I. uluslararasi


Download 3.66 Mb.
Pdf ko'rish
bet30/46
Sana01.12.2017
Hajmi3.66 Mb.
1   ...   26   27   28   29   30   31   32   33   ...   46

Açık Deniz: Kitabın 8. sayfasında yer alan bu şiirde şair, çocukluğunun geçtiği 

Balkan  şehirlerinden  ve  hatta  örtük  bir  şekilde  Üsküp’ten  bahseder.  Şiirde  geçen  Ra-

kofça’nın, şairin ailesine ait bir çiftlik olduğundan söz eden Özbalcı  (2006:  18)’ya  ek 

olarak,  “Rakofça  kırlarının  hür  havası”  ifadesinin  akıncı  cetlerinin  özgürce  gezdiği  bir 

dünyanın kelimelerle bezenmiş hâli olduğu da söylenebilir. Şair burada, Rakofça kırla-

rında yazın kuzeyden esen rüzgârın sesini, bağrında uğultulu bir ses gibi hisseder. 



 

339 


 

Ufuktaki o sonsuzluğun tadı; gurbete duyduğu özlemin ta kendisidir. “Burada iç 

sıkıntısından, Yunus Emre’nin tâbiriyle gönül darlığından kurtulmak için dağlarda ve kır-

larda dolaşma, tabiatın genişliği içinde teselli arama hareketi son derece mühimdir. İleride 

görüleceği üzere Yahya Kemal’in şiirlerinde sonsuzluğun maddi sembolleri olan ufuk, 

deniz, gök ve gayesi belli olmayan gidiş büyük bir yer tutar” (Kaplan, 1994: 258). Vardar 

Nehri yatağına kurulmuş olan Üsküp, sadece bu şiirde müstakil olarak yer alır. Ufukta 

kaybolan; Üsküp’le birlikte annesi, anıları ve çocukluğudur. Yahya Kemal, İstanbul’dan 

sonra en çok Üsküp’ü anar ve bir motif hâline getirir. Bu şiirde, şair, yeryüzünün serhad-

dine gider ancak “O Rüzgâr” şiirinde maalesef bunu beceremez.  



O Rüzgâr: Kitabın 36. sayfasında yer alan bu şiirde ise şair, gene ufuk motifini, 

dünya karşısında düşmanın acziyetini izlediği bir mekân olarak belirler. Ancak burada 

kullanılan ufuk; başlı başına Üsküp, anne ve gurbet sembollerini tamamlayıcı bir unsur 

olarak okuyucunun karşısına çıkmamaktadır.  

Şiirin ikinci kısmında “atavizm” denilen atacılık kavramı sezdirilmektedir. Birçok 

kuşaktan beri rastladığımız özellikler yeni bir kuşakta ortaya çıkar. Cedlerine çekme ya 

da soya çekim gibi o neslin duyuş biçimi bir başka seferin zevkini hatırlatır okuyucuya. 

Şiirde fethin amacı üzerinde durularak Fatih’in evlâdının gördüğü diğer ufuklar da kâfi 

değildir.  

Karnaval ve Dönüş: Kitabın 61. sayfasında yer alan şiirde; geçmişte ve hâliha-

zırda da devam eden Nis şehrindeki bağ bozumu şenlikleri yâd edilmektedir. Garp âlemi-

nin eğlence türlerinden biridir bu. Neşeyle süslenen ve güzel kıyafetlerin giyildiği ziya-

fetlere telmih yapılır. Hatta şenliklerde görev alan güzel kızların bir kısmının maskeli, bir 

kısmının da maskesiz oldukları ifade ediliyor.  

Ancak bu durumdan oldukça rahatsız olan Yahya Kemal, yola çıkmaya hazırlanı-

yor ve bu ruhsuz eğlenceleri geride bırakıyor ve ilginçtir ki bu ülkeden gitmek istiyor. 

Ufukta Çamlıca görünüyor. Böylece artık şair için bir başka sefer vaktinin yaklaştığı gö-

rülüyor. İstanbul’a duyulan bu özlem; Üsküp’e benzer bir özlemi hatırlatmaktadır. Zira 



Üsküp, nasıl ki onun için anne demekse; İstanbul da canan demektir.  

Dönsem vatan semasına artık bu ülkeden. 

Görsem Erenköyü’ndeki leylâklı bahçede, 

 

340 


 

Cânanla bir zaman konuşup içtiğim yeri. 

(Karnaval ve Dönüş, Kendi Gök kubbemiz, 61) 

Şair, vatan toprağından ayrılışının acısını dizelerine bu şekilde taşır. Balkan top-

raklarını  hor  kullananları  ve  Nis  karnavalında  tepinip  eğlenenleri  görünce  hüzünlenir. 

Çünkü üzerinde tepinilen topraklar sadece basit bir ülke toprağı değil; doğduğu ve onu 

doğuranın kucağına yattığı, maneviyatla mayalanmış bir topraktır.  

Kaybolan Şehir: Kitabın 71. sayfasında yer alan bu şiirde şair Üsküp’ü; Yıldırım 

Beyazıt’ın diyarı olarak niteler. Çünkü Beyazıt, Üsküp’ü fethetmiştir. Üsküp, uç beyleri-

nin merkezi durumunda olan bir şehirdi. Daha sonra şehir, sadece fethedildiği için değil 

aynı zamanda evlad-ı Fatihan’ın ruhu şehre aksettiği içindir ki bir Türk çehresine ve ru-

huna sahip olmuştur.  

Üsküp toprağı onun için ana kucağından farksızdır. Bir sonbahar günü annesini 

Balkan topraklarına gömmüşlerdir. Artık onun için Üsküp; annesini bağrına basan mer-

hametli  bir  şehirdir.  Ama  sonrasında  manevî  kayıpların  da  yaşandığı  bir  şehir  olmaya 

başlayacaktır. Bu şehir kayıp olsa da, şair kendisini Üsküp’te hayal eder.   

 

A.2.Yol Düşüncesi bölümünde yer alan şiirler:  

Nihad Sami Banarlı, Kendi Gök Kubbemiz (1995: VI)’in giriş kısmında bu bölüm 

için şunları söyler: “Şairin düşünüş şiirleri ve bilhassa rindlik, ufuk ve ölüm temaları üze-

rinde söylediği şiirleri vardır.”  

Ufuklar: Kitabın 88. sayfasında yer alan bu şiirinde şair, sanatçı kişiliğinin yapı 

taşı olan annesini hatırlar. Ufku seyrettikçe annesi aklına gelir ve “ruh ufuksuz yaşamaz” 

der. Dağların ufkundaki mehâbet, ova ufkunda yerini huzura bırakır. Mehâbetten huzura 

geçiş, deniz ufkunda teselliye dönüşür. Mehâbet-huzur ve teselli üçgeni şairi, bir müddet 

sonra derinden duyulan bir yalnızlığa doğru iter ve aklına manevî ufukları çok geniş olan 

peygamberler gelir. Onlardan ilham alsa da,  yüreğindeki 59  yıllık sızıyı dindiremez ve 

annesinin ölümünü hatırlar.  

Annesinin ölümü; bir şehrin kaybı ve teneşir tahtasına dönen ufkun silikleşmesi-

dir. Şiirlerinde Üsküp’ün anılması, aslında bir nevi annesinin hatırlanmasıdır. “Üsküp’ü 

ebediyyen  kaybetmek,  çocuğu,  çocukluk  aşkını,  anneyi  kaybetmektir;  o  kadar  değerli 



 

341 


 

olan hâtıraların şehrini neredeyse bir daha görememek demektir. Daha da somuta indir-

gersek annenin mezarını ziyaret imkânının bile elinden gitmesidir Üsküp’ün kaybedil-

mesi” (Kahraman, 2001: 30).  

Üsküp, Yahya Kemal’in annesi için ideal bir Müslüman şehirdir. Bu nedenle, Üs-

küp’ten ayrılıp Selanik’e gitmek onlar için çok acı verici olur. Bu travmatik gurbet algısı 

ve sancılı vuslat kaygısı Yahya Kemal’in sanat anlayışını şekillendirmede çok etkili olur. 

Veremden ölen anacığı Nakiye Hanım, Üsküp’e gömülür. Bu nedenledir ki; şiirlerinde 

geçen Üsküp motifi anne hissiyatını verdiği gibi anne motifi de okuyucuya Üsküp’ü ha-

tırlatır. 



Gurbet: Kitabın 109. sayfasında yer alan bu şiirde şair, ömrün demliğinde süren 

anne özlemini kaygı günleri olarak ifade eder. Yalnızlığın acısını yaşamak, onun için iş-

kenceden beter bir hâl alır. Yalnız bu duygu bile insanı harâb etmeye yeter. Yıllarca, Üs-

küp dışında yaşamış olsa bile, ömrü bir çöl çoraklığında geçmiş, uykusuz ve susuz kal-

mıştır.  

 

A.3.Vuslat bölümünde yer alan şiirler: 

Nihad Sami Banarlı, Kendi Gök Kubbemiz (1995: VI)’in giriş kısmında bu bölüm 

için şunları söyler: “Daha çok aşk şiirleri sıralanmıştır. Fakat Yahya Kemal, her şiirini 

mutlaka millî üslûpla söyleyen, büyük tefekkür şairi olduğu için, bu bölümlerin herhangi 

birindeki şiirlerin çoğu, öteki bölümlere de girebilecek özelliktedir.”  

Bu bölümdeki şiirler incelendiğinde; Üsküp’e yönelik motifler olmadığını söyle-

yebilsek bile, derinlemesine bir duyuşla bakıldığında, aksine şairin bu bölümde yer alan 

şiirlerinde  gurbet  fikrinin  aşka  dönüştüğünü  söyleyebiliriz.  Çünkü  şair  varoluş  hissini 

gösterdiği bu bölümdeki şiirlerinde aynı zamanda sonsuzluğun ve sonsuzluğa vaslın ta-

dını hisseder. 

B-

 



Araştırma Sorusuna Yönelik Bulgular 

“Kendi Gök Kubbemiz” adlı eserdeki sözü edilen semboller ışığında mekân olarak 

Üsküp’ün özellikleri nelerdir ve Üsküp bu çerçevede nasıl şekillenmiştir? 

 

342 


 

Yahya  Kemal  Beyatlı,  “Kendi  Gök  Kubbemiz”  adlı  eserinde  Üsküp’ü;  maddî 

âlemden sıyrılmış, ufuklarda hayalî bir mekân olarak gösterir. Bastığı topraklardan basa-

mayacağı bir mekâna geçiş hissini ortaya koyan şiirleriyle bu ideal Müslüman şehir çokça 

terennüm edilir. Şiirleriyle Üsküp arasında bağlantı kuran şair, bu vasıtayla anne-gurbet 

ve ufuk motiflerini esas alır. Bu motifler açısından yukarıda sözü edilen şiirlere baktığı-

mızda; Üsküp, müstakil bir fikir olarak karşımıza çıkar.  

Bu şiirlerinde zaman, mekân ve motif, bir betimleme öbeği olarak kullanılmakta-

dır. Aslında bu şiirleri; muhayyilesindeki Üsküp’ün özellikleri ve maddî olarak Üsküp’ün 

çerçevesi şeklinde incelemek, Üsküp’ün manasını çok daha net olarak bulduracaktır. Şair, 

hatıralarında aslında ailesinin Üsküplü olmadığını ve hatta Nişli olduğunu söylemesine 

rağmen; annesinin mezarının burada olmasından dolayı ruhunun burada beslendiğinden 

söz eder.  

Yahya  Kemal,  şiirleri  vasıtasıyla;  “Üsküp  şehrinin  Türkler  tarafından  kuruldu-

ğunu ve onları kuran şahsiyetleri, bu şahsiyetlerin Üsküp’teki eserlerini böylece vurgula-

mış olur” (Yetiş, 1998: 53). Şiirlerine baktığımızda, annesinin üzerindeki etkisi yaşamı 

boyunca sanatını şekillendirdiği her anında devam etmektedir.  Yukarıda sözü edilen şi-

irlerde anne-gurbet-ufuk motifleri, onun şiirlerini  yönlendiren önemli noktalardır. “Üs-

küp’ün ve annenin etkisi baştan beri görüldüğü gibi tartışma bile kabul etmez. Öte yandan 

Yahya Kemal’in şiirin şeklinde yaptıkları da yine anne ve Üsküp’ten aldıkları ile alâkalı-

dır” (Yetiş, 1998: 70). 

 

TARTIŞMA VE SONUÇ 

Osmanlı hâkimiyeti altında uzun yıllar kalmış olan Balkan şehirlerinde çocukluğu 

geçmiş olan şair, daha sonra mekân değiştirip de ata topraklarından ayrılınca ruhundaki 

hassasiyetle gurbet ve vuslat temalarını şiirlerine taşımıştır. Belki de, yüreği bu motiflerle 

kavrulup sonunda dizelere dökülmüş; hissiyatı daha fazla gizli kalamamıştır. Bu coğrafya 

ile kurduğu kopmaz bağ neticesinde tek tip insan olmaktan uzaklaşıp, kendinden birkaç 

insan daha üretme gayretinde olmuştur.  

Çalışmada;  şairin,  dağınık  gibi  görünen  bu  üç  sembolü  (gurbet-anne-ufuk)  bir 

araya  toplanarak  “Üsküp”  teması  altında  varlığını  göstermiştir.  Bunlar  aynı  zamanda 



 

343 


 

onun edebî şahsiyetini de ortaya çıkaracak önemli noktalardır. Birçok şiirinde bu motif-

lere yer vermiş; içinden çıkamadığı çocukluk anılarını bu üç sembolle süslemiştir. Bu, bir 

tür muhayyileyi bezeme işlemidir. Şair her daim, kelimelerle çizdiği tablolarda,  ufukta 

gördüğü çizgiyi bir hudut olarak değil; Üsküp’e ve dolayısıyla annesine uzanan bir yol 

haritası olarak görmektedir. Kendisinin de ifade ettiği gibi; “ufuktaki sonsuzluğun tadı” 

kanımızca, hem kaçmak hem kurtulmak hem de teslimiyettir. 

 

KAYNAKÇA 

Kahraman Â, (2001). Şairin Kalbindeki Şehir, Edebiyatın Saklı Dili. İstanbul: İz Yay. 

Kemal Y, (1995). Kendi Gök Kubbemiz. İstanbul: MEB Yay. 

Özbalcı M, (2006). Yahya Kemâl’in Duygu ve Düşünce Dünyası. Ankara: Akçağ Yay. 

3. Baskı. 

Şimşek H, Yıldırım A (2005). Sosyal Bilimlerde Nitel Araştırma Yöntemleri. Ankara: 

Seçkin Yayıncılık. 

Yavuz H, (2010). Okuma Biçimleri. İstanbul: Timaş Yay. 

Yetiş K, (1998). Yahya Kemal I Hayatı. İstanbul: İstanbul Fetih Cemiyeti. 



 

344 


 

BİR OSMANLI KÜLTÜR BAŞKENTİ OLAN BURSA’NIN 

VİLÂYET SALNÂMELERİNE GÖRE DEMOGRAFİK YAPISI 

(1870-1907) 

 

Okt. Dr. Nursal KUMAŞ



 



Uludağ Üniversitesi 

kumasnursal16@gmail.com 

 

ÖZET 

 

Bursa,  1326  yılında  Orhan  Bey  tarafından  fethedilerek 

Osmanlı Devleti’nin başkenti yapıldı. 1365 yılına kadar başkent 

olarak kalan şehir, Edirne'nin fethedilmesiyle başkent olma özel-

liğini kaybetti. Bursa, XIX. yüzyılın ilk yarısına kadar, merkezi 

Kütahya’da bulunan Anadolu  Eyaleti’ne bağlı bir sancak statü-

sündeydi. Fakat İstanbul’a olan yakınlık, coğrafi konum ve ipek-

çilik faaliyetlerinin gelişim göstermesi gibi birçok önemli etken, 

şehrin zaman içerisinde ticari ve ekonomik açıdan büyüyüp geliş-

mesini sağladı. Bu gelişime paralel olarak, 1841 yılında Anadolu 

Eyaleti uygulamasına son verildi ve Hudâvendigâr Vilâyeti oluş-

turularak merkezi Bursa yapıldı. 

Hudȃvendigȃr 

Vilȃyeti’nin 

kurulmasından 

sonra, 


Bursa’nın nüfusu sürekli olarak bir artış gösterdi.1877-1878 Os-

manlı Rus Savaşı’ndan sonra, Kafkas ve Balkan göçmenlerinin 

şehirde  iskân  edilmesi,  Bursa-Mudanya  demiryolunun  hizmete 

girmesiyle  ticari  faaliyetlerin  artması,  Batı  tarzı  açılan  mesleki 

okullarda öğrenim görmek isteyen öğrencilerin şehre akını gibi 

birçok faktör bu artışın nedenleri olarak gösterilebilir. Hudȃven-

digȃr Vilȃyeti salnȃmelerine göre şehirdeki cemaat grupları: Müs-

lümanlar, Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, Katolikler, Protestanlar, 

Bulgarlar ve Latinlerden oluşmaktaydı. Bu cemaat gruplarından 

nüfusu  binin  altında  olan  Protestan,  Bulgar  ve  Latinler  dikkate 

alınmadığında, şehrin beş etnik ve dini yapı üzerinde şekillendiği 

söylenebilir.  Bursa’nın  ticari  ve  ekonomik  açıdan  büyümesinin 

yanında bu farklı unsurlar şehirdeki kültürel çeşitliliğin ve zen-

ginliğin de ortaya çıkmasını sağladı. 

Bu  çalışmada,  Hudȃvendigȃr  Vilȃyeti  ile  bu  vilȃyetin  

merkezi konumunda olan Bursa şehrine ait nüfus bilgileri etnik 

ve dini yapı ile cinsiyet bazında değerlendirilmiş ve tablolar yar-

dımıyla  ortaya  konulmuştur.  Nüfus  bilgileri,  1287-1325  (1870-

                                                 

 Okutman, Dr., Uludağ Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Bölümü 



  E-mail: kumasnursal16@gmail.com; nkumas@uludag.edu.tr 

 

345 


 

1907)  yılları  arasında  yayınlanmış  olan  vilȃyet  salnȃmelerinde 

yer alan verilerden elde edilmiştir. 

Anahtar  Kelimeler:  Bursa,  Bursa  Demografik  Yapı, 

Bursa Nüfus, Hudȃvendigȃr Vilȃyeti, Osmanlı Dönemi Bursa. 

 

DEMOGRAPHIC STRUCTURE OF BURSA, AN  

OTTOMAN CAPITAL OF CULTURE, ACCORDING TO 

PROVINCIAL SALNÂMES (1870-1907) 

Abstract 

Conquered  by  Orhan  Bey  in  1326,  Bursa  was  made  the 

capital of the Ottoman State. Remaining a capital until the con-

quest of Edirne in 1365, the city lost its quality of being a capital. 

Until the first half of the 19th century, Bursa was a sanjak con-

nected to the Eyalet of Anatolia, whose center was in Kutahya. 

However, many important factors such as closeness to Istanbul, 

geographical  location,  development  of  sericultural  activities 

caused the city to grow and develop commercially and economi-

cally within the course of time. Parallel to this development, the 

Eyalet  of  Anatolia  was  abolished  in  1841  and  the  Vilȃyet  of 

Hudâvendigâr was formed and Bursa became the center. 

After the establishment of the Vilȃyet of Hudȃvendigȃr, 

the  population  of  Bursa  continuously  increased.  Many  factors 

such as the settlement of Caucasian and Balkan immigrants in the 

city after the 1877-1878 Ottoman-Russian War, increasing com-

mercial  activities  after  putting  the  Bursa-Mudania  railway  into 

service and the flooding of young people desiring to take educa-

tion at  vocational  schools opened in  Western-style into the city 

can be shown as reasons for this increase. 

According  to  the  Salnames  of  the  Vilȃyet  of  Hudȃven-

digȃr, the community groups in the city were composed of Mus-

lims, Greeks, Armenians, Jewish people, Catholics, Protestants, 

Bulgarians and Latins. It can be stated that if Protestants, Bulgar-

ians and Latins with populations of less than one thousand are not 

taken into account,  the  city was  shaped on five different  ethnic 

and  religious  structures.  Besides  developing  commercially  and 

economically,  Bursa  became  culturally  rich  and  diversified 

thanks to these different factors as well. 

In this study, the demographics of Bursa, the center of the 

Vilȃyet of Hudȃvendigȃr, were evaluated on the basis of the eth-

nic and religious structures and gender and revealed via the help 

of  tables.  The  demographics  were  obtained  from  the  Salnames 

published between the years of 1287-1325 (1870-1907). 



Key Words: Bursa, Demographic Structure, Population, 

Vilȃyet of Hudȃvendigȃr, Ottoman Period 



 

346 


 

GİRİŞ 

BursaOsmanlı Devleti tarafından 1326 yılında fethedildi ve Osmanlı Devleti’nin 

başkenti yapıldı. Şehrin başkent olduğu süreçte başlayan siyasi ve ticari gelişimi, 1365 

yılında başkent olma özelliğini kaybetmesinden sonra da artarak devam etti. Bursa’nın 

bulunduğu coğrafi konum ve verimli ovası da gelişim göstermesinde önemli bir rol oy-

nadı. İpek ticareti hacmindeki artışla beraber, şehrin İpek Yolu’nun Avrupa’ya açılan ka-

pısı konumuna gelmesi, gelişimindeki asıl itici gücü oluşturdu. Şehrin ekonomik açıdan 

önemli  bir  potansiyel  teşkil  etmesi,  Osmanlı  Hükümeti  tarafından  önemsenmesi  sonu-

cunu getirdi. 

Osmanlı İmparatorluğu’nun 1520-1555 dönemindeki nüfusu, tahrir defterlerine

1

 

göre toplam  2.144.224 hanedir



2

. Bu  yüzyılın  ikinci  yarısında 152 civarında mahalleye 

sahip olan Bursa’nın nüfusu önemli ölçüde artarak 60.000’i  geçmişti. Bu nüfus içinde 

3000 Hıristiyan, 1500 Yahudi olmak üzere toplam 4500 kadar gayrimüslim bulunmak-

taydı

3

. XVII. yüzyılda Bursa, Anadolu Eyaleti’ne bağlı ve “Hudâvendigâr” unvanını alan 



paşalar tarafından yönetilen bir sancak konumundaydı. Kite, Filedar, Abolyont, Kestel ve 

                                                 

1

 Barkan’ın ifade ettiği üzere:“…Osmanlı İmparatorluğundaki Nüfus ve Vergi Sayımları’nın sonuçlarının 



kayıtlı bulunduğu ‘Tahrir’ defterleri… oldukça ayrıntılı bir Nüfus Sayımı olduğu kadar, toprakların tasar-

ruf  sistemleri  ile  kullanılış  tarzlarına  ve  tarımsal  ürünlerin  nevi  ve  miktarlarına  ait  bir  Ziraî  Sayım  da 

sayılabilirler… İmparatorluğun vergi kaynakları, malî örgütlenmeleri, askerî güç ve imkânları hakkında 

çok yönlü birer anket özelliğini taşımaları ve bu halleri ile sosyal grupların oluşum ve dağılım tarzlarına, 

kadrolarına ait çeşitli bilgiler ve zengin istatistik malzemesi temin etmiş bulunmaları, onların tarihî değe-

rini ziyadesiyle artırmaktadır” (Hüdavendigȃr Livası Tahrir Defterleri-I, Yay. Haz. Ömer Lûtfi Barkan-

Enver Meriçli, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1988, s.3.) 

2

Halil İnalcık’ın verdiği bilgiye göre 1520-1555 döneminde Osmanlı İmparatorluğu’nun nüfusu; “Küçük 



Asya’da (Anadolu, Karaman, Zulkadiriye, Diyarbekir ve Rum vilȃyetleri) 1.032.425 hane, Rumeli’de (Tuna 

ve Sava ırmakları güneyindeki bölge) 1.111.799 hanedir. Rumelideki nüfusun 832.707 hanesi Hıristiyan, 

194.958 hanesi, yani yüzde 18’i Müslümandır”. Halil İnalcık, Devlet-i Aliyye Osmanlı İmparatorluğu 

Üzerine Araştırmalar-I Klasik Dönem (1302-1606): Siyasal, Kurumsal ve Ekonomik Gelişim, Türkiye 

İş Bankası Kültür Yay., İstanbul, 2009, s.201. Kemal Karpat’ın ifade ettiğine göre: “…15. ve 16.yüzyıllarda 



vergiye tabi birim hane ya da avariz hanesiydi. Yani, erkek reisin temsil ettiği evdi. Eski Osmanlı ‘hane’ si 

çekirdek ya da büyük aileye karşılık gelmiyordu: Bu, sayısal büyüklükten çok, vergi yükümlüsü aile üyeleri 

potansiyeline göre ekonomik olarak tanımlanan bir haneydi…” H.Kemal Karpat, Osmanlı Nüfusu (1830-

1914) Demografik  ve Sosyal Özellikleri, Tarih Vakfı Yurt Yay., İstanbul, 2003, s.47. 

3

 Halil İnalcık, Halil İnalcık’ın Bursa Araştırmaları, Haz. Yusuf Oğuzoğlu, Bursa Kültür A.Ş., Bursa, 



2012, s.78. Numan Elibol’un, Ömer Lütfi Barkan’a dayandırarak verdiği rakamlara göre;1571-1580 döne-

minde Bursa’nın nüfusunun 70.686 olduğunu ifade etmektedir. Şehrin nüfusu bu dönemdeki İstanbul ve 

diğer Anadolu şehirlerinin nüfusları ile karşılaştırıldığında şu sonuç ortaya çıkmaktadır: İstanbul:700.000, 

Edirne 30.140, Konya:15.356, Sivas:16.846, Atina:29.007 ve Sofya:7848. Bu rakamlara göre Bursa nüfus 

açısından İstanbul’un yaklaşık onda biri kadardı. 


 

347 


 

Çukurca, Bursa Sancağı’na bağlı nahiyelerden bazılarıydı. Şehrin yöneticileri başkent İs-

tanbul’dan atanırdı

4

. XVII. yüzyıldan itibaren avȃrız vergisinin olağan vergi konumuna 



gelmesi ve Osmanlı maliyesinin tahrir defterlerinin düzenlenmesi konusunda gerekli has-

sasiyeti göstermemesi nedeniyle, Bursa’nın XVII. ve XVIII. yüzyıllara ait nüfus bilgileri 

ne yazık ki tam olarak ortaya konulamamıştır

5



XIX. yüzyılın ilk yarısı dikkate alındığında, Bursa artık, Osmanlı Devleti’nin taş-

rada bulunan ve  nüfusu  günden  güne artan, önemli  bir ticaret şehriydi  ve Osmanlı’nın 

tüm karakteristik özelliklerini yansıtmaktaydı. Bu dönemde şehrin nüfusu; “vergi veren 

yetişkin erkek” lerin tespiti amacıyla, sadece bekâr ve evli erkeklerin sayıldığı

6

,tahrir def-



terlerinden elde edilen çeşitli tahminlerle dile getirilmekteydi

7

. 1831 yılında modern an-



lamda kabul edebileceğimiz ilk resmi nüfus sayımı gerçekleştirildi. Bu sayımda vergi yü-

kümlülerine ek olarak, asker sayısını belirlemek için, tüm yetişkin erkekler sayıldı fakat 

kadın ve çocukların sayımı yapılmadı

8

. Bu dönemde Osmanlı yönetimi, gayrimüslimlerin 



etnik veya dini kökene göre nüfus miktarlarını da önemsediğinden, nüfus sayımları daha 

ayrıntılı bir şekilde gerçekleştirilmeye çalışıldı. 1831 yılı verilerine göre Bursa’nın şehir 

nüfusu 16.138 olup (10.552 İslȃm, 2159 Reaya, 627 Yahudi ve 2800’i Ermeni’dir) bu 

rakama şehre bağlı köylerin toplam nüfusu olan 8709 (16.879 İslȃm, 4541 Reaya) rakamı 

da eklendiğinde nüfus 24.847 (16.879 İslȃm, 4541 Reaya) olmaktadır

9

. Kadın ve çocuk-



ların da dâhil edilmesiyle beraber kasaba nüfusunun yaklaşık 35 bin, köy nüfusuyla bera-

ber bu rakamın yine yaklaşık olarak 50 bin civarında olduğu söylenebilir

10



                                                 



4

 Evliya Çelebi, Seyahatname’ye Göre Ruhaniyetli Şehir Bursa, Haz. Hasan Basri Öcalan, Bursa İl Özel 

İdaresi, Ankara, 2009, ss.36-38. 

5

 Özer Ergenç, XVI. Yüzyıl Sonlarında Bursa, Türk Tarih Kurumu  Yay., Ankara, 2014, s.111. 



6

 Kâmil Kepecioğlu, “Bursanın eski devirlere ait kayıt defterleri”, Sayı:7, Türkün, Bursa, 1936, s.42. 

7

 XIX. yüzyıl başlarında Osmanlı Devlet’inin toplam nüfusu, Donald Quataert’in tahminlerine göre 25-32 



milyon civarındaydı (Donald Quataert, Osmanlı İmparatorluğu (1700-1922), Çev. Ayşe Berktay, İletişim 

Yay. İstanbul, 2002, s.172). Çeşitli otoritelerde bu rakamı yaklaşık olarak 24-30 milyon arasında vermek-

tedir (Elibol, a.g.m, s.147). 

8

H.Kemal Karpat, Osmanlı Nüfusu (1830-1914) Demografik  ve Sosyal Özellikleri, Tarih Vakfı Yurt 



Yay., İstanbul, 2003, s.58. 

9

 Enver Ziya Karal, Osmanlı İmparatorluğunda İlk Nüfus Sayımı 1831, T.C. Başbakanlık Devlet İsta-



tistik Enstitüsü Matbaası, Ankara, 1997, s.201. 1831 sayımına göre Osmanlı Devleti’nin toplam erkek nü-

fusu 3.722.738’di. Kadın nüfusu da bu rakama dâhil edildiğinde devletin nüfusu yaklaşık 7.5 milyon civa-

rındaydı. Fakat bu rakamın gerçek rakamın çok altında olduğu kabul edilmektedir (Karpat, a.g.e., s.59,150). 

10

 1800 yılı verilerine göre Avrupa’da nüfusu yüz bini geçen yirmi üç şehir vardı ve bu şehirlerin toplam 



nüfusu 5.5 milyondu (Gürsu Gürsakal, “Modernleşme Dönemi Bursa’sında Nüfus Hareketleri”, Osmanlı 

 

348 


 

Şehrin bir yandan nüfusunun artması diğer taraftan da ekonomik sürecin değişime 

uğraması, Bursa’nın idari yapısında yeni düzenlemelerin ortaya çıkmasını sağladı. Şehir, 

XIX.  yüzyılın  başlarında  merkezi  Kütahya’da  bulunan  Anadolu  Eyȃleti’ne  (vilȃyet)

11

 

bağlı bir sancak (liva) statüsünde iken



12

, 1832 yılında kendi başına mutasarrıflık (sancak) 

oldu

13

.1834  yılında  şehirde  ilk  defa  mahalle  muhtarlığı  kuruldu



14

.  Hudâvendigâr 

Vilâyeti’nin  oluşturulup  merkezinin  de  Bursa  yapılması  üzerine,

 

Kütahya’da  Anadolu 



Eyȃleti valisi sıfatıyla bulunan Dilaver Paşa, 1841 yılında Bursa’ya gelerek, vilâyet teş-

kilatının kurulmasını sağladı

15

. Bursa; Karahisar, Kütahya, Bilecik, Erdek, Biga sancak-



ları ile birlikte yeni oluşturulan Hudâvendigâr Vilâyeti’ne bağlandı. 

1856-1857'de Hudâvendigâr Vilâyeti: Bursa, Koca-ili, Kütahya, Karahisar, Erdek, 

Biga, Karesi, Ayvalık sancaklarından oluşmaktaydı. Bu dönemde Bursa Sancağı’na bağlı 

yirmi dört nahiye bulunuyordu. 1865'te Hudâvendigâr Vilâyeti’ne; Bursa, Karesi, Koca-

ili, Kütahya, Karahisar sancakları bağlı olup eyalet valisi Bursa'da oturuyordu

16



1867 yılında yapılan yeni düzenlemede, Bursa merkez olmak üzere Hudâvendigâr 

tekrar  vilâyet  yapıldı.  1868  yılında  Hudâvendigâr  Vilâyeti’ne  bağlı  85  kaza  vardı  ve 

Bursa Sancağı şu kazalardan oluşmaktaydı: Bursa, Gemlik, Pazarköy, Mudanya, Yalova, 

                                                 



Download 3.66 Mb.

Do'stlaringiz bilan baham:
1   ...   26   27   28   29   30   31   32   33   ...   46




Ma'lumotlar bazasi mualliflik huquqi bilan himoyalangan ©fayllar.org 2020
ma'muriyatiga murojaat qiling