I. uluslararasi


Ordası (19. yüyılın 2. yarısı) Büyük Cam


Download 3.66 Mb.
Pdf ko'rish
bet21/46
Sana01.12.2017
Hajmi3.66 Mb.
1   ...   17   18   19   20   21   22   23   24   ...   46

Ordası (19. yüyılın 2. yarısı) Büyük Cami (19. yüzyılın başı), Kadı Kamal Medresesi 

ve diğerleri günümüze kadar ulaşmıştır.   

Tarihi belgelere göre Hokand Hanlığı döneminde (1709-1876) şehirde yedi saray-

külliye yapılmıştır. İç ve dış savaşlar sonucunda altı tanesi günümüze kadar ulaşmamıştır. 

Seyyid Muhammed Ömer Han tarafından kurulan Zerrin Saray adıyla meşhur saray da 

1842 yılında Hokand – Buhara savaşında yıkıldığı kaynaklara geçmiştir. Rus subayı ve 

etnografı  Vladimir  Petroviç  Nalivkin  “Краткая  история  Кокандского  ханства” 

(Казань,  1886)  adlı  eserinde  Zerrin  Sarayı  genişçe  anlatmıştır.  Medeli  Han’ın  devlet 

adamlarını  bu  sarayın  selamlık  salonunda  ağırladığı  ve  Buhara  Emiri  Nasrullah  Han 

tarafından  Medeli  Han’ın  aynı  sarayda  katletilğini  belirtmiştir.  Hüdayar  Han  ordası 

yedinci saray-külliye olup onun da büyük bir kısmı yıkılmış ve yok olmuştur. Günümüzde 

yapıldığında mevcut olan 119 odadan sadece 19 odası kalmıştır.     

Hüdayar Han saray-külliyesinin yapımı 19. yüzyılın ellili yıllarında başlamıştır. 

Baş mimar olarak Mir Ubeydullah Muhendis Hokandî tayin edilmiştir. Bununla birlikte 

Usta  Abdullah  Raşidanî,  Muhammed  Turdiali,  Usta  Fazılhoca,  İsavî  Mahsum,  Mulla 

Ahmed Damulla, Muhammed Alim gibi dönemin ünlü ustaları da saray yapımında çeşitli 

görevleri  üstlenmişlerdir.  Edebiyatlarda  mimari  açıdan  Türkistan’ın  üç  muhteşem 

külliyesi  ayrıca  itiraf  edilir.  Hive’deki  İçan  Kale,  Buhara’daki  Ark  ve  Hokand’daki 



Hüdayar Han sarayı.  

1887 yılında Hokand şehrine gelen Fransız araştırmacı Mary Burton’un “Paris’ten 

Semerkand’a kadar” adlı eserinde Hüdayar Han sarayının süslemelerini en ince detayına 

kadar anlatmıştır.  



 

236 


 

“Vambery 1863’te gördüğü Hokand’ı pek büyük bir şehir olarak anmaz. Ancak 

güney kesiminde hanın oturduğu sarayın bulunduğunu ve etrafının surla çevrili olduğunu, 

kuzey kesimin açık, etrafının ağaçlarla ve bahçelerle kaplı olup sadece dört caminin taştan 

yapılmış bulunduğunu yazar.” (Poujol: 2013, 218)  

 

HOKAND HANLIĞI VE ETNİK YAPISI 

Hokand Hanlığının etnik yapısı Özbek, Tacik, Kırgız, Uygur, Karakalpak ve diğer 

Türk kavimlerinden oluşmuştur. Özbeklerin Türk, Ming, Kıpçak, Kurama, Yüz, Nayman 

gibi boyları Hokand ahalisinin çoğunluğunu teşkil etmekteydi. Bu boylar Özbek halkının 

konsalidasyonunda önemli olmuştur.   

Etnografik  kaynaklarda  Fergane  vadisinde  yaşayan  Tacikler  iki  guruba  ayrılır: 

Fergana vadisinde yaşayan Tacikler ve Dağlı Tacikler. Tacikistan’ın dağlı bölgelerinde 

yaşayan Tacikler Mestçah, Karategin, Dervaz, Kölab, Hisar bölgelerinden Hokand’a göç 

eden  Taciklerdir.  Niyaz  Muhammed’in  “Tarih-i  Şahruhi”  adlı  eserinde  19.  yüzyıl 

başlarında Hokand Hanı Alim Han ordusunda 6 bindan fazla dağlı Tacik savaşçılarının 

olduğu yazılmıştır.     

Tarihçilerin  belirttiklerine  göre,  Tyanşan  dağlarının  küzeyinde  yaşayan 

Kırgızların  büyük  bir  kısmı  Fergane  bölgesine  17.  ve  18.  yüzyıllarda  yerleşmişlerdir. 

Kırgızlar Hokand Hanlığına tabe olup bölgenin iktisadi, askeri ve medeni hayatında aktif 

rol oynamışlardır.  

19.  yüzyılda  Doğu  Türkistan’daki  Uygurların  Çin  feodallarına  karşı 

ayaklanmaları ard-arda yenilgiye uğradıktan sonra Uygur aileleri Fergana vilayetine göç 

etmeye başlamışlar ve Hokand Hanlığında 300 bine yakın Uygur ailesi yaşadığı kayıtlara 

geçmiştir. Araştırmacı İ.V.Zaharova 1860 yılına kadar Hokand sınırları içinde 200-250 

bin Kaşğarlı Müslümanlar bulunduğunu kayd etmiştir.   

18.  yüzyılda  Buhara  Hanlığında  ortaya  çıkan  siyasi-ekonomik  çalkalanmalar 

bölgede  yaşayan  Karakalpakların  Hokand  Hanlığına  göç  etmesine  neden  olmuştur. 

Belgelerde 100 bin civarında Karakalpak ailenin Fergana vadisine göç ettiği belirtilmiştir. 

Karakalpaklar Sirderya nehri kıyılarına yerleşerek yılkıcılıkla geçinmişlerdir.   



 

237 


 

Hokand’ın nüfusu 1879’da 18.400, 1926’da 68.400 iken bu sayı 1939’da 85.000, 

1959’da 105.000, 1979’da 158.000 olmuş, 1986’da 169.000, 2004’te ise 211.000’i geç-

miştir.  



 

OSMANLI SALATANATI – HOKAND HANLIĞI İLİŞKİLERİ 

Osmanlı  devleti,  16.  yy.’den  itibaren  Türkistan’a  ilgi  göstermiş  ve  özellikle 

Safevi-İran  savaşları  sırasında  Orta  Asya’daki  Hive,  Buhara,  Semerkand  ve  Hokand 

Hanlıklarına elçiler göndererek siyasi ilişkilerde bulunmuştur. Buna karşılık adı  geçen 

hanlıkların  başında  bulunan  iktidar  sahipleri  (Hanlar)  de,  16.  yy.’dan  itibaren  İran  ve 

Rusya’ya karşı hem büyük bir siyasi güç ve hem de Padişah’ın “İslam Halifesi” olmasının 

etkisiyle Osmanlı Devleti’ne elçiler gönderme ihtiyacını hissetmişlerdir. Fakat Osmanlı-

Türkistan  ilişkileri  sadece  siyasi  olmayıp  ilmi,  ticari  ve  hac  ile  ilgili  faaliyetleri  de 

kapsamış ve Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar devam etmiştir. (Sarınay: 2004, V-

VI) 


Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü tarafından 

yayımlanan “Osmanlı-Türkistan İlişkileri” kitabında Hokand’la ilgili ondan fazla belge 

bulunmaktadır.  Belgeler  kültürel,  askeri  ve  iktisadi  faaliyetlerle  ilgili  olup  dönemi 

aydınlatma açısından gayet önemlidirler.   

  

HOKAND’IN KARA GÜNÜ 

Çarlık yönetiminin devrilmesinden sonra 25 Kasım 1917’de Orta Asya’nın Bol-

şeviklere karşı politikasını tespit etmek üzere Hokand’da toplanan IV. Türkistan Müslü-

manları Kongresi’nin ardından Türkistan Millî Muhtariyeti ilân edilmiştir. Ancak bu 

ilk  Türkistan  millî  hükümetinin  parası  ve  askeri  yoktu.  Öte  yandan  Bolşeviklere  karşı 

mücadele etmek için Buhara Hanlığına yapılan başvuru da olumlu karşılanmamıştı. 1918 

yılının başlarında Hokand’ı top ateşine tutan Bolşevikler, Ermeni Taşnak birliklerinin de 

yardımıyla  Şubat  1918’de  şehri  yakıp  halkı  kılıçtan  geçirdiler.  (Konukçu:  2013,  218) 

Kaynaklarda Ermeni Taşnak örgütünün Hokand’da asrın en büyük kıyımın gerçekleştir-

diği  yazılmıştır.  Kızıl  askerlerin  ve  Ermeni  Taşnak  birliklerinin  saldırıları  sonucunda 

10.000’den fazla Müslüman katledilmişti. Görgü şahitleri savaş sırasında gerek Ruslar’ın 


 

238 


 

gerekse  Taşnakların  son  derece  vahşice  davrandıklarını  belirtmiştir.  Pazar  merkezini 

ateşe ilk verenler Ermeni birlikleri olmuştu. Ardından bütün Eski şehir bölgesi alevler 

içinde  kalmıştı.  21  Şubat’ta  yangın  15-20  km’den  görülebilir  hale  gelmişti.  Yangın 

yaklaşık 15 gün devam etmişti. Şehirde yangını söndürebilecek kimse kalmamıştı. Etrafı 

ceset kokusu sarmıştı. “Şehrin on ayrı bölgesinden insanları parça parça ettiler. Cellâtlar 

insanlara  hayvan  muamelesi  yapıyorlardı.  Kollarını,  bacaklarını  kestiler.  Çocuklar  ise 

cadi  (kesici  bir  alet),  ile  parçalandı.  Taşnaklar  Sözek,  Hokand-Kışlak,  Bazarkorgan 

köylerinde oturanları kelimenin tam manasıyla katlettiler. Fergana Vadisi’ndeki 180 köy 

ise tamamen harap olmuştu. Taşnak eşkıyaları 1918 yılında ve 1919’un ilk çeyreğinde 

Margilan’da  7.000  ,  Andican’da  6.000,  şehir  merkezi  tamamen  ateşe  verilen 

Namangan’da  2.000  ve  Bazarkorgan  ile  Hokand-Kışlak  civarındaki  köylerde  yaklaşık 

4.500 insan katletmişlerdi.” (Hayit: 2006, 61-66) 

 

HOKAND EDEBÎ MUHİTİ  

Hokand şairler şehri olarak da ün kazanmış bir şehirdir. 19. yüzyılın başlarında 

Hokand  edebiyat,  medeniyet,  bilim,  mimari,  hattatlık,  kitabet  ve  sanat  merkezi  olarak 

gelişmeye başlamıştır. 300’e yakın şair ve muarrihin yaşadığı bilinmektedir.    

19. yüzyılın ikinci yarısı ve 20. yüzyılın başlarında Hokand edebi muhiti Özbek 

halkının tefekkür tarzında büyük değişimi başlatan bir yenilikçi ekol olarak da önem arz 

etmektedir. Bu dönemde Pisendî, Muhyî, Karî, Nisbetî, Mukimî, Furkat, Yarî, Mevlevî 

Yoldaş,  Zarî,  Muheyyir,  Racî,  Muhsinî,  Hamza,  Kemî,  Hokandî,  Hazinî    ve  benzeri 

onlarca  şairin  etkisi  sadece  Hokand’la  kısıtlı  kalmayıp  geniş  Türkistan  coğrafıyasının 

düşünce  akımını  de  etkilemişti.  Nadirebegim,  Uveysi,  Dilşad  Berna,  Mahzuna,  Enber 

Atın,  Leyli  Hanım,  Müşterî  gibi  kadın  şairlerin  oluşturduğu  ekolun  etkisi  Türkistan 

sınırlarını  aştığı  araştırmacılar  tarafından  çok  dile  getirilmiştir.  Adı  geçen  şairlerin 

eserlerinde  tasavvuf,  marifet,  aydınlanma,  fen,  eğitim,  kadın,  aile,  ülkenin  sosyal  ve 

ekonomik  sorunlarnın  konu  olarak  seçildiği  görüülmektedir.  Bununla  birlikte 

Türkistan’da  marifetçilik  hareketi  olarak  bilinen  dönem  de  doğrudan  Hokandlı  şairler 

sayesinde ortaya çıkmıştır. Marifetçiler “Türkistan’ın düştüğü içler açıcı durumun  tek 

nedeni cahilliktir” diye bildiler ve halkı aydınlatmak için adeta savaş başlattılar. Mukimî, 

Furkat, Muhyi gibi marifetçi şairler birleşerek ülkedeki şairleri saray dışına çıkarmanın 



 

239 


 

bir yolu olarak Seyahatname türünü geliştirdikleri ve bu sayede ülke sorunlarını açık bir 

şekilde dile getirdikleri bunun sonucunda Türkistan cedit hareketinin başlanmasına zemin 

hazırladıkları edebiyat bilimcileri tarafından dile getirilmiştir.  

Köklü  edebiyatı  olan  şehirde  günümüzde  de  Özbek  edebiyatının  ünlü  isimleri, 

edebiyatı  geçmişten  geleceğe  taşıyacak  yazar  ve  şairler  bulunmaktadır.  Ünlü  yazar 

Abdullah  Kahhar,  Sabir  Abdullah,  Emin  Ömerî  gibi  onlarca  yazarı  dile  getirmemiz 

mümkündür.         



 

BAĞIMSIZLIK DÖNEMİNDE HOKAND 

Özbekistan  bağımsızlığı  yıllarında  Hokand  Fergana  vadisinin  en  güzel 

şehirlerinden biri, maneviyat ve medeniyet merkezi olarak itiraf edildi. Şehir her açıdan 

gelişmeye başladı. Günümüzde iki yüz binden fazla nüfuzu barındıran Hokand şehrinde 

2 üniversite, 14 kolej ve lise, 44 orta okul, 12 hastane ve 4 sanatoryum, 5 müzik ve tiyatro 

okulu, 7 kültürel faaliyetler evi, 19 kütüphane, 6 müze, 4 spor okulu, 3 büyük stadyum, 3 

sahne ve büyük tören alanları  bulunmaktadır. 

 

SONUÇ 

Fergana vadisinin güneybatısında yer alan Hokand, Özbekistan’ın iktisadi, ticari, 

medeni ve edebi açıdan en önemli merkezlerindendir. Hokand, sadece Fergana vadisinin 

ya da Özbekistan’ın değil, Orta Asya’nın da en güzel şehirlerinden sayılır. Genel olarak, 

Özbekistan’da 120 şehir mevcuttur. Nüfusu 100 binden fazla olan şehir ise 16 tanedir. 

Hokand, 211 bin kişiden oluşan nüfusu ile Fergana’da 3., Özbekistan genelinde 8. büyük 

şehirdir.  Çevresinde  sulama  sistemine  dayalı  tarımın  yapıldığı  şehirde  sanayi  alanında 

ipekçilik, petrol, metalürji, yağ, mobilyacılık ve özellikle pamukçuluk gelişmiş durumda-

dır. Özbeklerde “Oqqan daryo oqaveradi” (Akan derya akmadan kalmaz) deyimi var. Bin 

yıllık  tarihi  olan  şehir  zaman  zaman  yıkılmış,  savaşlardan  harabeye  dönüşmüş.  Buna 

rağmen yine ayağa kalkmayı başarmıştır. 21. yüzyılda “köhne ve nevkıran” şehir olarak 

hızlı  gelişmeye  devam  etmektedir.  Fergana  vadisinde  turizmin  gelişmesiyle 

Özbekistan’ın en gözde şehri olacaktır.  

 


 

240 


 

KAYNAKLAR

Belgelerle  Osmanlı-Türkistan  İlişkileri  (16.-20.  yy)  Başbakanlık  Devlet  Arşivi  Genel 

Müdürlüğü), Ankara 2004.  

HAYIT,  Baymirza.  Ruslara  Karşı  Basmacılar  Hareketi  (Türkistan  Türklüğü’nün  Milli 

Mücadelesi). İstanbul: BKY Yayınları. 2006. S: 61-66. 

KONUKÇU, Enver. Hokand Hanlığı. İslam Ansiklopedisi. Cilt. 18. sayfa 218. Türkiye 

Diyanet Vakfı. İslam Araştırmalar Merkezi. İstanbul 2013.  

Özbek Sovyet Entsiklopediyası, Taşkent 1976, XIV, 297. 

POUJOL, Catherıne. Hokand. İslam Ansiklopedisi. Cilt. 18. sayfa 214. Türkiye Diyanet 

Vakfı. İslam Araştırmalar Merkezi. İstanbul 2013. 

SARINAY, Yusuf. Önsöz.  Belgelerle Osmanlı-Türkistan İlişkileri (16.-20.  yy)  Başba-

kanlık Devlet Arşivi Genel Müdürlüğü), Ankara 2004. 

БАРТОЛЬД В. В. История културного жизни Туркестана. Л. 1927. с. 104.  

БИЧУРИН,  Н.  Я.  Собирание  сведний  о  народах,  оботавших  в  Средний  Азии  в 

древные времена. Т. 2 М. 1950 с. 196.  

БОБОБЕКОВ, Х. Қўқон тарихи. Т.1996 й 6-235-бет. 



Государствиная публичная библотека имени Салтикова– Шчедрина С.–П. Ф. 1000 

пост 1950 № 9/1,2. 



Материалы по истории киргизов и Киргизии. Вип. 1. М. 1973. с. 21.  

МУЛЛА ОЛИМ ХОЖИ  Тарихи Туркистон. Қарши. 1992. 8-10-бет.  

НАЛИВКИН В. П. Краткая истории кокандского ханства. Казань 1896. с. 76.  

İnternet ilişimleri

http://goo.gl/zHJ2Xw 

http://www.ehlisunnetbuyukleri.com 

 


 

241 


 

İBN BATTUTA SEYAHATNAMESİNE GÖRE  

ANADOLU ŞEHİRLERİ 

 

Doç. Dr. Mehmet Ali YOLCU 

Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi 

mehmetaliyolcu@nevsehir.edu.tr 

 

ÖZET 

İbn Batuta adıyla bilinen ünlü Arap gezginin yazmış ol-

duğu seyahatnamesinde 14. Yüzyıl Anadolu’suna dair önemli bil-

giler yer almaktadır. Bu bilgiler, İbn Batuta’nın 1333’te bir Ce-

neviz  gemisiyle  Lazkiye’den  Alanya’ya  gelmesinin  ardından 

Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde yaptığı gözlemlere dayanmakta-

dır. İbn Batuta, Anadolu şehirlerinin sadece fiziki görünümlerine 

dair bilgiler vermemiş, aynı zamanda dinsel hayat, gelenekler, ya-

şam biçimleri, beşeri özellikler vb. birçok hususa değinmiştir. Bu 

bakımdan İbn Batuta’nın seyahatnamesi, 13. yüzyıl Anadolu’su-

nun kültürel tarihiyle ilgili bir belge niteliği taşımaktadır.  

Anahtar Sözcükler: Anadolu, İbn Batuta, seyahatname, 

kültür tarihi, folklor. 



 

Giriş 

14. yüzyıl İslam ve Türk Dünyası hakkında bilgiler veren önemli kaynaklardan 

biri, Şemseddin Ebu Abdullah Muhammed b. Abdullah b. İbrahim et-Tanci el-Levati’nin 

kısaca “Rıhle” adıyla meşhur olan Tuhfetu’n-Nuzzâr fi Garâibi’l-Emsâr ve Acaibi’l-Esfâr 

(Şehirlerin  İlginçlikleri  ve  Yolculuğun  Tuhaflıkları  Hakkında  Araştırmacılara  Hediye) 

adındaki seyahatnamesidir. İbn Batuta lakabıyla şöhret yapmış olan gezgin, Berberi ka-

bilelerinden  Levatalara  mensup  olup,  1304’te  Tanca’da  doğmuştur.  22  yaşına  kadar 

Tunca’da yaşayan İbn Batuta, 1325 yılında ilk defa hac maksadıyla yurdundan ayrılmış, 

bu  seyahatinde  uğradığı  yerlerde  halk  tarafından  din  ve  şeriat  konularından  anlar  bir 

kimse olmak hasebiyle saygıyla karşılanması ve itibar görmesi, buraların yüksek şahsi-

yetleriyle tanışmış olması, onda İslam dünyasını tanıma merakını uyandırmış, macerase-

ver ve araştırıcı ruhunu kamçılamış, Mısır, Suriye, Arap yarımadası, Irak, İran, Doğu Af-

rika, Anadolu, Kuzey Türk illeri, Orta Asya, Hindistan, Çin, Endülüs ve Sudan gibi ülke-

leri içine alan ve çeyrek yüzyılı aşan gezilerine sebep olmuştur (Parmaksızoğlu, 1971: I). 



 

242 


 

İbn Batuta’nın üç gezisi vardır. Bunların toplamı yirmi dokuz yılı doldurur. Bu 

gezilerinin en uzunu ilki olup Mağrib ve Maşrik ülkelerinin bütününü içine alır. İbn Ba-

tuta’nın gezileri sırasında uzun süre kaldığı ülkelerden biri Hindistan, diğeri de Çin olup, 

bunların ilkinde iki yıl, ikinci de ise bir buçuk yıl, belde kadılığını kabul etmesi mecburi-

yetiyle bu kadar uzunca bir zaman kalmıştır (Parmaksızoğlu, 1971: I). Fas’tan yola çıkan 

İbn Batuta hac kervanıyla Tunus, Mısır ve Suriye üzerinden Hicaz’a varmıştır. Ardından 

Basra üzerinden İran topraklarına gidip ikinci haccı için geri dönmüş, bu sırada Kudüs’ü 

de ziyaret etmiş ve ardından Anadolu’nun birçok şehrini dolaşmıştır. Yolculukta yaşadığı 

olaylar,  gördüğü  çeşitli  gelenekler,  tanıştığı  yöneticiler,  beğendiği  sosyal  müesseseler, 

bahsettiği coğrafî durum ve kişi analizleri; yaşadığı çağ ve gördüğü beldelerle ilgili dikkat 

çekici bilgiler vermektedir. Anadolu’dan kuzey illerine giden İbn Battuta Horasan’dan 

geçerek Hindistan’a kadar uzun bir seyahat yapmış ve orada iki yıl kadı olarak görevlen-

dirilmiştir.  Daha  sonra  Hindistan  hükümdarı  Muhammed  Tuğluk  Bey’in  elçisi  olarak 

Çin’e gitmiş ve Maldiv adalarında bir süre kalmıştır (Koçyiğit 2012: 162). 

İbn Batuta’nın  yolculuğu sırasında yaşadıklarını veya tanıştığı kişileri kaydetti-

ğine dair bir bilgi yoktur. Eğer kaydetmiş olsa bile yolda başına gelen soygunlar ve canını 

zor kurtardığı gemi kazalarından sonra bu bilgiler kaybolmuştur. Bu yüzden yirmi dokuz 

yıllık seyahatinden hatırladığı kadarını kaydettirmiştir. Eseri, dönemin başka kaynakla-

rıyla kıyaslayan araştırmacılar bu bilgilerin çok büyük bir bölümünün doğru olduğunu 

söylemiştir. Onun eserindeki bazı tutarsızlıkların da yanlış hatırlamadan kaynaklandığı 

ancak bunların çok fazla yerde bulunmadığı belirtilmiştir. Bazı kronolojik hataların yer 

aldığı seyahatnamede Çin ve İstanbul’la ilgili yolculuğunun bazı kısımları şüphelidir. Ni-

tekim İbn Batuta’nın doğruluğuna inandığı, gittiği yerdeki kişilerden duyduğu veya halk 

arasında meşhur olan abartılı bilgiler de eserde geçmektedir (Koçyiğit 2012: 163; Par-

maksızoğlu, 1971: II).  



 

İbn Batuta’nın Anadolu Seyahati 

1333 yılında Lazkiye’den bindiği bir Ceneviz gemisiyle Alaiye’ye (Alanya) gele-

rek Anadolu’ya ayak basan İbn Batuta, Antalya, Burdur, Isparta, Eğridir, Gölhisar, Kara-

ağaç (Acıpayam), Denizli, Tavas ve Milas’tan sonra Konya, Karaman, Aksaray, Niğde, 

Kayseri, Sivas, Gümüşhane, Erzincan ile Erzurum’dan bahsederken Birgi’ye geçmiş ve 


 

243 


 

Manisa Bergama, Balıkesir, Bursa, İznik, Geyve, Göynük, Mudurnu, Bolu, Gerede, Saf-

ranbolu,  Kastamonu  ve  Sinop  hakkında  bilgiler  vererek  Kırım’a  geçip  böylece  Ana-

dolu’dan çıkmıştır (Şeker, 2001: 9). Dolaştığı yerlerde bölgenin idarecileri, ileri gelenle-

riyle tanışmış, hatta kadınlarla da konuşmuş, onların adet ve geleneklerini, yedikleri, iç-

tikleri şeylere kadar günlük hayatta karşılaşılan ve ilgisini çeken olayları tespit etmiş olan 

İbn Batuta, devrin İslam dünyasını tanımamıza yardım eden eserinde aynı zamanda za-

manının siyasi mücadeleleri ile sosyal ve iktisadi hayatı hakkında bilgiler vermesi  ya-

nında, birçok orijinal coğrafi bilgileri de ihtiva eden notlarını bir araya getirmiştir (Şeker, 

2001: 9). 

Seyahatnamenin Anadolu’yu anlatan kısmının başında şöyle demektedir: “Rum 

diyarı diye bilinen bu ülke, dünyanın belki en güzel memleketi! Allah Teala güzellikleri 

öbür ülkelere ayrı ayrı dağıtırken burada hepsini bir araya toplamış! Dünyanın en güzel 

insanları, en temiz kıyafetli halkı burada yaşar ve en leziz yemekler de burada pişer. Allah 

Teala’nın yarattığı kullar içinde en şefkatli olanlar buranın halkıdır. Bu yüzden şöyle de-

nilir: Bolluk ve bereket  Şam  diyarında, sevgi  ve merhamet ise Rum’da!” (İbn  Battuta 

Tanci, 2004: 400). 

İbn Batuta, Anadolu’da kendisine ilginç gelen şeyleri not etmiştir. Mesela, notları 

arasında Anadolu’da görüştüğü çok yaşlı olduklarından bahsettiği bir zat ile yaşları yüz 

otuz veya yüz altmışa ulaşmış kişileri ziyaret ettiğini belirterek, kendisine ilginç gelen bu 

bilgileri kaydetme gereğini duymuştur. Hatta Müslüman olmayan bir yaşlı kadının evinde 

gecelediklerini yazdığı gibi bu kadının kendilerine zaferan satmak istediğine kadar deği-

şik notlarla Anadolu'nun hem sosyal, kültürel ve folklorik, hem de ekonomik ve siyasi 

hayatı ile ilgili, Türk kültür ve medeniyet tarihine ışık tutucu birçok malzemeyi bize ak-

tarmış bulunmaktadır (Şeker, 2001: 10;  İbn Battuta Tanci, 2004: 400-444). Batuta’nın 

eseri, Anadolu Türklerinin fakirlere, muhtaçlara, düşkünlere, gezginlere, yolculara, mi-

safir ve bilginlere karşı, hangi dinden olduklarına bakmaksızın, gösterdikleri ilgiyi ortaya 

koyması yönüyle de ayrıca önem arz etmektedir. Bunun yanında, Ahi zaviyelerini de zi-

yaret ederek, hatta her gittiği yerde Ahi zaviyesi arayacak kadar bu müesseselere ısınmış 

ve Türk Ahilik teşkilatı hakkında ilk kez gözleme dayanan bilgiler vermiştir (Şeker, 2001: 

10). 

 


 

244 


 

Seyahatnameye Göre Anadolu’da Yaşayan Türklere ait Folklor Unsurları 

İbn Batuta’nın seyahatnamesi, 14. Yüzyıl Anadolu Türklerinin folklorik unsurları 

hakkında önemli bilgiler içermektedir. Bu bilgilerin başında bayram törenlerinde uygula-

nan adetler gelmektedir. Denizli’de Ramazan Bayramı seyahatnamede şöyle anlatılmak-

tadır: “Mübarek Ramazan Bayramı'nı bu beldede karşıladık. Camiye gittiğimizde baktık 

ki  sultan askerleriyle arz-ı  endam  eylemiş, Ahı  yiğitlerden oluşan zanaat  erbabı  davul-

zurna ve borularıyla, kendi mesleklerini gösteren bayraklarıyla hazırlanmışlar, tepeden 

tırnağa silah kuşanarak ihtişam yarışına girmişlerdi. Her sanat erbabı yanında getirdiği 

koyun, öküz ve ekmek yüklerini taşıyor; mezarlıkta kestikleri kurbanları ekmekle beraber 

fakir fukaraya dağıtıyorlardı. Bayram alayı burada kabristandan başlamaktadır. Oradan 

namaz kılınan yere gidilir. Namazı kıldıktan sonra sultanla beraber konağına gittik. Ye-

mek hazırlandı. Fıkıh bilginleri, şeyhler ve ahılar için ayrı bir sofra; yoksullar, düşkünler 

için başka bir sofra kurulmuştu. O gün hükümdarın kapısından zengin, yoksul hiç kimse 

geri çevrilmedi” (İbn Battuta Tanci, 2004: 410). 

Türk cenaze merasimleri hakkında da bilgiler veren seyyah, Sinop’ta karşılaştığı 

bir cenaze merasiminde elbiseyi ters giyme, yas tutma gibi birtakım adetleri şöyle anlat-

maktadır: “Şehre gelişimizin dördüncü günü İbrahim Bek’in annesi vefat etti. Onun ce-

naze törenine ben de katıldım. İbrahim Bek cenazeyi başı açık ve yayan takip ediyordu, 

öteki kumandanlar ve kapıkulları ise hem başlarını açmışlar hem de kaftanlarını ters giy-

mişlerdi. Yargıç ve hatipler ile hocalar ise elbiselerini ters giymişler fakat başlarını aç-

mamışlardı. Sarık yerine siyah yünden yapılmış bir bez dolamışlardı kafalarına. Bu yö-

rede  yas kırk gün sürüyor; her gün sofralar kuruluyor, ziyafetler veriliyor! Bu defa da 

öyle yapılmıştır” (İbn Battuta Tanci, 2004: 444). 

Seyahatnamede yer yer halkın meşgul olduğu işlerden bahsedildiği görülür. He-

men hemen her şehir ve yerleşim merkezinden bahsedilirken dükkânlardan ve çarşıların-

dan söz edilmektedir. Böyle olunca çarşıların varlığı bize halkın bir bölümünün ticaretle 

uğraştığını göstermektedir. Bu arada bazı sanayi kollarının da varlığına dair notlara rast-

lamak mümkün olmaktadır. Mesela, Denizli’de pamuktan altın işlemeli kumaş imal olun-

maktadır. Erzincan’da da kumaşlar dokunduğunu ve bakır madeni işlenerek çeşitli kaplar 

yapıldığını da öğrenmekteyiz. Birgi’de de çadır ve kaliçe dokumaları yapıldığını görmek-

teyiz. Bunlardan başka halkın bir bölümünün de zirai faaliyette bulunduğu görülmektedir. 

Akdeniz, İç Anadolu ve Batı Anadolu bölgelerinde ziyaret ettiği şehirlerde bol miktarda 



 

245 


 

çeşitli meyvelerin bulunduğundan söz eden İbn Batuta, bu bilgilerle bize halkın meyve 

ve sebze yetiştiriciliği ile de uğraştığını göstermektedir (Şeker, 2001: 35). 

Temizlik kültürüyle ilgili önemli bilgiler veren seyahatnamede hamamlardan söz 

edilmektedir. Özellikle Ahi zaviyelerine gelen misafirleri hamama götürme âdeti, yoldan 

gelmiş  bir  yolcunun  dinlendirilmesi  bakımından  üzerinde  durması  gereken  önemli  bir 

davranış olarak değerlendirilebilir. Ayrıca, hamamdan sonra gülsuyu serpme âdetinden 

söz edilmektedir (Şeker, 2001: 20). 

Komşuluk ve misafirperverliğin Türkler arasında yaygın olarak yaşadığını bildi-

ren Batuta, konuyla ilgili şöyle yazmıştır: “Anadolu’ya geldiğimizde hangi zaviyeye gi-

dersek gidelim büyük alaka gördük. Komşularımız, kadın ya da erkek bize ikramda bu-

lunmaktan geri durmuyorlardı. Burada kadınlar yüzlerini örtmezler. Yola çıkacağımız za-

man akraba ya da ev halkındanmışçasına bizimle vedalaşırlar; üzüntülerini gözyaşı döke-

rek belli ederlerdi. Buranın adeti gereğince ekmek haftada bir gün pişirilir, öteki günlere 

yetecek kadar! Ekmek günü, erkekler sıcak ekmekler ve nefis yemeklerle çevremizi dol-

durur, şöyle derlerdi: Bunları size kadınlar gönderdi, sizden hayır dua bekliyorlar!” (İbn 

Battuta Tanci, 2004: 401-402). Yine seyahatnamenin başka bir yerinde, kendilerini götü-

ren  ev  sahibinin  kendilerini  yaz  mevsimi  olduğundan  evin  damına  oturttuğunu,  çeşitli 

meyveler ikram edip hayvanlarına da yem verdiğini ifade etmektedir. Geceyi adı geçen 

evde geçiren seyyah ve arkadaşları bize Anadolu'da her evin bir misafirhane olduğunu 

gösteren  bir  örnek  vermektedir.  Ayrıca  misafirliğin  en  az  üç  gün  olduğuna  dair  Erzu-

rum’da başından geçen bir olayı nakletmiştir (Şeker, 2001: 48). 

Ahilik teşkilatı ve kültürüyle ilgili bilgiler nakleden İbn Batuta, onları şöyle tanıt-

maktadır: “Ahi onlara göre, sanatının ve zanaatının erbabını toplayan ve işi olmayan genç 

bekârları da bir araya getiren adamdır. Onlar, Ahi’yi başlarına geçirirler. Fütüvvet denen 

şey de budur. Önder olan adam, bir tekke yaptırarak halı, kilim, kandil gibi gerekli eşyayla 

donatır orayı. Onun arkadaşları geçimlerini sağlayacak kazancı elde etmek için gün içinde 

çalışırlar. Kazandıkları parayı ikindiden sonra topluca getirip başkana verirler. Bu parayla 

tekkenin ihtiyaçları karşılanır, beraber yaşama için gerekli yiyecek ve meyveler satın alı-

nır. Mesela o esnada beldeye bir yolcu gelmişse hemen tekkede misafir ederler onu. Alı-

nan yiyeceklerden ikram ederler. Bu iş yolcunun ayrılışına kadar sürer. Bir yabancı ve 

misafir  olmasa  bile  yemek  zamanında  yine  hepsi  bir  araya  gelip  beraber  yerler,  türkü 



 

246 


 

söylerler, raks ederler. Ertesi sabah işlerine giderek ikindiden sonra elde ettikleri kazanç-

larla önderin yanına dönerler. Onlara fityan (yiğitler) deniliyor” (İbn Battuta Tanci, 2004: 

404). 


İbn  Batuta’nın selamlaşma göreneğiyle ilgili  aktardığı  şu olay dikkat  çekicidir: 

Atımdan indim; o da bineğinden indi. Selam verdim. Selamımı alıp beni kucakladı. Bu 

ülkede hükümdarların şöyle bir âdeti var: Uzaktan gelen biri onunla karşılaştığında beriki 

bineğinden iniyorsa o da iniyor! Gelen yolcunun gösterdiği saygı, bu sultanların da saygılı 

davranmalarını gerektirecek bir memnuniyete kapı aralar! Selamın at üzerinde verilmesi 

iyi karşılanmaz” (İbn Battuta Tanci, 2004: 414). 

Tavşan etiyle ilgili bir inanç hakkında İbn Batuta, başından geçen bir olayı şöyle 

nakletmiştir: “…benzerlikten ötürü bizi Şiilikle itham ettiler; art arda sorular sordular! 

Onlara Maliki olduğumuzu anlatmaya çalıştıksa da inandıramadık,  yüreklerinde kuşku 

devam etti. Nihayet belde naibi, hizmetçileriyle bir tavşan gönderdi bize. Bizim ne yapa-

cağımızı izlemesini tembih etmiş adamcağıza! Tavşanı kestirdim, pişirdim, hep beraber 

afiyetle yedik! Hizmetçi bu duruma şahit olunca efendisine gidip durumu anlatıyor. İşte 

o zaman hakkımızda uyanan kuşku yok oldu; ardından gelsin ziyafetler! Hemen ağırla-

maya başladılar bizi! Zira Rafıziler tavşan eti yememektedirler” (İbn Battuta Tanci, 2004: 

444). 

Bunların dışında İbn Batuta’nın seyahatnamesinde ısınma ve aydınlatma, yaylak 



ve kışlaklar, mutfak kültürü, mimari, ikram ve hediye takdimi, meclis görenekleri gibi 

konularda da bilgiler yer almaktadır. 



Download 3.66 Mb.

Do'stlaringiz bilan baham:
1   ...   17   18   19   20   21   22   23   24   ...   46




Ma'lumotlar bazasi mualliflik huquqi bilan himoyalangan ©fayllar.org 2020
ma'muriyatiga murojaat qiling