, okuyucuyla olduğu 
kadar, izleyicisiyle de buluşmuştur. 
Nobelli ünlü Alman yazar Heinrich Böll’ün “İlk Yılların Ekmeği” adlı sıradışı yapıtı, ikinci 
dünya savaşı sonrası yaşanan açlık sınırına çarpıcı bir üslupla gönderme yapar. Romanın başkişisi, 
Almanya’nın en bunalımlı dönemleriyle özdeşleşir ve verdiği mücadele vurucu bir dille aktarılır. 
Yine Xavier de Montepin 1884’de Fransız edebiyatının en ünlü klasiklerinden Ekmekçi Kadın 
adlı romanını okurlara kazandırmış, yayınlandığı yıllarda önemli yankılar uyandıran eser, hemen 
tüm dillere çevrilmiş, içerdiği toplumsal sorunlarla ve küçük insanların dramlarını anlatmadaki 
başarısıyla haklı bir üne kavuşmuştur. 
Victor Hugo’nun Sefiller’i de konusunu ekmekten alır. 1861’de yazılmış bu önemli eser; ekmek 
çaldığı için beş yıl kürek cezası ile hüküm giyen kürek mahkumu Jan Valjean ile polis müfettişi 
Javert arasında sürüp giden bir kovalamacanın hazin hikayesi üzerine kuruludur. 
Refik Halit Karay 1985 yılında “Ekmek Elden Su Gölden” isimli romanında; geçmişte 
soylu, varsıl bir ailenin torunu olan Ferhan’ın alıştığı zenginliğe yeniden kavuşmak umuduyla 
Duranbeyliler’in ablak oğlu Saim ile evlenmesini ve sonradan yaşayacağı pişmanlığı anlatmaktadır. 
Orhan Kemal’in ilk öykü kitabı 1949 yılında yazdığı “Ekmek Kavgası”dır. Fabrikada çalışan 
emekçiler, kenar mahalle insanları, cezaevlerindeki mahpusların yaşamlarından kesitler aktaran 
kitap adını, bir asker ile alayın dökülen yemek artıklarını kapışan yoksullar arasındaki çekişmeden 
almıştır. 
Orhan Kemal´in 1968’de yazıp 1969 yılında hem Türk Dil Kurumu Öykü Ödülü, hem de Sait 
Faik Hikâye Armağanı kazanan öykü kitabı “Önce Ekmek”, kent yaşamına ve onun keşmekeşine 
ayak uydurma savaşı verirken, bir yandan da hayata tutunma uğraşı içinde bocalayan insan manza-
ralarını aktaran öyküleri içerir. 
Fakir Baykurt’un 1972’de yazıp aynı yıl Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’nü kazanan “Yarım 
İnsan ve Ekmek
158

Ekmek”, Almanya’ya göç sürecinin insanımız ve Alman toplumuna çok yönlü etkilerini anlatan 
bir eserdir. Birçok yazara ilham kaynağı oluşturan bu çetrefilli konunun, genellikle Almanya’nın 
Duisburg kenti eksen alınarak işlendiği roman, eşinin ölümünden sonra üç çocuğu ile Almanya’ya 
gelip Duisburg’taki bir yaşlılar yurdunda bulaşıkçı olarak çalıştığı 12 yıl boyunca sıla hasreti çeken 
Burdurlu Kezik’in hikayesidir. 
Haydar Işık’ın 2006’da kaleme aldığı tarihi romanı “Bitlis Beyi Haydar Han’a Gönderilen Kanlı 
Ekmek”, 1650’li yıllarda etkin olan Bitlis Beyliği’nin sosyoekonomik durumu ve Osmanlı ile savaşı-
mını, Evliya Çelebi’nin seyahatnamesine sadık kalarak anlatır. 
“Önce Ekmekler Bozuldu”, Oktay Akbal’ın 1946'da yayınlanan ilk kitabıdır. ‘40'lı yılların bir 
belgesel anısı’ olarak, yazarın İkinci Dünya Savaşı'na girme kuşkuları içinde çırpınan 18-20 yaşla-
rındaki bir gencin düşleri, aşkları, umutlarını kaleme aldığı otobiyografik eseridir. 
Ünlü çocuk kitapları yazarı Gülten Dayıoğlu’nun 1984’de yazdığı “Sıcak Ekmek” küçük okuyu-
cuları, ekmek kavramına yoğunlaştırması bakımından önemli bulunmuş bir çalışmadır. 
ŞİİRLER
Şiir dilinde de ekmek önemli bir esin kaynağı olarak, içeriğinde ekmek geçen sayısız şiire mal-
zeme oluşturmuştur. Aşağıda bunlardan bazı örnekler yer almaktadır.
Felsefe
Köle sahipleri ekmek kaygısı çekmedikleri için felsefe yapıyorlardı, 
Çünkü 
Ekmeklerini köleler veriyordu onlara; 
Köleler ekmek kaygısı çekmedikleri için 
Felsefe yapmıyorlardı, 
Çünkü 
Ekmeklerini köle sahipleri veriyordu onlara. 
Ve yıkıldı gitti Likya. 
Köleler felsefe kaygısı çekmedikleri için ekmek yapıyorlardı, 
Çünkü 
Felsefelerini köle sahipleri veriyordu onlara; 
Felsefe sahipleri köle kaygısı çekmedikleri için ekmek yapmıyorlardı, 
Çünkü 
Kölelerini 
Felsefe veriyordu onlara. 
Ve yıkıldı gitti Likya
Melih Cevdet ANDAY
İnsan ve Ekmek
159

Barış
Ekmek kırıntıları 
serpiyorum cephede 
kumtorbaları üstüne 
su verirken 
evinde generalim 
kuşkonmaz çiçeğine
Sunay AKIN
Ekmek ve Yıldızlar 
Ekmek dizimde 
Yıldızlar uzakta, ta uzakta. 
Ekmek yiyorum yıldızlara bakarak. 
Öyle dalmışım ki sormayın, 
Bazan şaşırıp, ekmek yerine 
Yıldız yiyorum. 
Oktay RIFAT (Horozcu)
Soru
Kuru ekmek gibi ufalanan hayatımdan 
Ne öğrendim seninle sorma bana 
Ey aşk, dirilişin sonu musun sen 
Başlangıcı mı yoksa?
Ayşenur YAZICI
Derd-İ Firakın İle 
Düşeli Sevdaya 
Derd-i firakın ile düşeli sevdaya mey’e 
Müptelayım, deliyim, düşmüşüm esrarı-ney’e 
Feleğin kahpe başında paralansın parası 
Ben güzel sevmeye geldim, değil ekmek yemeye
Neyzen TEVFİK
Seviyorum Seni 
Seviyorum seni ekmeği tuza banıp yer gibi 
Geceleyin ateşler içinde uyanarak 
Ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi, 
Ağır posta paketini, neyin nesi belirsiz, 
Telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi. 
Seviyorum seni denizi ilk defa uçakla geçer gibi. 
İstanbul’da yumuşacık kararırken ortalık 
İçimde kımıldanan birşeyler gibi 
Seviyorum seni ‘yaşıyoruz çok şükür’ der gibi. 
Nazım Hikmet RAN
İnsan ve Ekmek
161

Buğdaydan Öğrendim Şiiri
Buğdaydan öğrendim şiiri
Canım kara buğdaydan
Tadı tat binlerce yıldır
İyilik cömertlikle alır
Sofralarda yerini.
Akan sulardan öğrendim
Kimsesiz çeşmelerden kırda
Duru pınarlardan dağların beleninde
Denizden ya da, yazlar kışlar geçer
Tükenmez bize anlattıkları.
Kır çiçeklerinden öğrendim
Ürerler dağ bayır kendiliğinden
Renkleriyle kurumlanmadan
Ayırmadan çobanı beyi
Sunarlar güzelliklerini.
Köy kahvelerinde öğrendim
Yağmur, toprak, kadınlar, severek
Bir ömür sözünü ettikleri
Ne kıtlıklar kırar umutlarını
Ne istekleri biter tükenir.
Çarşıda pazarda öğrendim şiiri
Küfürlerinden balıkçıların şoförlerin
Saysam ustalarım hep böyle gider
Adsız ağaçlar, göğün değişimleri
İçgüdüleri kuşların böceklerin...
Nasıl renk renk açarsa kır çiçekleri
Kayanın dibinden patlarsa kaynak
Sevince sarhoş olunca bizlerden biri
İndirir yumruğunu yırtarsa gömleğini
Şiir yazarım ben de kanımı akıtarak...
Necati CUMALI
O ve Ben 
Sana koşuyorum bir vapurun içinde 
Ölmemek, delirmemek için. 
Yaşamak; bütün adetlerden uzak 
Yaşamak.... 
Hayır değil, değil sıcak 
Dudakların hatırası; 
Değil saçlarının kokusu 
Hiçbiri değil. 
Dünyada büyük fırtınaların koptuğu böyle gün-
lerde 
Ben onsuz edemem. 
Eli elimin içinde olmalı, 
Gözlerine bakmalıyım, 
Sesini işitmeliyim. 
Beraber yemek yemeliyiz 
Ara sıra gülmeliyiz. 
Yapamam onsuz edemem. 
Bana su, bana ekmek, bana zehir; 
Bana tad, bana uyku 
Gibi gelen çirkin kızım. 
Sensiz edemem. 
Sait Faik ABASIYANIK 
İnsan ve Ekmek
162

Ekmek Gibi Mübarek 
Susadım
Üç tane elma soydular, üç tane portakal
Nafile
Bir bardak suyun yerini tutmadı.
Acıktım,
Kuş sütü, kuru üzüm getirdiler,
Nafile
Bir çimdik somunun yerini tutmadı.
Seni düşündüm sevgilim şükrederek,
Su gibi aziz olasın her daim,
Ekmek gibi mübarek...
Bedri Rahmi EYÜBOĞLU
Desem Ki
desem ki vakitlerden bir nisan akşamıdır 
rüzgarların en ferahlatıcısı senden esiyor 
sende seyrediyorum denizlerin en mavisini 
ormanların en kuytusunu sende görmekteyim 
senden kopardım çiçeklerin en solmazını 
toprakların en bereketlisini sende sürdüm 
sende tattım yemişlerin cümlesini 
desem ki sen benim icin, 
hava kadar lazım, 
ekmek kadar mübarek, 
su gibi aziz bir şeysin; 
nimettensin, nimettensin. 
desem ki... 
inan bana sevgilim inan 
evimde şenliksin bahçemde bahar 
ve soframda en eski şarap 
bırak ben söyleyeyim güzelliğini, 
rüzgarla nehirlerle, kuşlarla beraber. 
günlerden sonra bir gün, 
şayet sesimi farkedemezsen 
rüzgarların, nehirlerin, kuşların sesinden, 
bil ki ölmüşüm. 
fakat yine üzülme müsterih ol 
kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini 
ve neden sonra 
tekrar duyduğun gün sesimi gök kubbede 
hatırla ki mahşer günüdür 
ortalığa düşmüşüm seni arıyorum
Cahit Sıtkı TARANCI
Halkın Ekmeği
Bilin: Halkın ekmeğidir adalet.
Bakarsınız bol olur bu ekmek,
Bakarsınız kıt,
Bakarsınız doyum olmaz tadına,
Bakarsınız berbat.
Azaldı mı ekmek,başlar açlık,
Bozuldumu tadı,başlar hoşnutsuzluk boy atma-
ya...
Bertolt BRECHT
İnsan ve Ekmek
163

Kadınlar III
Sade bunlar mı Cahit Külebi!
Doğup büyüdüğün Niksarda
Kadınlar görmedin mi?
Kablolur gider sanırdın
Tarla çapalarken güneş altında;
Karanlık odalarda tütün dizerken
Yanıp sönerdi ıslak ıslak
Yeşil tütün renginde gözleri.
Sade bunlar mı Cahit Külebi!
Kayseride, Adanada, İzmirde
Kadınlar görmedin mi?
Bir yırtık mendile benzerdiler,
Öyle kadınlar ki ekmek uğruna
Daha önce kızlıklarından
Renklerini verdiler.
Sade bunlar mı Cahit Külebi!
Sivasın Yıldızeli taraflarında
Ya o gördüğün genç kadın
-Öyle sabırlı öyle sessiz..-
Yüzüne ağlıyarak bakardın.
Otuzuna bile basmadan, dostlar!
Ölüp gidersem
Peşimden ağlamayın!
Yalnız kadınlar için,
Yalnız onlar için ağlayın! 
Cahit KÜLEBİ
Ekmek 
Dilimin ucunda bir eski arkadaş adı. 
Unutulmuş şekilleri taşıyan bulutlar; 
Bir gökyüzü genişliğiyle ruhuma dolar 
Otların içine sırtüstü yatmanın tadı. 
 
Avucumda sıcaklığını duyduğum ekmek; 
Üstümde hâtırası kadar güzel sonbahar; 
O bembeyaz, o tertemiz bulutlara dalar 
Düşünürüm bir çocuk türküsü söyleyerek. 
Orhan Veli KANIK
Buğdayın Türküsü
Halkım ben, parmakla sayılmayan
Sesimde pırıl pırıl bir güç var
Karanlıkta boy atmaya
Sessizliği aşmaya yarayan
Ölü, yiğit, gölge ve buz, ne varsa
Tohuma dururlar yeniden
Ve halk, toprağa gömülü
Tohuma durur bir yerde
Buğday nasıl filizini sürer de
Çıkarsa toprağın üstüne
Güzelim kızıl elleriyle
Sessizliği burgu gibi deler de
Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerde. 
Pablo NERUDA
İnsan ve Ekmek
165

Bir Kıyı Kahvesinde
Gün ağmıştı. Adaçaylarımızı söylemiş miydik?
Üç kişi bir köşede oturmuş ağ yamıyordu
Kimimiz aznif oynuyor, cıgara üstüne cıgara
yakıyordu kimimiz. Sanki dünya durmuştu
öyle dalmış gitmiştik. Kendi kendimizdik.
Bir sürü kırlangıç dışarda camlara vuruyordu.
Birden bir ses, yüzüne karışmış bıyıkları
- Deniz çekildi, dedi. Hepimize tutup
denizde gezdirdiği gözlerini. Büyük
bir boşluk bırakıp sonra da arkasında
Kalktı.
Biz işte o zaman gördük onu
ve çekilen denizi.
O zaman çıktık kendimizden
Dışarda bir dilim ekmek gibiydi gök.

Do'stlaringiz bilan baham:
1   2   3   4   5   6   7   8   9


Ma'lumotlar bazasi mualliflik huquqi bilan himoyalangan ©fayllar.org 2019
ma'muriyatiga murojaat qiling