Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi


Kardeşlerimizin Koruyucuları


Download 4.8 Kb.
Pdf ko'rish
bet2/32
Sana24.05.2018
Hajmi4.8 Kb.
#31595
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   32

Kardeşlerimizin Koruyucuları
150 bin yıl önce, insanlar ateşin faydalarına rağmen hâlâ güçsüz ve önemsiz yaratıklardı.
Artık aslanları korkutabiliyor, soğuk gecelerde kendilerini ısıtabiliyor ve karşılarına çıkan
ormanları  yakabiliyorlardı.  Yine  de  mevcut  tüm  türleri  düşündüğümüzde,  muhtemelen
Endonezya  takımadalarıyla  İberya  yarımadası  arasında  yaşayan  bir  milyon  civarında
sayılarıyla, ekolojik radardaki küçük bir noktadan fazlası değillerdi.
Kendi  türümüz  Homo  sapiens  o  dönemde  dünyada  mevcuttu,  fakat  Afrika'nın  bir
köşesinde kendi işiyle meşguldü. Homo sapiens olarak tanımlanabilecek hayvanların daha
önceki  bir  insan  türünden  ne  zaman  ve  nerede  ayrıldığı  tam  olarak  bilinmiyor,  fakat
bilim  insanları  aşağı  yukarı  150  bin  yıl  önce  Doğu  Afrika'nın  tıpkı  bizim  gibi  görünen
Sapienslerle  dolu  olduğuna  inanıyorlar.  Bugün  bile  bir  patolog  herhangi  bir  fark
bulamaz. Ateş sayesinde atalarından daha küçük çeneleri ve dişleri vardı, buna karşılık
beyinleri bizimki gibi çok büyüktü.

Harita 1: Homo sapiens dünyayı fethediyor
 
Bilim  insanları  70  bin  yıl  önce  Doğu  Afrika  kökenli  Sapienslerin  Arap  yarımadasına
doğru yayıldıklarını ve oradan da tüm Avrasya'ya dağıldıklarına inanıyorlar.
Homo  sapiens  Arabistan'a  vardığında  Avrasya'nın  çoğu  diğer  insanlar  tarafından
mesken  tutulmuştu.  O  insanlara  ne  oldu?  Buna  cevap  olarak  bir  biriyle  çelişen  iki  teori
var. İlk teori olan "Irk Karışımı Teorisi" çekim, seks ve karışıma dayalı bir hikaye anlatır.
Buna göre, Afrikalı göçmenler dünyaya yayıldıkça diğer insan topluluklarıyla karıştılar ve
bugünkü insanlar da bu karışımın sonunda ortaya çıktılar.
Örneğin  Sapiens  Ortadoğu  ve  Avrupa'ya  ulaştığında  Neandertallerle  karşılaştı.  Bu
insanlar  Sapiens'ten  daha  kaslıydı,  beyinleri  daha  büyüktü  ve  soğuk  iklimlere  daha  iyi
adapte olmuşlardı. Çeşitli aletleri vardı ve ateşi kullanabiliyorlardı. Ayrıca iyi avcılardı ve
anlaşıldığı  kadarıyla  hasta  ve  yaşlılarına  bakım  yapıyorlardı  (Arkeologlar,  uzun  yıllar
ciddi  fiziksel  engellerle  yaşamış  Neandertal  kemikleri  buldular,  bu  da  akrabalarının
onlara  baktığını  gösteriyor).  Neandertaller  genellikle  kaba  saba  ve  aptal  "mağara
insanları" olarak karikatürize edilirler, fakat yakın tarihli bulgular bu imajı değiştirmiştir.
 

Görsel 3: Bir Neandertal çocuğun tartışmalı
rekonstrüksiyonu. Genetik kanıtlar, en azından bazı
Neandertallerin açık renkli saç ve tene sahip olmuş
olabileceğini gösteriyor.
 
Irk  Karışımı  Teorisi'ne  göre,  Sapiens  Neandertal  topraklarına  yayılınca,  iki  insan
nüfusu  tamamen  birleşene  kadar  birbirleriyle  karıştılar.  Eğer  gerçek  buysa,  bugünkü
Avrasyalılar  saf  Sapiens  değil  Sapiens  ve  Neandertallerin  karışımıdır.  Doğu  Asya'ya
ulaşan  Sapiens'te  benzer  şekilde  oradaki  yerli  Erectus'la  karışmıştır,  dolayısıyla  Çinliler
ve Koreliler Sapiens'le Erectus'un karışımıdır.
Buna  karşılık  "Yerine  Geçme  Teorisi"  başka  bir  kurgu  anlatır:  uyumsuzluk,  tepki  ve
hatta  belki  de  soykırım.  Bu  teoriye  göre  Sapiens  ve  diğer  insanların  farklı  anatomileri
vardı  ve  muhtemelen  çiftleşme  alışkanlıkları  hatta  vücut  kokuları  bile  farklıydı,
dolayısıyla  birbirlerine  cinsel  ilgi  duyma  ihtimalleri  düşüktü.  Yanı  sıra  bir  Neandertal
Romeo  ile  Sapiens  Jülyet  âşık  olsalar  bile  üretken  çocuklar  yapamazlardı,  çünkü  iki  tür
arasındaki  genetik  uçurum  çok  büyüktü.  Bu  yüzden  iki  tür  birbirlerinden  tamamen
ayrışmış  olarak  var  oldular  ve  Neandertaller  tamamen  ölünce  veya  öldürülünce,  genleri
de onlarla birlikte yok oldu. Bu görüşe göre Sapiens diğer türlerle hiç karışmadan onların
yerine geçti. Eğer gerçek bu şekildeyse günümüzdeki insanların tamamının soyu 70 bin
yıl önce Güney Afrika'ya kadar götürülebilir. Bu durumda hepimiz "saf Sapiensler"iz.
Pek çok tartışmanın dayanağı bu konudur. Evrim açısından bakarsak 70 bin yıl görece
kısa bir zaman dilimidir. Eğer Yerine Geçme Teorisi doğruysa, yaşayan tüm insanlar aşağı
yukarı  aynı  genetiğe  sahiptir  ve  aralarındaki  ırksal  farklılıklar  önemsiz  kabul  edilebilir.
Ama  eğer  Karışım  Teorisi  doğruysa  Afrikalılar,  Avrupalılar  ve  Asyalılar  arasında  yüz
binlerce  yıl  geriye  giden  genetik  farklılıklar  vardır.  Bu  çıkarım  siyasi  açıdan  çok  riskli,
çünkü saatli bomba gibi patlamaya hazır ırk teorilerine malzeme sağlıyor.
Geçtiğimiz  on  yıllarda  Yerine  Geçme  Teorisi  bu  alanda  kabul  edilen  ana  teoriydi,
çünkü hem daha güçlü arkeolojik kanıtları vardı hem de siyaseten daha doğruydu (bilim
insanları,  modern  insan  toplulukları  arasındaki  ciddi  genetik  farklardan  bahsederek
Pandora'nın  Kutusu'nu  açmak  istemiyordu);  fakat  bu  durum  Neandertal  genom
haritasının  dört  yıllık  bir  çaba  sonucunda  açıklandığı  2010'da  sona  erdi.  Genetikçiler
fosillerden yeterli miktarda bozulmamış Neandertal DNA'sı toplayarak bunu günümüz

insanının DNA'sıyla karşılaştırabilmişlerdi. Sonuçlar bilim dünyasını şaşkınlığa uğrattı.
Modern Ortadoğu ve Avrupa insanı DNA'sının yüzde 1 ila 4'ünün Neandertal DNA'sı
olduğu ortaya çıktı. Bu büyük bir oran değil, ama önemli. Birkaç ay sonra Denisova'daki
fosilleşmiş  parmaktan  alınan  DNA'nın  haritası  çıkarıldığında  ikinci  şok  geldi.  Sonuçlar
modern Melanezyalıların ve Avustralyalı Aborjinlerin DNA'sının yüzde 6'ya varan oranda
Denisova DNA'sı kökenli olduğunu ortaya koydu.
Eğer bu sonuçlar gerçekse —bu arada araştırmaların hâlâ sürdüğünü ve gelecekte bu
bulguların  doğrulanacağını  veya  değişeceğini  öngörmekte  fayda  var—  Karışım  Teorisi
taraftarları  en  azından  bazı  konularda  haklı  çıkmıştır  denebilir.  Yine  de  bu  bulgulara
göre,  Yerine  Geçme  Teorisi  tamamen  yanlış  anlamına  gelmez.  Günümüzdeki  insanın
genomunda  sadece  küçük  bir  miktar  Neandertal  ve  Denisova  DNA'sı  bulunduğundan,
Sapiens ve diğer türler arasında tam bir "karışım" bulunduğunu iddia edemeyiz. Her ne
kadar aralarındaki farklar üretken bir cinsel ilişki kurmalarına engel olacak kadar büyük
değilse de, bu tür ilişkilerin nadiren gerçekleşmesini sağlayacak kadar da büyüktü.
Peki bu durumda Sapiens, Neandertal ve Denisovalıların biyolojik akrabalığını nasıl
açıklamalıyız?  Açıkça  görülüyor  ki  bunlar  atlar  ve  eşekler  gibi  tamamen  farklı  türler
değillerdi.  Öte  yandan  Buldoklar  ve  Spanieller  gibi  aynı  türün  farklı  popülasyonları  da
değillerdi. Biyolojik gerçeklikler siyah ve beyaz değildir, çok önemli "gri alanlar" da vardır.
Ortak bir atadan türeyen her iki tür, örneğin atlar ve eşekler, bir ara aynı türün iki ayrı
popülasyonuydular,  tıpkı  Buldoklar  ve  Spanieller  gibi.  Her  iki  popülasyon  birbirinden
oldukça farklı olduğu hâlde tarihin bir noktasında, nadiren de olsa cinsel olarak üreyip
üretken  yavrularının  olduğu  bir  zaman  dilimi  olmalıydı.  Son  bir  genetik  mutasyon,
sonrasında  iki  cins  arasındaki  bu  son  bağı  da  kopardı  ve  evrimsel  yollarına  ayrı  ayrı
devam ettiler.
Öyle  anlaşılıyor  ki  50  bin  yıl  kadar  önce  Sapiens,  Neandertaller  ve  Denisovalılar  bu
son  aşamada  bulunuyordu.  Tam  olarak  değil  ama  neredeyse  apayrı  türlerdi.  Sonraki
bölümde  göreceğimiz  gibi  Sapiens  daha  o  zaman  bile  Neandertallerden  ve
Denisovalılardan sadece genetik kod ve fiziksel özellikler açısından değil, aynı zamanda
bilişsel  ve  sosyal  becerileri  bakımından  da  çok  farklıydı,  yine  de  nadiren  de  olsa  bir
Sapiens  ve  Neandertal  üretken  bir  yavru  ortaya  çıkarabiliyordu.  Dolayısıyla  nüfuslar
karışmadı  ama  bazı  şanslı  Neandertal  genleri  Sapiens  trenine  son  anda  bindiler.  Biz
Sapienslerin bir sıralar belki başka türden bir hayvanla cinsel ilişkiye girip çocuk sahibi
olduğunu düşünmek rahatsızlık verici —belki de heyecan verici— bir durum.
Öte  yandan  eğer  Neandertaller,  Denisovalılar  ve  diğer  insan  türleri  Sapiens'le
karışmadıysa, neden ortadan kayboldular? Olasılıklardan biri Homo sapiens'in onları yok
oluşa itmesi. Bir grup Sapiens'in Neandertaller'in yüz binlerce yıldır yaşadığı bir Balkan
vadisine  geldiğini  hayal  edin.  Yeni  gelenler,  Neandertallerin  geleneksel  yiyecekleri  olan
meyveleri  ve  yemişleri  toplayıp  geyikleri  avlamaya  başlıyorlar.  Sapiensler,  üstün  sosyal
becerileri  ve  daha  ileri  teknolojileri  sayesinde  daha  iyi  avcı  ve  toplayıcılardı,  bu  yüzden
de  sayıca  çoğalıp  yayıldılar,  buna  paralel  olarak  daha  az  kaynağa  sahip  olan

Neandertaller  giderek  kendilerini  daha  zor  besleyebildiler.  Nüfusları  azaldı  ve  yavaş
yavaş yok oldular, sadece belki bazı üyeler Sapiens komşularına katılmış olabilirler.
Diğer  bir  olasılık  da  kaynaklar  için  verilen  savaşın  şiddetlenerek  soykırım  boyutuna
ulaşması.  Hoşgörü  Sapiens'in  baskın  özelliklerinden  biri  değildir.  Modern  zamanlarda
bile ten rengindeki, lehçe veya dindeki bir farklılık bir grup Sapiens'in bir başka grubu
yok etmeye çalışmasına sebep olabiliyor. Eski Sapiensler tamamen farklı bir insan türüne
karşı  hoşgörülü  olabilir  miydi?  Sapiens  Neandertaller  ile  ilk  karşılaştığında,  ortaya
tarihteki ilk ve en büyük etnik temizlik harekatının çıkmış olması gayet mümkündür.
Hangi  şekilde  olursa  olsun  Neandertaller  (ve  diğer  insan  türleri)  tarihteki  en  büyük
merak  konularından  biridir.  Neandertallerin  veya  Denisovalıların  Homo  sapiens  ile
birlikte hayatta kaldığını hayal edin. Pek çok farklı insan türünün yan yana hayatta kaldığı
bir  dünyada  nasıl  kültürler,  toplumlar  ve  politik  yapılar  ortaya  çıkardı?  Örneğin  dini
inançlar nasıl gelişirdi? Dini kitaplar Adem ile Havva'nın Neandertallerin atası olduğunu
mu  söylerdi?  Ya  da  İsa  Denisovalıların  günahları  için  mi  ölürdü,  ya  da  Kur'an  cennette
türü ne olursa olsun tüm insanlar için mi yer ayırırdı? Neandertaller Roma lejyonlarında,
ya da Çin İmparatorluğu'nun geniş bürokrasisinde hizmet verebilirler miydi? Amerikan
Bağımsızlık Bildirgesi tüm Homo türlerinin eşit olduğunu mu ilan ederdi? Karl Marx tüm
türlerin işçilerinin birleşmesini mi önerirdi?
Geçtiğimiz on bin yıl boyunca Homo sapiens ortalıktaki tek insan türü olmaya o kadar
alıştı  ki  bizim  için  diğer  ihtimalleri  hayal  etmek  çok  zor.  Kardeşimizin  olmaması
kendimizi yaratım sürecinin son noktası olarak görmemizi kolaylaştırıyor ve aynı şekilde
hayvanlar  âleminin  geri  kalanıyla  aramızda  uçurum  olduğunu  zannetmemize  sebep
oluyor.  Charles  Darwin  Homo  sapiens'in  diğer  hayvanlar  gibi  bir  hayvan  türü  olduğunu
söylediğinde,  insanlar  kızmıştı,  bugün  bile  çoğu  kişi  bunu  reddediyor.  Neandertaller
hayatta kalsaydı bugün hâlâ kendimizi ayrı bir yaratık olarak görür müydük? Belki de bu
yüzden atalarımız Neandertalleri yok etti, çünkü Neandertaller yok sayılamayacak kadar
yakın, fakat tolere edilemeyecek kadar da farklılardı.
* * *
Sapiens'in  suçu  mudur  bilinmez,  ama  gittikleri  her  yerde  yerli  nüfus  tükendi.  Homo
soloensis'in son kalıntıları günümüzden 50 bin yıl önceye tarihlenmektedir. Homo denisova
da  bundan  kısa  süre  sonra  yok  oldu.  Neandertaller  ise  yaklaşık  30  bin  yıl  önce  yok
oldular.  Flores  Adası'ndaki  son  cüce  insanlar  da  12  bin  yıl  önce  yok  oldular;  geride
kemikler, taştan aletler, DNA'mızdaki bazı genler ve pek çok cevaplanmamış soru ve son
insan türü olan Homo sapiens'i bırakmış oldular.
Sapiens'in  başarısının  sırrı  neydi?  Birbirinden  çok  uzak  ve  ekolojik  olarak  çok  farklı
yerlere bu kadar hızla yerleşmeyi nasıl başardı? Diğer insan türlerinin hepsini nasıl yok
oluşa  itti?  Neden  güçlü  kuvvetli,  beyni  gelişmiş  ve  soğuğa  dayanıklı  Neandertaller  bile
bizim  katliamımızdan  kaçamadılar?  Bu  konudaki  tartışmalar  sürüyor.  En  muhtemel

cevap,  zaten  tartışmanın  da  hâlâ  sürmesini  sağlayan  şey.  Homo  sapiens  dünyayı,  her
şeyden önce kendine özgü dili sayesinde fethetti.

2
Bilgi Ağacı
ÖNCEKİ  BÖLÜMDE,  150
  bin  yıl  önce  Doğu  Afrika'ya  yerleşen  Homo  sapiens'in  sonradan
dünyanın  geri  kalanına  yayılıp,  yaklaşık  70  bin  yıl  önce  de  diğer  insan  türlerini  ortadan
kaldırmaya  başladığını  gördük.  Aradaki  bin  yıllar  boyunca  bu  arkaik  Sapiensler,  aynen
bizim gibi bir dış görünüşe ve gelişmiş bir beyne sahip olsalar da diğer insan türlerine
karşı belirgin bir üstünlükleri yoktu. Ayrıca gelişmiş aletler yapmak gibi özel başarılar da
gösterememişlerdi.
Aslında, Sapienslerle Neandertaller arasındaki bilinen ilk karşılaşmayı Neandertaller
kazandı. 100 bin yıl önce bazı Sapiens grupları kuzeye, Doğu Akdeniz'e doğru göç ettiler.
Burası  Neandertal  bölgesiydi  ve  Sapiensler  buraya  tam  olarak  yerleşemediler.  Bunun
sebebi,  düşmanca  davranan  yerliler,  uygun  olmayan  bir  iklim  veya  Sapiens'in  yabancısı
olduğu  yerel  parazitler  ve  hastalıklar  olabilir.  Sebep  her  ne  olursa  olsun,  sonuçta
Sapiensler  o  bölgeden  çekildiler  ve  Neandertaller  Ortadoğu'nun  efendileri  olarak
kaldılar.
Bu başarısızlıklar sebebiyle, bilim insanları bu Sapienslerin beyinlerinin iç yapısının
bizimkilerden  farklı  olduğunu  öne  sürerler.  Bizim  gibi  görünüyorlardı,  fakat  bilişsel
becerileri  —öğrenme,  hatırlama,  iletişim  kurma—  bizden  çok  daha  sınırlıydı.  Bu  eski
Sapienslere,  örneğin  Türkçe  öğretmek,  İslamın  temel  öğretilerini  anlatmak  veya  evrim
teorisini  açıklamak  sonuçsuz  çabalar  olarak  kalırdı.  Aynı  şekilde  biz  de  onların  dilini
öğrenmekte ve düşünce biçimlerini anlamakta çok zorlanırdık.
Bununla birlikte, Homo sapiens  70  bin  yıl  önceden  başlayarak  çok  özel  birtakım  işler
yapmaya  başladı.  Bu  tarihte  Sapiens  kabileleri  Afrika'dan  ikinci  kez  çıktılar  ve  bu  sefer
Neandertalleri  ve  diğer  türleri  sadece  Ortadoğu'dan  değil,  tüm  yeryüzünden  sildiler.
Kayda değer kadar kısa sürede, Sapiens Avrupa ve Doğu Asya'ya ulaştı. Yaklaşık 45 bin
yıl önceyse bir şekilde açık denizi geçerek o tarihe kadar insanlar tarafından ulaşılmamış
olan  Avustralya'ya  vardılar.  70  bin  yıldan  30  bin  yıl  öncesine  kadar  geçen  sürede  botlar,
yağ lambaları, ok ve yaylar, iğneler (sıcak tutan elbiselerin dikimi için çok önemlidir) gibi
aletlerin  icadı  gerçekleşti.  Sanat  olarak  kabul  edilebilecek  ilk  mücevherler  ve  dinlerin
oluşumunu  gösteren  ilk  buluntularla,  ticaret  ve  toplumsal  katmanlar  da  yine  bu
dönemde ortaya çıkmıştı.
Çoğu  araştırmacı,  bu  daha  önce  örneği  olmayan  başarıların  Sapienslerin  bilişsel
yeteneklerinde gerçekleşen bir gelişmeye dayandığına inanıyor. Neandertalleri yok eden,
Avustralya'ya kadar yerleşen ve Stadel aslan adamını yapan insanların en az bizim kadar
akıllı, yaratıcı ve duygusal olduğuna inanılıyor. Stadel mağarası sanatçılarıyla karşılaşsak,
biz  onların  ve  onlar  da  bizim  dilimizi  öğrenebilirdi.  Onlara  bildiğimiz  her  şeyi  (Alice
Harikalar Diyarında'dan kuantum fiziğinin gizemlerine) açıklayabilirdik ve onlar da bize
kendi insanlarının dünyayı nasıl gördüğünü anlatabilirdi.

 
Görsel 4: Almanya'daki Stadel Mağarası'nda bulunmuş,
günümüzden yaklaşık 32 bin yıl önce yapılmış, vücudu insan, başı
aslan şeklinde Fildişinden bir "aslan adam" (veya "aslan kadın"). Hiç
tartışmasız, ilk sanatsal ve muhtemelen dini üretim örneklerinden
biri olduğu gibi, insanların gerçekte var olmayan şeyler hayal
edebilme becerisini de kanıtlar.
 
Bilişsel Devrim, 70 ila 30 bin yıl önce ortaya çıkan yeni düşünce ve iletişim biçimleri
anlamına  gelir.  Sebebi  kesin  olarak  bilinmemekle  birlikte,  en  çok  kabul  gören  teoriye
göre  genetik  mutasyonlar  Sapiens'in  beyin  iç  yapısını  değiştirerek,  daha  önce  mümkün
olmayan  şekillerde  düşünmelerini  ve  tamamen  yeni  dillerle  iletişim  kurabilmelerini
sağladı.  Bilgi  Ağacı  mutasyonu  adını  verebileceğimiz  bu  mutasyon,  neden  Neandertal
yerine  Sapiens'in  DNA'sında  gerçekleşti?  Bilebildiğimiz  kadarıyla  bunun  sebebi
tamamen  tesadüf,  önemli  olansa  Bilgi  Ağacı  mutasyonunun  sebeplerinden  ziyade
sonuçlarını  anlamak.  Yeni  Sapiens  dilini,  tüm  dünyayı  fethetmesini  sağlayacak  kadar
güçlü kılan özellik neydi?
[2]
Üstelik bu ilk dil de değildi. Her hayvan türünün bir tür dili vardır. Örneğin karıncalar
ve arılar gibi böceklerin bile karmaşık biçimde iletişim kurduğu bilinir, bu da genellikle
gıdanın nerede bulunduğunu iletmek için kullanılır. Sapiens dili, ilk sesli dil de değildi;
tüm maymun türleri dahil pek çok hayvanın sesli dilleri vardır. Örneğin yeşil maymunlar
iletişim  kurmak  için  pek  çok  farklı  ses  çıkarırlar.  Zoologlar  şu  ana  kadar  "Dikkatli  ol!

Kartal geliyor!" anlamına gelen birini tanımlayabildi. Biraz daha farklı bir diğeri, "Dikkat
et!  Aslan!"  anlamına  geliyor.  Araştırmacılar  ilk  çağrının  kaydını  bir  grup  maymuna
dinlettiğinde, maymunlar yaptıkları işi bırakıp korkuyla yukarı baktılar. Aynı grup ikinci
çağrı  dinletildiğindeyse  hemen  bir  ağaca  tırmandı.  Sapiensler  yeşil  maymunlardan  çok
daha  çeşitli  sesler  çıkarabiliyordu,  ama  balinalar  ve  fillerin  de  aynı  derecede  etkileyici
yetenekleri vardır. Bir papağan, Albert Einstein'ın söylediği her şeyi söyleyebileceği gibi,
aynı  zamanda  çalan  telefon,  sertçe  kapanan  kapı  ve  siren  seslerini  de  taklit  edebilir.
Einstein'ın  bir  papağana  göre  pek  çok  üstünlüğü  vardı  elbet,  ama  ses  konusunda  değil.
Peki o hâlde dilimizi bu kadar özel kılan şey ne?
Buna  cevap  olarak  en  yaygın  kabul,  dilimizin  olağanüstü  esnek  olmasıdır.  Sınırlı
sayıda  sesi  ve  işareti  kombine  ederek  her  biri  farklı  bir  anlama  sahip  sonsuz  sayıda
cümle  üretebiliriz.  Bu  sayede  de  etrafımızdaki  dünya  hakkında  devasa  miktarda  bilgiyi
algıyabilir,  depolayabilir  ve  iletebiliriz.  Bir  yeşil  maymun  arkadaşlarına  "Dikkat  et!
Aslan!"  diye  bir  uyarı  gönderebilirken,  modern  insan,  arkadaşlarına  sabah  saatlerinde
nehrin  kıvrım  yaptığı  yerde  bir  bizon  sürüsünü  takip  eden  bir  aslan  gördüğünü
söyleyebilir. Ayrıca olayın yerini tam olarak aktarabilirken, buraya giden farklı yolları bile
anlatabilir. Haberi alan insan grubu, bu bilgiyle kafa kafaya verir ve nehre yaklaşıp aslanı
kaçırarak bizonu avlama planı yapabilir.
İkinci  bir  teori,  dilimizin  dünyayla  ilgili  bilgi  paylaşımıyla  zaman  içinde  evrildiğini
öne  sürer,  ve  elbette  en  önemli  bilgiler,  aslan  ve  bizonlarla  değil  insanlarla  ilgili
olanlardır.  Bu  teoriye  göre  dilimiz  dedikodu  yapma  aracı  olarak  evrilmiştir  ve  Homo
sapiens her şeyden önce sosyal bir hayvandır, sosyal işbirliği hayatta kalma ve üreme için
kritik  öneme  sahiptir.  Kadın  ve  erkek  bireyler  için  aslanların  ve  bizonun  yerini  bilmek
yeterli  değildir,  asıl  önemli  olan  kabilede  kimin  kimden  nefret  ettiğini,  kimin  kiminle
ilişkiye girdiğini, kimin dürüst ve kimin hilebaz olduğunu bilmektir.
Birkaç  düzinelik  bir  grupta  sürekli  değişen  ilişkileri  takip  edebilmek  için  edinilmesi
ve depolanması gereken bilgi miktarı inanılmazdır (50 kişilik grupta, 1.225 farklı birebir
ilişki vardır, ve bundan çok daha fazla sayıda karmaşık kombinasyon da bulunur). Tüm
maymunlar  sosyal  ilişkilerle  yakından  ilgilidir,  ancak  etkin  bir  biçimde  dedikodu
yapamazlar.  Neandertaller  ve  arkaik  Homo  Sapiensler  de  muhtemelen  birbirlerinin
arkasından  rahatça  konuşamazdı.  Dedikodu  sıkça  kötülenen  ama  aslında  kalabalık
gruplar  halinde  işbirliği  yapabilmenin  de  temelini  oluşturan  bir  beceridir.  Modern
Sapiens'in  yaklaşık  70  bin  yıl  önce  edindiği  yeni  dil  becerisi,  ona  saatlerce  dedikodu
yapabilme  şansı  verdi;  kime  güvenilebileceğine  dair  bilgi,  küçük  grupların  daha  büyük
gruplara  dönüşmesine,  dolayısıyla  da  Sapiens'in  daha  sıkı  ve  karmaşık  işbirliği
yöntemleri geliştirmesine yol açtı.
[3]
Dedikodu teorisi ilk başta şaka gibi gelebilir ama pek çok çalışma bunu destekliyor.
Bugün  bile  insanlar  arasındaki  iletişimin  büyük  bölümü,  ister  e-posta  ister  telefon
konuşması  veya  gazete  sütunları  olsun,  dedikodudan  oluşur.  Bu  durum  bize  o  kadar
doğal  gelir  ki,  sanki  dilimiz  özellikle  bu  amaç  için  evrimleşmiş  gibidir.  Yoksa  siz  tarih

profesörlerinin  öğlen  yemeğinde  Birinci  Dünya  Savaşının  sebeplerini  tartıştığını  veya
nükleer  fizikçilerin  akademik  konferansların  kahve  molasında  zerreciklerden
bahsettiklerini  mi  düşünüyorsunuz?  Belki  bazen  öyledir.  Ama  genellikle,  kocasının
kendisini  aldattığını  yakalayan  profesör,  bölüm  başkanıyla  dekan  arasındaki  tartışma
veya  bir  meslektaşlarının  araştırma  fonuyla  kendisine  lüks  bir  araba  alması  gibi
konularda  dedikodu  yaparlar.  Dedikodular  genellikle  yanlış  davranışlar  üzerine
odaklanır.  Günümüz  basının  ilk  örneği  sayılabilecek  söylenti,  toplumu  bilgilendirerek
insanları hilebazlardan ve asalaklardan koruyan gazetecilik faaliyeti gibiydi.
* * *
Muhtemelen  hem  dedikodu  hem  de  "nehrin  kenarında  aslan  var"  teorisi  geçerlidir.
Dilimizin gerçekten özgün olan tarafıysa, insanlar ve aslanlar hakkında bilgi paylaşımına
olanak  sağlamasından  çok,  var  olmayan  şeyler  hakkındaki  bilginin  aktarılmasını
sağlamaktır.  Bildiğimiz  kadarıyla  sadece  Sapiens  hiç  görmediği,  dokunmadığı  veya
koklamadığı varlıklar hakkında konuşabiliyor.
Efsaneler, mitler, tanrılar ve dinler ilk kez Bilişsel Devrim sayesinde ortaya çıktı. Daha
önce  pek  çok  hayvan  ve  insan  türü  "Dikkat  et!  Bir  aslan!"  diye  uyarı  gönderebiliyordu,
ama Bilişsel Devrim sayesinde, Homo sapiens "aslan kabilemizin koruyucu ruhudur" deme
becerisini  kazandı.  Kurgular  hakkında  konuşabilme  becerisi,  Sapiens  dilinin  en  özgün
yanıdır.
Sadece  Homo  sapiens'in  var  olmayan  şeyler  hakkında  konuşabildiği  iddiası  herkesçe
kabul  edilebilecek  bir  önerme.  Bir  maymunu,  ölümden  sonra  gideceği  maymun
cennetindeki  sınırsız  muzla  kandırarak  elindeki  muzu  vermeye  asla  ikna  edemezsiniz.
Peki bu neden bu kadar önemli? Sonuçta kurgu tehlikeli biçimde yanlış yönlendirebilen
veya dikkat dağıtan bir şey olabilir. Ormana melekler ve tek boynuzlular görmeye giden
insanların  hayatta  kalma  şansı  kesinlikle  ormana  mantar  ve  geyik  bulmaya  gidenlerden
daha  az  olacaktır.  Ayrıca  eğer  zamanınızı  var  olmayan  koruyucu  ruhlara  dua  etmekle
geçirirseniz, gıda toplamak, savaşmak ve üremek gibi şeyler için kullanılabilecek değerli
vakti boşa harcamış olmaz mısınız?
Öte  yandan  kurgu,  sadece  bir  şeyleri  hayal  edebilmemizi  değil,  bunu  kolektif  olarak
yapmamızı  sağladı.  Bu  sayede  İncil'deki  yaradılış  hikayesi,  Avustralya  yerlilerinin
Dreamtime  mitleri  ve  modern  devletlerin  milliyetçi  mitleri  gibi  ortak  mitler
yaratabiliyoruz. Bu mitler Sapiens'e büyük gruplar halinde esnek bir işbirliği yapabilme
becerisi vermiştir. Karıncalar ve arılar da çok büyük gruplar halinde çalışabilirler, ancak
bunu  yalnızca  çok  katı  bir  biçimde  ve  sadece  akrabalarıyla  yaparlar.  Kurtlar  ve
şempanzeler,  karıncalardan  çok  daha  esnek  biçimde  işbirliği  yaparlar,  ama  onlar  da
sadece  yakından  tanıdıkları  az  sayıdaki  üyeyle  yapabilirler  bunu.  Sapiens  ise  sonsuz
sayıda yabancıyla çok esnek bir şekilde işbirliği yapabilir. İşte bu yüzden Sapiens dünyayı
yönetirken,  karıncalar  bizim  artıklarımızla  beslenir  ve  şempanzeler  de  araştırma

laboratuvarlarında ve hayvanat bahçelerinde kafes altındadır.

Download 4.8 Kb.

Do'stlaringiz bilan baham:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   32




Ma'lumotlar bazasi mualliflik huquqi bilan himoyalangan ©fayllar.org 2022
ma'muriyatiga murojaat qiling