I. uluslararasi


Download 3.66 Mb.
Pdf ko'rish
bet23/46
Sana01.12.2017
Hajmi3.66 Mb.
1   ...   19   20   21   22   23   24   25   26   ...   46

Buhara: Semerkant gibi büyük bir şehirdir. Semerkant’ın güneyinde ve yirmi beş 

fersahlık mesafededir. Güzel bir şehirdir (Arat, I, 1989: 75).  



Keş: Semerkant’ın güneyinde ve dokuz fersahlık mesafededir. Semerkant ile Keş 

arasında, İtmek-Dabanı adlı bir dağ vardır. Yontma için kullanılan taşları bu dağdan ge-

tirirler. Bahar dönemlerinde ova ve şehrin her yeri yeşillik olduğu için, buraya Şehr-i Sebz 

de derler (Arat, I, 1989: 75). 



Karşı: Bu şehre Nesef ve Nahşeb de denilmektedir. Karşı, Moğolca bir kelimedir 

ve Moğol dilinde mezara “karşı” demektedirler. Büyük ihtimalle bu isim buraya Cengiz 

Han istilasından sonra verilmiştir. Bu şehrin baharı iyi geçmektedir. Semerkant’ın güne-

yine doğru ve biraz batıya meyille, oradan on sekiz fersahlık mesafededir (Arat, I, 1989: 

76). 

Hazan: Semerkant ve Buhara arasında bulunmaktadır (Arat, 1989: 76). 

Kermine: Hazan şehri gibi Semerkant ve Buhara arasında bulunmaktadır (Arat, 

I, 1989: 76). 



Kara-Köl: Diğer şehirlere nispeten bu şehrin suyu daha çoktur. Buhara’nın kuzey 

batısında  ve  Buhara’dan  yedi  fersahlık  mesafededir.  Yar-Yaylak’tan  başlayarak  Bu-

hara’ya kadar, köy ve mamure olmayan bir fersah yer yoktur. Şavdar tümeni, şehir ve 

mahallerine bitişiktir. Bir tarafı Semerkant ile Şehr-i Sebz arasındaki bir dağ eteğindedir. 

Bir tarafında da Kûhek nehri bulunmaktadır. Havası hoş, temiz, suyu bol, mahsulü bol ve 

güzel bir tümendir.  Mısır ve Şam’ı gören seyyahlar buna benzer başka bir yer görmedik-

lerini söylerler (Arat, I, 1989: 76-77).  


 

256 


 

Mesîha: Ura-Tepe dağ eteklerinin ardında bulunmaktadır (Arat, I, 1989: 143). 

 

2.2. Şehirlerin İktisadî Yapıları 

Fergana  bölgesinin  etrafındaki  dağlarda  güzel  yaylalar  vardır.  Kızıl  söğüt  (ta-

bulgu) ağacı sadece bu dağlarda bulunur. Tabulgu, kabuğu kırmızı bir ağaçtır. Asa, kamçı 

sapı ve kuşlara kafes, ok yapmak için kullanırlar. Hediye olarak, uzak yerlere götürürler. 

Yeti-Kent’in dağlarında, halkın ayık otu dediği bir ot çeşidi işitilmiştir. Büyük ihtimalle 

bu  ot,  mihr-giyaâhtır.  Bu  dağlarda  firûze  ve  diğer  maden  ocakları  da  bulunmaktadır  

(Arat, I, 1989: 8). 

Andican şehrinin hububatı ve meyvesi çoktur. Özellikle kavun ve üzümü iyidir. 

Andican  naşpatisi  (armut)  ise  meşhurdur.    Avcılık  ve  kuş  çeşitleri  çok  görülmektedir. 

Sülünleri ise semiz olmaktadır (Arat, I, 1989: 4).  

Uş şehrindeki Bara-Kûh dağında, Ömer Şeyh Mirza’nın son zamanlarında, kızıl 

ile ak dalgalı bir taş meydana gelmiştir. Bıçak sapı, kemer gibi eşyaların üretimi için bu 

taş kullanılmaktadır (Arat, I, 1989: 5).  

Mergilân şehrinin mahsulü boldur. Nar ve eriği çok lezzetlidir. Özellikle dâne-

klan dedikleri bir tür nar, tatlılık ve mayhoşlukta Semnan narlarına tercih edilmektedir. 

Seyhânî (sübhânî) dedikleri bir tür erik de çok lezzetlidir. Avı ve kuşu iyidir; ak geyik, 

yakınında bulunur (Arat, I, 1989: 5). 

Esfera şehrinde meyve ağaçları çok fazladır. Özellikle badem ve şeftali ağaçları 

çok fazla bulunmaktadır (Arat, I, 1989: 6). 

Hocent’in meyvesi çok lezzetli olmaktadır. Narı ile meşhurdur. Semerkant elması 

(sîb-i Semerkant) dedikleri gibi, Hocent narı (enar-ı Hocent) da derler (Arat, I, 1989: 6). 

Hocent’teki Mutugıl (Munugıl) adlı bir dağda firûz ve maden ocakları bunmaktadır. Av-

lama yerleri çok iyidir. Ak geyik, sülün ve tavşan çok vardır (Arat, I, 1989: 6-7). Ho-

cent’ten on ve Kend-Bâdem’den üç fersah uzaklıkta bulunan Nesûh kurganı bulunmak-

tadır. Bu Nesûs bölgesinde, İsmail-Şeyhi adlı bir kavun çeşidi yetişmektedir; kabuğu sarı, 

çekirdeği az lezzetli bir kavundur (Arat, I, 1989: 85-86). 



 

257 


 

Ahşi şehrinin kavunu iyi olmaktadır. Mîr-Timurî adlı bir kavun çeşidi bulunmak-

tadır. Bölgenin avcılığı ve kuşları çok iyidir. Ak geyik çoktur. Geyik, tavşan ve sülün bol 

ve semiz olmaktadır (Arat, I, 1989: 8). 

Semerkant’ın üzümü,  kavunu, elması,  narı ve bunlar  gibi çeşitli meyveleri çok 

iyidir. Bunlar arasında Semerkant’ın iki meyvesi meşhurdur: elma (sîb-i Semerkant) ve 

üzüm (sâhib-i Semerkant) (Arat, I, 1989: 70). Semerkant şehrinin diğer şehirlerde az bu-

lunan bir özelliği bulunmaktadır. Bu şehirde her esnafın ayrı birer pazarı vardır ve hepsi 

çok düzenlidir. İyi ekmekçileri ve aşçıları bulunmaktadır. Dünyada en iyi kâğıt da Semer-

kant’tadır. Cüvaz kâğıdının bütün malzemesi Kân-i Gil’den gelir. Kân-i Gil Kara-Su (Si-

yah-Âb) kenarındadır. Kara-Su’ya Âb-ı Rahmet de demektedirler. Semerkant’ın kırmızı 

kadife kumaşı da çeşitli bölgelere ihraç edilmektedir. 

Buhara şehrinin meyvesi bol ve güzel olmaktadır. Kavunu çok lezzetlidir. Mave-

raünnehir’de Buharada’ki kadar bol ve iyi kavun bulunmaz. Ancak Ahşi’nin mîr-timurî 

adlı kavun çeşidi, Buhara’nın kavunundan daha lezzetlidir. Buhara’nın eriği de meşhur-

dur. Buranın eriği gibi erik hiçbir yerde görülmemiştir. Kabuğunu soyup kuruturlar ve 

farklı bölgelere gönderirler. Bağırsakların rahatlaması için de iyi bir ilaçtır. Şarapları sert-

tir (Arat, I, 1989: 75).  

Çegrek  halkının  Fergana  ile  Kaşgar  arasındaki  dağlarda  at  ve  koyunları  çoktur 

(Arat, I, 1989: 48). Bu dağlarda kutas da beslerler. Dağları da sarp ve hudutta bulunduğu 

için vergi vermekte istekli değildirler (Arat, I, 1989: 48). 

Karşı şehrinin ekini ve kavunu iyi olmaktadır. Kılkuyruk dedikleri bir kuş türü 

bulunmaktadır ki bu şehirde çok fazladır. Bu bölge etrafında Murgak-i Karşı derler (Arat, 

I, 1989: 76). 

Mesîha  halkı,  köylerde  otururlar  ve  at,  koyun  sürüleri  beslerler  (Arat,  I,  1989: 

143). 


 

2.3. Şehirlerin Mimari Yapıları 

Andican’ın üç kapısı bulunmaktadır. Bunlardan Erki, güney tarafındadır ve bu-

raya dokuz arık su girdiği halde, hiçbir yerden çıkmaz. Kalenin etrafındaki hendeğin dı-


 

258 


 

şında, taş döşeli yol bulunmaktadır. Kalenin etrafı da mahalleler ile çevrilmiştir. Bu ma-

halleler kaleden bu hendek ve onun yanından geçen yol ile ayrılırlar. Andican’da büyük 

kurganlar da mevcuttur (Arat, I, 1989: 4).  

Uş şehrindeki Bera-Kuh dağının eteğinde, nehir ile bağların arasında, Cevza adlı 

bir cami bulunmaktadır. Dağ tarafından büyük bir nehir akar. Bu caminin dış avlusu biraz 

meyilli, yoncalı, her tarafı gölgeli ve temiz bir meydandır. Uş halkının bir geleneği vardır: 

Eğer bir kimse burada uyuya kalırsa nehirden su alıp üzerine dökerler (Arat, I, 1989: 5). 

Esfera’nın güney tepeleri arasında taş-ayna (seng-âyine) dedikleri, bir taş parçası 

vardır; uzunluğu tahminen on karıdır

11

. Yüksekliği bazı yerlerde bir insan boyu kadardır; 



alçak kısımlar ise bir insan beline gelir (Arat, I, 1989: 6). 

Hocent’in kurganları yüksek bir yerdedir (Arat, I, 1989: 6).  

Ahsi kurganı yüksek bir uçurum üzerindedir ve hendek yerine bu derin uçurum 

vardır. Bunu merkez yapan Ömer Şeyh Mirza, bir iki kademe dışarıdan, tekrar çukurlar 

kazdırmıştır. Fergana’da bunun kadar sağlam başka bir kurgan yoktur (Arat, I, 1989: 6). 

Semerkant’taki kurganın uzunluğu on bin altı yüz kademdir (Arat, I, 1989: 69). 

Semerkant ve mahallerinde Timur Bey ve Uluğ Bey’in imaret ve bahçeleri çok fazladır. 

Timur  Bey,  Semerkant’ta  Kök-Saray  diye  meşhur  olan  dört  katlı,  çok  büyük  bir  köşk 

yaptırmıştır. Bunun haricinde Ahenîn kapısına yakın ve kalenin içinde de cami yaptırmış-

tır. Bunun taşlarını özellikle Hindistan’dan getirttiği taşçılar işlemiştir. Caminin kitabe-

sine  ve  iz  yerfeu  ibrahimu’l-kavaide  ayetini  öyle  büyük  harfler  ile  yazmışlardır  ki  bir 

kürûh mesafeden okumak mümkündür. Semerkant’ın doğusunda Bağ-Boldı ve Bağ-ı Dil-

güşâ adlı iki bahçe yaptırmıştır. Kûhenk tepesinin eteğinde ve Kân-ı Gil’in, Âb-ı Rahmet 

de dedikleri,  Kara-Su’nun üst  tarafında, Nakş-i  Cihan adında, bir bağ  yaptırmıştır. Se-

merkant’ın güneyinde ve kaleye yakın yerde Bağ-ı Çınar, Semerkant’ın aşağı tarafında, 

Bağ-ı Şimâl ve Bağ-ı Behişt vardır (Arat, I, 1989: 70-71). Timur Bey’in torunu, Cihangir 

Mirza’nın Oğlu Muhammed Sultan Mirza Semerkant’ın dış kurganında (çakar) bir med-

rese yaptırmıştır. Timur Bey’in ve Semerkant’ta padişahlık yapan evlatlarının hepsinin 

kabri buradadır (Arat, I, 1989: 71). Uluğ Beğ Mirza’nın imaretlerinden medrese ve tekke, 

                                                 

11

 DLT’de kavram hem karı “karış, ölçü, bez ölçülen arşın (I, 117, III, 223” hem de karış olarak (I, 369, II, 



365, III, 28) geçmektedir. Reşit Rahmeti Arat, karı kelimesini karı-ş: gerilmiş halde baş parmak ucundan 

serçe parmağa kadar olan mesafe olarak açıklamaktadır (Seyhan, 2007: 130).  

 

259 


 

Semerkant kalesinin iç tarafındadır. Tekkenin kubbesi çok büyüktür. Onun kadar büyük 

bir  kubbenin  dünyada  bulunmadığını  rivayet  ederler.  Bu  medrese  ve  tekkenin  yanına 

Mirza-Hamamı diye meşhur bir hamam yaptırmıştır. Döşemesi muhtelif taşlardandır. Ho-

rasan ve Semerkant’ta böyle bir hamam bulunmamaktadır. Bir de medresenin güneyine 

Mescid-i Mukattâ adlı bir mescit yaptırmıştır. Mukattâ denilmesinin sebebi, parça parça 

ağaçların yontularak İslamî ve Çin usulü nakışlar ile yapılmasındandır. Mescidin bütün 

duvarları ve çatısı bu tarzdadır. Bu mescidin kıblesi ile medresenin kıblesi arasında çok 

büyük fark vardır. Büyük olasılıkla mescidin kıble tarafını yıldızlara göre belirlemişler-

dir. Yaptırdığı diğer büyük binalardan biri de Kûhek tepesinin eteğinde bulunan ve içeri-

sinde  zic  yazma  aleti  olan  üç  katlı  rasathanedir.  Uluğ  Bey  Mirza  bu  rast  ile  zîc-i 

Gûrgânî’yi yazmıştır ki, dünyada hâlâ bu zîc diğerlerinden daha fazla, kullanılmaktadır 

(Arat, I, 1989: 71-72). Kûhek tepesinin batı tarafındaki eteğinde Bağ-ı Meydan adlı bir 

bahçe  ve  bu  bahçenin  ortasında  Çihil-Sütun  dedikleri,  büyük  bir  bina  yaptırmıştır.  İki 

katlı ve sütunları tamamen taştan olan bu binanın dört köşesinde dört tane, minareye ben-

zer burç konulmuştur. Üst kata bu kulelerden çıkılır. Diğer bütün yerlerde taş sütunlar 

vardır. Bunların bazıları büklümlü bazıları oluklu yapılmıştır. Üst katın dört tarafı ayvan 

olup sütunları taştır. Ortasında dört köşeli bir oda vardır. Binanın kürsüsünü baştanbaşa 

taşlar ile döşemişlerdir.  Binadan Kûhek tepesine doğru ve bu tepenin eteğinde bir bahçe 

daha  yaptırmıştır.  Burada  da  büyük  bir  saray  inşa  ettirmiş  ve  bunun  içine,  taht  olarak 

büyük bir taş koydurmuştur; uzunluğu tahminen on dört on beş, genişliği yedi sekiz ve 

yüksekliği bir karıdır. Bu bahçede bir köşk daha yaptırmıştır. Duvarları tamamıyla çini 

olduğundan buna Çinihâne derler. Semerkant kalesinin içinde, Mescid-i Laklaka denilen 

eski bir bina vardır. Bunun ortasında, yere ayak ile vurunca “laklak” diye bir ses gelir. 

Bunun sırrını ise hiç kimse bilmemektedir (Arat, I, 1989: 72-73). 

Semerkant’ta Timur’un yaptırdığı imaretlerden bir diğeri de Göksaray’dır. Bu ya-

pının özelliği bulunmaktadır. Timur Bey’in evlatlarından biri, isyan ederek tahta çıkarsa, 

burada tahta oturur. Taht kavgası yüzünden başını kaybeder ise, yine burada kaybeder. 

Bu noktada “Filân şehzadeyi Göksaray’a çıkardılar.” sözü, o kişinin öldürüldüğünü ifade 

etmektedir (Arat, I, 1989: 56).  

Keş şehrinde Timur doğduğu için, burayı başkent yapmak istemiş ve şehirde bü-

yük binalar yaptırmıştır. Divan kurmak için, kendisine büyük bir divanhane, sağ ve sol 

tarafına nahiye beyleri ile divan beylerinin oturup divan yapmaları için biraz küçük iki 


 

260 


 

tane divanhane yaptırmıştır. Bir de müracaat eden iş sahiplerinin oturmaları için bu di-

vanhanenin her tarafına küçük daireler inşa ettirmiştir. Keş’te medrese ve bir makbere de 

yaptırmıştır (Arat, I, 1989: 75-76).    

Kara-Köl şehrinde Soğd ve ona yakın diğer tümenler gibi, güzel tümenleri bulun-

maktadır (Arat, I, 1989: 76).   



 

2.5. Şehirlerin Etnik Yapıları 

Andican şehrinin halkı Türk olup şehirde Türkçe bilmeyen kişi yoktur (Arat, I, 

1989: 4). Mergilân halkı Fars (sart)’tır

12

 (Arat, I, 1989: 4). Esfera şehrinin halkı Fars ve 



dağlıdır (Arat, I, 1989: 6). Semerkant halkının tamamı Sünnî’dir. Pâk mezhebinden olup 

şeraite bağlı ve dindardır. Mesîha halkı Farstır ve köylerde oturur (Arat, I, 1989: 143). 



 

2.4. Şehirlerde Yetişen İlim ve Sanat Erbapları 

Divan ve şiirleriyle bilinen Ahmed Hacı Bey, Semerkant’ta bulunmaktadır. Mîr 

Ali Şîr Nevai, Herat’tan Semerkant’a gelir ve burada Ahmet Hacı Bey ile beraber bulu-

nur. Mîr Ali Şîr Nevai, Türk dili ile çok fazla şiir söylemiştir ki,  kimse onun kadar güzel 

söyleyememiştir. Altı mesnevi kitabı, dört gazel divanı, hamse ve rubaileri bulunmakta-

dır.  Musikide  de  iyi  besteler  yapmıştır.  Güzel  nakışları  ve  peşrevleri  bulunmaktadır. 

İlim/sanat ehlilerine göre Ali Şîr Nevai gibi bir merebbî ve hâmî hiçbir zaman görülme-

miştir. Sazda ileri gelen Üstad Kul Muhammed, Şeyhî ve Ûdî, Ali Şîr Bey’in terbiye ve 

hâmîsi ile gelişme göstererek meşhur olmuşlardır (Arat, II, 1993: 266-267).  

Musikide meşhur olan Yusuf Hoca, Andicanlıdır (Arat, I, 1989: 69).  

Semerkant Maveraünnehir’de çok sayıda İslam âlimleri yetişmiştir. Kelâm imam-

larından olan Şeyh Ebû Mansur, Semerkant’ın Mâtürid mahallesindendir. Kelâm imam-

ları  iki  gruptur.  Birine  Mâtüridiye,  diğerine  Eş’ariye  derler.  Matüridiye,  bu  şeyh  Ebu 

                                                 

12

 Günümüzde Kırgızlar tarafından Özbekleri nitelendirmek için kullanılan bu kavram, Soğd kelimesinden 



bozulma olup “tüccar” anlamına gelmektedir. Kavram Fars ve Tacik anlamını da ifade etmektedir.  

 

261 


 

Mansur’a  tarafından  kurulmuştur.  Sahîh’i  Buharî  sahibi  Hoca  İsmailde  Maveraünne-

hir’dendir. Hidaye (fıkıh kitabı) sahibi Fergana’nın Mergilân şehrindendir (Arat, I, 1989: 

69). 


Semerkant halkı Emirülmü’minin Hazret-i Osman zamanında, İslamiyet’i kabul 

etmiştir. Semerkant’ı İskender tesis etmiştir. Moğol ve Türk ulusları Semizkend derler. 

Timur Bey burayı başkent yapmıştır (Arat, I, 1989: 68-69). Semerkant şehrinde Baysun-

gur Mirza’nın gazelleri çok yaygındır ve Mirza’nın şiirleri bulunmayan ev yoktur (Arat, 

1989: 104). Mergilân halkı yumruk güreşinde mahirdirler. Semerkant ve Buhara’da şöh-

ret kazanan güreşçilerin çoğu Mergilânlıdır (Arat, I, 1989: 5-6). Fergana bölgesinden olan 

Yusuf Bediî kasîdeyi iyi söylermiş (Arat, II, 1993: 283). 

Sonuç 

Döneminin en önemli devlet adamlarından sayılan Bâbürşah, Bâbürnâme adlı ese-

rinde bir devlet adamından çok daha mahir olduğunu göstererek gezip gördüğü yerlere 

bir coğrafyacı, halk bilimci, dilbilimci, ekonomist, tarihçi, mimar gözüyle bakmayı bil-

miştir.  

Bâbürnâme’de Bâbürşah’ın gezip gördüğü yerlerin coğrafi özelliklerini (şehirle-

rin coğrafi konumu, nüfus yapısı, etrafındaki dağlar, akarsular, akarsuların kaynakları, 

geçtiği şehirler, bölgede yetişen sebze ve meyveler, iklim özellikleri) ele aldığını, bu özel-

liklere dair yeterli bilgiler vererek dönemine ait önemli bir kaynak bıraktığına tanıklık 

etmekteyiz.  

Bâbürşah, seyyahlara özgü derin bilgilerin sahibi olarak, şehirleri tanıtırken şehir-

lerin veya şehirlere ait herhangi bir unsurun adlandırılmasıyla ilgili toponomik efsanelere 

de  yer  vererek  bir  halk  bilimcide  görünen  özelliklere  sahiptir.  Bu  bağlamda 

Bâbürnâme’de halk bilimine ait birçok unsuru da görebilmekteyiz.  

Bâbürnâme, şehirlerin mimarî  ve bayındırlığa dair diğer özelliklerinin ele alın-

ması ve dönemin bayındırlık hareketlerini takip edebilme bağlamında da çok önemli ni-

teliklere sahiptir.  

Bâbürnâme, şehirlerde yetişen ilim ve sanat erbaplarını, din ve devlet büyüklerini, 

onların özelliklerini, neseplerini tanıtması, şahsiyetlere öne çıkan yönlerini ele alması ba-

kımından da klasik olmuş eser olarak nitelendirilebilir.  



 

262 


 

KAYNAKÇA 

Ağarı,  Murat  (2006).  “İslam  Coğrafyacılarında  Yedi  İklim  Anlayışı”,  AÜİFD,  S.47, 

s.195-214.  

Akün, Ömer Faruk (1991), “Bâbürnâme”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Cilt 



4, İstanbul.  

Arat, Reşit Rahmeti (1989). Baburnâme Babur’un Hâtıratı I, İstanbul: Milli Eğitim Ba-

kanlığı Yayınları. 

Arat, Reşit Rahmeti (1989). Baburnâme Babur’un Hâtıratı II, İstanbul: Milli Eğitim Ba-

kanlığı Yayınları. 

Aynakulova, Gülnisa, (2007), “İslam Kaynakları ve Arkeoloji Araştırmalarına Göre IX-

XII. Yüzyıllarda Fergana Şehirleri ve Şehir Kültürü” Uluslararası Asya ve Kuzey 

Afrika Çalışmaları Kongresi (ICANAS), S.38, s.535-544.  

Baydemir, Hüseyin (2010). “Bâbürnâme’de Folklorik ve Etnografik Unsurlar”, Gazi Tür-



kiyat Dergisi, S.7, s.108. 

Canpolat, Mustafa, Özkan Öztekten, (2002), “Özbekistan Yazılı Edebiyatı”, Türkiye Dı-



şındaki Türk Edebiyatları Antolojisi, 14.-15.-16. Cilt, Ankara: Kültür Bakanlığı 

Yayınları.  

Eğilmez, Savaş (2011). “Bâbürnâme’de Yer Alan Törenler”, A. Ü. Türkiyat Araştırmaları 

Enstitüsü Dergisi, S. 46, s. 240. 

Konukçu, Enver (1991), “Bâbür”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Cilt 4, İs-

tanbul.  

Pırlanta, İsmail (2001). Bâbür Şah ve Bâbürlü Devleti’nin Kuruluşu. Yüksek Lisans Tezi, 

Erciyes Üniversitesi,  Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kayseri.  

Seyhan, Tanju  Okan (2007). “Çağatayca  İki  Zafernâme Tercümesinde Kullanılan Bazı 

Uzunluk  Ölçüsü  Birimleri”,  Modern  Türklük  Araştırmaları  Dergisi,  C.4,  S.2, 

s.116-145.  

Tülücü, Süleyman, (1995). “Cevherî’nin Doğduğu, Yetiştiği ve Yaşadığı Muhitin Coğrafî 

Konumu, Kısa Tarihçesi ve Kültür Durumu”, Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakül-



tesi Dergisi, S.12, s. 128-141. 

 

263 


 

SELÇUKLU BAŞKENTİ KONYA’NIN İLİM VE KÜLTÜR 

BAŞKENTİ OLMA SERÜVENİ 

 

İnş. Müh. Mehmet HAYIRLIOĞLU 



Konya Büyükşehir Belediyesi 

mehmet.hayirlioglu@konya.bel.tr 

 

ÖZET 

Binlerce yıllık bir geçmişe sahip olan ve farklı medeniyet-

lere ev sahipliği yapan Konya, gerçek manada bir ilim ve kültür 

merkezi olma özelliğini Anadolu Selçuklu Devleti’ne başkent ol-

masıyla kazanmıştır. Büyük Selçuklu Devleti döneminde kazanı-

lan siyasi, içtimai ve ilmi tecrübelerin Anadolu topraklarına taşın-

ması, Nizamülmülk tarafından başlatılan medrese ve külliye sis-

teminin Anadolu’da da  devam  ettirilmesi,  başta başkent  Konya 

olmak üzere Sivas, Kayseri, Kırşehir, Tokat, Amasya, Afyon gibi 

şehirlerin  medreselerle  donatılmasına  sebep  olmuştur.  1097  yı-

lında  Anadolu  Selçuklu  Devleti’ne  başkent  olmasıyla  birlikte, 

Konya tarihinin en parlak dönemi başlamıştır. Alaaddin Tepesi ve 

tepe  üzerindeki  Selçuklu  Sarayı  etrafında  genişleyen  şehirde, 

Anadolu Selçuklu Sultanları ve devlet adamları eliyle 15 medrese 

yaptırılmıştır. O dönemin şartları düşünüldüğünde, 13. Yüzyıl şe-

hirleri gözden geçirildiğinde 15 adet medresenin faaliyette bulun-

ması Konya’nın ilim, kültür ve medeniyet bakımından ehemmi-

yetini gözler önüne sermektedir. Bu durumun oluşmasında elbette 

ilme  ve  ilim  adamına  hürmet  eden  Selçuklu  devlet  geleneğinin 

payı  son derece büyüktür. Bu  yaklaşımın  bir neticesi  olarak da 

devrin önemli ilim adamları ve mutasavvıfları Konya’ya yerleş-

mişler ve hatta bazıları da bu medreselerde müderrislik yapmış-

lardır. Tebliğimizde Konya’nın, başkent olmasıyla birlikte başla-

yan  bu  ilim,  kültür  ve  medeniyet  merkezi  olma  süreci  ile 

Konya’nın Selçuklu medreseleri anlatılacaktır. 

Anahtar Kelimeler: Selçuklu, Medrese, İlim, Medeniyet, 

Konya 


 

Giriş 

Anadolu’da yaklaşık iki asır hüküm süren Anadolu Selçuklu Devleti, Büyük Sel-

çuklu Devleti döneminde kazanılan siyasi, içtimai ve ilmi tecrübeleri Anadolu toprakla-

rına taşımış, Nizamülmülk tarafından başlatılan medrese ve külliye sistemi, Anadolu’da 

da devam ettirilmiştir (Özgel 2013:125). 


 

264 


 

Anadolu Selçuklu Devleti’nin siyasi tarihi incelendiğinde eğitime, kültüre, mede-

niyete  yapılan bu seviyede bir  yatırım karşısında şaşırmamak elde değildir. Tarihi bo-

yunca tam 5 adet Haçlı Seferi’ne (1096, 1097, 1147, 1187 ve 1204 yılları) göğüs germiş-

tir. Bizans Devleti Türkleri Anadolu’dan atmak için 4 büyük saldırıda (1144, 1159, 1176 

ve 1211 yılları) bulunmuştur. Ayrıca Anadolu’ya hakim olmak isteyen Celaleddin Har-

zemşah gibi (1226 yılı), Mısırlı Eyyübi el-Kamil gibi (1234 yılı) Müslüman devletlerin 

saldırılarına  da  maruz  kalmıştır.  Neticede  Kösedağ  Savaşı’nda  (1243  yılı)  Moğollar’a 

karşı alınan yenilgiyle birlikte Anadolu Selçukluları dağılma sürecine girmiştir (Köroğlu 

1999:35). 

1096-1243 yılları arası 12 büyük savaş yaşayan bir devletin, bu zaman dilimi içe-

risinde ilme, kültüre, medeniyete önemli seviyede katkı sağlamasında vizyon sahibi sul-

tanlar ve devlet adamlarının büyük payları bulunmaktadır. Anadolu Selçuklu Devleti’nin 

başkenti olan Konya’nın, zamanının en önemli ilim merkezlerinden birisi haline gelme-

sinde, devlet adamları eliyle hizmete açılan medreselerin çok mühim bir katkısı olmuştur.  

 

Sultaniye Medresesi 

II.Kılıçarslan Anadolu’daki siyasi istikrarı sağladıktan sonra ilmi çalışmaları hız-

landırmıştır. XIII. Yüzyıla girildiğinde hemen hemen bütün Selçuklu şehirlerinde bir veya 

birden fazla medreseler olmuştur. Çünkü medreseler Anadolu Selçuklu döneminde de Şii 

ve Fatımi’lerin aşırı mezhep propagandalarına devam etmeleri, dört büyük mezhebin tam 

ve doğru bir şekilde anlatılarak, bu mezheplerin koruyuculuğunun üstlenilmesi, devlete 

gerekli olan insan kaynaklarının oluşturulması, İslamiyet'i yeni benimsemiş ve Anado-

lu'ya göç eden Oğuz boylarının yeni inançlarını pekiştirme ve eskilerinin silinmesi gereği, 

din adamlarının az oluşu, Anadolu’yu Müslümanlaştırma gayesi, ilmi ve dini yanda ağır-

lığı  olan  insanların  belli  bir  sistem  içerisinde  faydalanılmak  istenmesi  gibi  nedenlerle 

Anadolu’ya hızla yapılanma sürecine girmiştir (Çatakoğlu 2002:39). 

Konya’da ilk açılan medrese Sultaniye Medresesi’dir. Günümüze kadar ulaşama-

yan bu medresenin kale içinde bulunduğu ve saray mensuplarının burada öğretim gör-

düğü sanılmaktadır (Baykara 1985’ten aktaran Köroğlu 1999:45). II.Kılıçarslan (1156-

1192) tarafından yaptırılan (Yıldırım 1999:277) bu medresenin yapım tarihi 12. yüzyılın 

sonlarıdır. Eserden günümüze ulaşan bir yapı bulunmamaktadır. 



 

265 


 

Download 3.66 Mb.

Do'stlaringiz bilan baham:
1   ...   19   20   21   22   23   24   25   26   ...   46




Ma'lumotlar bazasi mualliflik huquqi bilan himoyalangan ©fayllar.org 2020
ma'muriyatiga murojaat qiling