I. uluslararasi


Download 3.66 Mb.
Pdf ko'rish
bet4/46
Sana01.12.2017
Hajmi3.66 Mb.
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   46

VI. Sonuç 

Sonuç olarak şunları söylemek mümkündür. Kimlik inşasında şehir kültürü dün 

olduğu gibi bugün de belirleyici bir unsurdur. Geleneği güçlü olan şehirler, kültürün ge-

lecek nesillere sağlıklı taşınmasında önemli rol oynar. Şehirler inşa edilirken buna azami 

derecede dikkat edilmesi gerekir. Gürültü kirliliğinin, dar sokakların, keşmekeş trafiğin, 

zevksiz mimarinin insana katacağı bir şey olmadığı gibi ondan götüreceği çok şeyin ol-

duğu bir gerçektir. İnsanların yüzüne yansıyan gerginlik, önce şehirlerin yüzüne yansır. 

Sağlıklı bir gelecek, sağlıklı yaşam merkezleri ile mümkündür. Geçmişin mimarisinden 

sözlü kültürüne, musikisinden şiirine kadar birçok sahada bu hassasiyetlerin korunduğu 

görülür. Aslında söz konusu hassasiyet günümüzde sağlıklı toplum yapılanmaları için en 

az dün kadar önem arz etmektedir.  

Erzurum’u farklı kılan geleneği güçlü bir şehir olmasıdır. Mesela, geleneksel mi-

mari, yakın zamana kadar geleneksel yaşamı kolaylaştıran bir unsurdu Erzurum’da. Ne 

yazık ki zevksiz beton yığınları ve ticari kaygılar geleneğin önüne geçmeye başladı. Bu 

hızlı  bir  kültür  erozyonunu  beraberinde  getirecektir.  Böylece  şehrin  geçmişinden  bes-

lenme zayıflayacak, şehrin kimliğin oluşmasına katkısı azalacaktır. Hiç zaman kaybet-

meden şehrin kadim geleneğini çağdaş unsurlarla geliştirip, kimliğe katkısını devam et-

tirmek gerekir.  

 

Çalışmamızı, Bayburtlu Zihni’nin insanı, mekânı, dili, estetiği, coğrafyası, 



mevsimleri, sevdaları, alışkanlıkları ile bir “gönül ülkesi” olarak nitelediği “Erzurum’a 

Gazel” isimli şiiriyle bitirelim:  

Nev-civânı nâz-perver, bir mekândır Erzurum 

Dîde-i uşşâka kuhl-i Isfahân’dır Erzurum 

 


 

38 


 

Şive-peymâ hûblar destin gezer peymânesi 

Bir mücessem şehr-i işret-âşiyândır Erzurum  

 

Anda çok serv-i Revânlı Ardahanlı hûblar  

Kandehâr güftâr ile sükker-feşândır Erzurum  

 

Nâzenin Şirâzdır ammâ ki şîri azdır  

Tıft-ı aşka dâyesi az müşfikândır Erzurum  

 

Bây eder yoksulları sermâye-i sermâ ile  

Berf ü bârânı belâ-yı âsumândır Erzurum 

 

Lîk yoktur ehl-i dil, gelse severler beldedir  

Ba’zı ehl-i şekva dâr-ı imtihândır Erzurum  

 

Anda bir zât var ederse fahr anınla eylesin  

Ol şerefle Zihniyâ dürr-ı cinândır Erzurum” (Sakaoğlu 1988:152) 

 

 



 

 

39 


 

Kaynaklar 

Baydar, Mustafa Çetin (1989). “Erzurum’u Anlamak ve Anlatmak”,  Erzurum Lisesi Pa-



landöken Dergisi: 19-20. 

Baydar, Mustafa Çetin (2000). “Erzurum’un Sırları”, Erzurum Yazıları. İstanbul: Erzu-

rum Kitaplığı 128-130. 

Darkot, Besim (1955). “Erzurum”, İslâm Ansiklopedisi. İstanbul: M.E.B Yay. 340-345. 

Demirel, Muammer (1993). Birinci Dünya Harbinde Erzurum ve Çevresinde Ermeni Ha-

reketleri. Doktora Tezi. İstanbul: Marmara Üniversitesi. 

Dursunoğlu, Cevat (1998). Milli Mücadele’de Erzurum. İstanbul: Erzurum Kitaplığı. 

Ergenç, Özer (2013). Şehir-Toplum-Devlet Osmanlı Tarih Yazıları. İstanbul: Tarih Vakfı 

Yurt Yay. 

İnalcık, Halil (1955). “Erzurum”, İslâm Ansiklopedisi. İstanbul: M.E.B Yay. 353-357. 

Kısakürek, Necip Fazıl (1978). O ve Ben. İstanbul: Büyük Doğu Yay. 

Kısakürek, Necip Fazıl (2010a). Çerçeve 1. İstanbul: Büyük Doğu Yay. 

Kısakürek, Necip Fazıl (2010b). Çerçeve 2. İstanbul: Büyük Doğu Yay. 

Koç, Yalçın (1984). Determinizm ve Mekân. İstanbul: Boğaziçi Yay. 

Önder, Mehmet (1989). Efsane, Destan ve Öyküleriyle Anadolu Kentleri. İstanbul: Milli-

yet Yay. 

Sakaoğlu, Saim (1988). Bayburtlu Zihnî. İstanbul: Kültür Bakanlığı Yay. 

Şengül, Abdullah (2014). “Necip Fazıl’ın Hayatında Üç Şehir: Kahramanmaraş, Kayseri, 

Erzurum”, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi. S:52. Erzurum: 

153-161. 

Tanpınar, Ahmet Hamdi (1969). Beş Şehir. İstanbul: M.E.B Yay. 

Tozlu,  Selahattin  (1991).  Zivin  Savaşından  Berlin  Antlaşmasına  Kadar  Erzurum1877-

1878. Yüksek Lisans Tezi. Erzurum: Atatürk Üniversitesi. 

Urry, John (1995). Mekânları Tüketmek. İstanbul: Ayrıntı Yay. 

Weber, Max (2012). Şehir-Modern Kentin Oluşumu. (Çev. Musa Ceylan) İstanbul:  Yarın 

Yay. 


Yinanç, Mükrimin (1955). “Erzurum”, İslâm Ansiklopedisi. İstanbul: M.E.B Yay. 345-

353. 


 

 


 

40 


 

İLKÇAĞ VE ERKEN ORTAÇAĞLARDA TÜRK-İRAN  

İLİŞKİLERİ AÇISINDAN CEYHUN HAVZASI VE BU HAVZA 

ÜZERİNDEKİ ŞEHİRLERİN ÖNEMİ 

 

Yrd. Doç. Dr. Ahmet ALTUNGÖK



1

 

Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi 

ahmet.altungok@bilecik.edu.tr 

 

ÖZET 

Antik İran kaynakları Ceyhun Nehrinin İran ve Turan ara-

sında yer alan doğal bir sınır olduğunu kabul etmektedirler. Cey-

hun Nehrini aşarak Türk topraklarını ele geçirmek isteyen hiçbir 

İran hükümdarı ülkesine sağ olarak geri dönememiştir. Bu durum 

İranlılar tarafından ilahi sınırların aşılmasından dolayı tanrı tara-

fından verilen bir ceza olarak kabul edilmiştir. Persler döneminde 

İranlıların demografik anlamda Ceyhun ve ötesini ele geçirme gi-

rişimleri  İskender istilası ile son bulmuştur. Ceyhun havzasının 

Türk topluluklarının elinde kalmasını sağlayan gelişme bu istila-

dan  sonra  bölgede  kurulan  Tirmiz  gibi  Greko-Türk  şehirlerdir. 

Demografik anlamda bölgedeki İran nüfusunun Grekler arasında 

erimesi  ve Ceyhun nehri üzerinden Horasan topraklarına doğru 

gerçekleşen Türk göçleri, bu havzanın Türk yurdu içerisinde kal-

masını sağlamıştır. 

Anahtar kelimeler:  İran, Turan, Ceyhun, Tirmiz, Grek, 

Sakalar. 



 

ABSTRACT 

Ancient Persian sources approves that Amu Darya River 

is a natural border between Persia and Turan. Any Persian king 

who tried to conquer Turkish lands by passing Amu Darya could 

not  return  to  his  country  alive.  Persians  saw  that  situation  as  a 

punishment imposed by God since they wished to pass divine bor-

ders. The attempts of Persians to conquer Amu Darya and its be-

yond demographically came to an end following Alexander’s In-

vasion. The fact that provided Amu Darya basin stayed under the 

control  of  the  Turkish  tribes  was  Greco-Turkic  cities  such  as 

Termez established in the region after the invasion. The fact that 

Persian population  diminished within the Greeks  and migration 

                                                 

1

 Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü 



 

41 


 

of the Turks from  Amu  Darya to  Khorasan lands provided  that 

basin stayed under the control of the Turks.  

Key Words: Persia, Turan, Amu Darya, Termez, Greek, 

Scythians. 



 

GİRİŞ 

İlkçağ ve Erken Ortaçağlarda, Ceyhun Nehrinin; İran ve Turan halklarının yaşa-

mış oldukları coğrafyalar arasında yer alan doğal bir sınır olduğuna dönük bir inanç mev-

cuttu


2

. İranlılar bu sınırın tanrı Mazda



3

 tarafından çizildiğine inanmaktadırlar. Bu inanca 

göre; Tanrı Mazda, Turan ve İran kavimlerinin sınırını Ceyhun nehri olarak belirlemiştir. 

Bundan dolayı  İran hükümdarları Ceyhun nehrini geçerek Turan topraklarına saldırma 

cesaretini  gösteremezlerdi

4

.  Ceyhun  Nehrini  aşarak  Turan  topraklarına  saldıran  hiçbir 



İran  hükümdarı  ülkesine  sağ  olarak  geri  dönememiştir.  İranlılar  bu  durumu;  Tanrı 

Mazda’nın çizmiş olduğu ilahi sınırı aşmanın sonucunda, tanrının verdiği bir ceza olarak 

değerlendirmişlerdir. Ceyhun nehrinin İran ve Turan sınırı olarak kabul edilmesi bir İran 

efsanesine dayanmaktadır. Bu efsaneye göre Feridun adında bir hükümdar Fırat Nehrin-

den Ceyhun’a kadar olan toprakları oğlu İrek’e vermiştir

5

. Diğer oğlu Turak’a ise Ceyhun 



Nehrinden sonraki toprakları mülk olarak vermiştir

6

. Bundan dolayı Fırat ve Ceyhun ara-



sındaki saha İrek’ten dolayı İran; Ceyhun’dan sonraki topraklar ise Turak’tan dolayı Tu-

ran  olarak  adlandırılmıştır

7

. İrek, kendi halkını Mezopotamya topraklarından  yönettiği 



için günümüzdeki Irak ülkesi adını bu İrek’ten almıştır. Turak ise Turan adı verilen coğ-

rafyayı, Maveraünnehir’e (günümüzdeki Özbekistan toprakları) yerleşerek buradan yö-

netmiştir. Efsaneye göre Turak; babası Feridun’un, dünyanın merkezi olarak kabul edilen 

Mezopotamya topraklarını İrek’e verdiği için buna içerlemiştir. Dolayısıyla Turak, İrek 

üzerine sefere çıkarak İrek’i ortadan kaldırmıştır

8

. Bundan dolayı İrek ve Turak’ın çocuk-



ları arasına soğukluk girmiş ve sürekli olarak birbiriyle savaşmışlardır. 

                                                 

2

 Özgüdenli2000, s. 177. 



3

Zaraastra adı verilen bir İranlının getirmiş olduğu inanç sisteminin tanrısına verilen bir isimdir. 

Bu tanrı tek tanrı olarak kabul edilir ve kendisinden başka bir tanrıya inanılmazdı. Bkz. Boyce 1996, I,s. 

182vd. 

4

 Altungök ve Yıldırım, 2015, s. 1, 2; Şayeste 1388, s. 84; Bakır ve Altungök 2011, s. 362, 363. 



5

 İbnü’l Belhî 1339, s. 37, 38. 

6

 Firdevsi 1945, s. 118, 121. 



7

 Kafesoğlu 2002, s. 309. 

8

 Firdevsi 1945, s. 121. 



 

42 


 

İranlıların Turan adını vermiş olduğu coğrafya üzerinde Sakalar bulunmaktaydı. 

Nitekim Pers hükümdarı Daryuş’a (MÖ. 522-MÖ. 486) ait olan Bihistun kitabesi Sakalar 

hakkında önemli bilgiler vermektedir

9

. Bu bilgilerden hareketle Sakaların; Ceyhun Neh-



rinden Hazar Denizinin güneyine kadar olan saha üzerinde varlıklarını devam ettirdikleri 

görülmektedir. Zaten İran toprakları içerisinde kalan Sistan şehrinin; antik dönemlerde 



Sakastana olduğu; sonradan Segestan ve Sicistan’a ve daha sonra da Sistan’a dönüştüğü 

bilinmektedir. Sakastana, Sakaların yaşadığı il anlamına gelmektedir. Bunun yanında gü-

nümüz İran toprakları üzerinde bulunan, Mazenderan şehrinin adının; “Turan sınırı” an-

lamında Merz-i Turan’dan geldiği söylenmektedir

10

. Bunun yanında İbnü’l-HavkalSu-



retü’l-Arz adlı eserinde İsfahan şehrinin Deylemliler ve Türkler arasında bir sınır şehri 

olduğunu ifade etmektedir. Bu veriler ışığında Ceyhun’un tam olarak İran sınırı olmadığı 

ve İranlıların bu algıyı sonradan değiştirdikleri görülmektedir. İranlılar Ceyhun Nehrine 

kadar olan sahayı Sakaların elinden almak için Persler döneminde yoğun bir çaba içeri-

sine girmişlerdir. Sakaların yoğun olarak yaşamış olduğu Horasan sahasını İranlılaştır-

mak amacıyla bu bölgeyi ele geçirerek Aryen kökenli AlanlarSoğdlar ve Asegileri Ho-

rasan toprakları üzerine yerleştirmişlerdir. 

İranlıların bütün mücadelesi, tanrı tarafından çizildiğine inanılan Ceyhun nehrine 

kadar olan sahayı ele geçirmeye dönük olmuştur. Perslerin en meşhur hükümdarı Kuroş 

(MÖ. 559-MÖ. 530), ülkesinin sınırlarını batıda Ege Denizine kadar genişlettikten sonra; 

yönünü  doğuya  doğru  çevirerek,  Maveraünnehir  sahasına  egemen  olan  Saka  kökenli 

Massagetler  üzerine  yönelmiştir

11

. Ceyhun nehrini aşarak Massaget  topraklarına  giren 



Kuroş, Massagetlerin bayan hükümdarı Tomris tarafından ordusuyla beraber imha edil-

miştir.  İranlılar,  Kuroş’un  ilahi  sınırları  geçtiği  için  tanrı  tarafından  cezalandırıldığına 

inanmışlardır. Ceyhun nehrinin aşılması konusu, bir kehanet olarak İranlılar arasında yer 

etmiştir. İran hükümdarları çoğu zaman Ceyhun sınırını aşmaya korkmuşlardır. Aynı ke-

hanet Mezopotamya topraklarına yönelik Romalılarda da bulunmaktaydı. Mezopotamya 

topraklarını İranlıların elinden almak için buraya sefer düzenleyen hiçbir Roma hüküm-

darı ülkesine sağ olarak dönememiştir. Mezopotamya topraklarının kalbi olan Ctesiphon 

                                                 

9

 Çay ve Durmuş 2002, s. 577. 



10

 Togan 1981, s. 19. 

11

 Durmuş 1997, s. 49, 50. 



 

43 


 

üzerine sefer düzenleyen Roma hükümdarlarından GordianusCarus ve Iulianus ülkele-

rine sağ olarak dönememişlerdir

12

. Bu durum Romalılar tarafından Ctesiphon oracle yani 



Tisfun kehaneti olarak adlandırılmıştır13. Aynı kehanete İranlılar da Ceyhun nehri için 

inanmışlardır.  

Ceyhun nehrinin İran ve Turan arasında sınır olarak kabul edilmesine dönük İran 

algısı, İskender istilası sonucunda değişmeye başlamıştır. İskender’in İran topraklarını ele 

geçirerek  Ceyhun  havzasında  Greko-Baktirya  krallığını  tesis  etmesi  üzerine  bu  havza 

üzerinde Türk-Grek şehirleri ortaya çıkmaya başlamıştır14. Ceyhun havzası üzerinde or-

taya çıkan Greko-Türk şehirler bölgede bulunan İran topluluklarının dağılarak batıya çe-

kilmesine sebep olmuştur. Burada kurulan Greko-Türk şehirleri ileride Yüe-chi15 toplu-

luklarının akınına uğramıştır. Bu dönemde Asya Hunlarının baskısı üzerine Kansu top-

raklarını terk eden Yüe-chiler Maveraünnehir, Soğdiyana ve Toharistan topraklarına in-

mişlerdir. Bu topluluklar sonraki dönemlerde Toharistan ve Baktirya toprakları üzerinde 

Kuşan imparatorluğunu kurmuşlardır16. Maveraünnehir ve Horasan topraklarına Grekler 

ve  Kuşanların  hâkim  olduğu  dönemde  Saka  toplulukları  İran  sahası  içerisinde  batıya 

doğru kaymışlardır. Bu durum Ceyhun havzasının Türkleşmesine vesile olmuştur. Cey-

hun nehrinin batısından günümüz İran sahasına kadar olan coğrafyada Saka ve İran top-

luluklarının kaynaşarak bir arada yaşamaları Türkmen kavramının ortaya çıkmasına da 

ön ayak olmuştur. İranlılar kendileri ile birlikte bu coğrafya üzerinde yaşayan Saka top-

luluklarını Türklere olan benzerliklerinden dolayı Türk manend şeklinde adlandırmışlar-

dır. Bu tanımlama sonraki dönemlerde Türkmen şekline dönüşmüştür. Saka toplulukları 

İskender ile ittifak kurarak bu bölgedeki Aryen toplulukları ile savaşmışlardır17. 

İskender istilasından sonra Ceyhun Nehri havzası üzerinde kurulan Tirmiz kenti 

önemli  bir  yere sahiptir18. Ceyhun  Nehrinin doğu  yakasında kurulmuş  olan bu şehrin 

                                                 

12

 Yakûbî 1382, I, s.198; Alizade, Pehlevani ve Sadrnia 2002, s. 55; Meşkür 1366, s. 81; Sykes 1915, I, s. 



440; Gartwhite 2005, s. 97; Malcolm 1806, I, s. 81. 

13

 Bakır ve Altungök 2014, s. 17. 



14

 Cöhce 2002, s. 817. 

15

 Kur’an’da Ye’cûc ve Me’cûc olarak ifade edilen iki topluluktan biri olan Ye’cûc ile aralarındaki isim 



benzerliği ilginç bir konuyu teşkil etmektedir. Bu benzerlikten dolayı bazı İslam klasikleri Türklerin Ye’cûc 

kavmiyle akraba olduğunu ileri sürmektedirler.  

16

 Reisneya (Trs), s. 510; Tezcan 2002, s. 789; Narain 2002, 821. 



17

 Comparetti 2002, s. 158. 

18

 Muhammedcanov 2012, s. 201. 



 

44 


 

etrafı surlarla çevriliydi ve Ceyhun’un kıyısında büyük bir limana sahipti19. Şehrin adı 

Grekçe Tarmata şeklinde telaffuz edilmiş ve sonraki dönemlerde Tirmiz’e dönüşmüştür. 

Bu  şehrin  adı  ve  aynı  dönemde  İskender  istilasından  sonra  kendisinin  Adurbadegan 

(Azerbaycan) valisi tarafından inşa edilmiş olan Tebriz şehrinin isim benzerliği diğer il-

ginç  konulardan  bir  tanesidir.  Tebriz  kenti  de  kurulduğu  dönemde  Tarmakis  şeklinde 

ifade edilmiş ve sonradan Tabriz’e dönüşmüştür20. Günümüzde ise Tebriz olarak telaffuz 

edilmektedir. İki şehrin ismi de ateş ve ısı anlamına gelen Tarma ile ifade edilmiştir. Bu 

benzerliğin tesadüfi olmaması gerekir. Bu iki şehrin ateş ve ısı kavramları ile anılması 

anılan dönemde Sakaların savaş esnasında kullanmış olduğu birtakım tekniklerden ileri 

gelmektedir. Saka toplulukları düşmanla savaşırken, uçları nefte batırılarak tutuşturulmuş 

ıslıklı oklar kullanırlardı. Uçları tutuşturulmuş ıslıklı oklar aynı şekilde Hunlar ve Gök-

türkler tarafından da kullanılmıştır. Düşmana atılan bu oklar havada koyu bir duman ta-

bakası oluşturmaktaydı. Yağmurlu havalarda bu dumandan dolayı yağmur taneleri siyah 

olarak yağardı. Düşman askerleri ise bunu bir büyü olarak kabul ederlerdir. Dolayısıyla 

antik İran kaynakları Türklerin savaş sırasında düşmanla savaşırken büyü ve sihri yaygın 

olarak  kullandıklarını  ifade  etmektedirler.  Bundan  dolayı  İskender  istilasından  sonra, 

Saka topluluklarının yoğun bir şekilde yaşamış oldukları bu topraklarda imar edilen bu 

iki şehir, ateş ile özdeş olarak isimlendirilmiştir. Dolayısıyla Tirmiz kenti, hem  İsken-

der’in Asya seferleri için önemli bir geçiş noktası olmuştur ve hem de Türk toplulukları-

nın İran sahasına geçmesinde önemli bir merkez halini almıştır. 

Yine İranlıların Ceyhun nehrini aştığı için ülkesine sağ olarak dönemeyen diğer 

bir meşhur hükümdarları ise Sâsânî hükümdarı Piruz (MS.459-MS. 484)’dur. Sâsânî hü-

kümdarı Piruz, Akhunların elinde bulunan Toharistan ve Maveraünnehir bölgelerini ele 

geçirmek amacıyla harekete geçmiş ve Akhun hükümdarı Aksungur (MS. 470-MS. 515

21



ile savaşmıştır. İranlılar bu hükümdarın ismini Hoşnevaz olarak tabir etmişlerdir. Arap 

kaynakları  ise Akhun hükümdarından  Ahşunvar şeklinde bahsetmektedir.  MS. 485  yı-

                                                 

19

 İbnü’l-Havkal 1938, s. 206. 



20

 Tebriz şehri hakkında; Abdulhalik Bakır, Ahmet Altungök, “Erken Ortaçağlarda Tebriz”, Ege Üniversi-



tesi Edebiyat Fakültesi Tarih İncelemeleri Dergisi, XXX/1, Temmuz, İzmir, 2015, ss. 63-100. adlı çalış-

mamızda daha geniş bilgiye ulaşılabilir. 

21

  Bu  hükümdarın,  hükümdarlık  dönemi  net  olarak  ortaya  konulamamıştır.  Bundan  dolayı  hükümdarlık 



dönemi için vermiş olduğum tarihler tahminden ibarettir. 

 

45 


 

lında gerçekleşen bu savaşta Piruz ordusuyla beraber imha edilmiş ve Sâsânî devleti Ak-

hun himayesi altına girmiştir. Sâsânîler döneminde İranlılar ülkelerini Ceyhun’a kadar 

genişletmenin mücadelesini vermişler ve bu sınırları aşmamaya dikkat etmişlerdir. Bunun 

yanında seferlerini bu sahanın güneyinden Hindistan’a kadar düzenlemişlerdir. Sâsânîler 

döneminde hiçbir İran hükümdarı Orta Asya’yı ele geçirmek için mücadele etmemiştir. 

İranlılar sadece Ceyhun nehrine kadar olan sahayı elde tutmanın mücadelesini vermişler-

dir. 


SONUÇ 

Sonuç olarak; İlkçağ ve Erken Ortaçağlarda Ceyhun nehrinin İranlılar ve Türkler 

açısından, bu iki kavme ait unsurların üzerinde yaşadıkları coğrafya için psikolojik bir 

sınır olarak kabul edildiğini söyleyebiliriz. Ceyhun nehrini aşarak Türklerle savaşan İran 

hükümdarlarının birçoğu ülkelerine sağ olarak dönememişler ve bundan dolayı Ceyhun 

Nehrinin tanrı tarafından çizilen ilahi bir sınır olduğunu düşünmüşlerdir. İskender istilası 

akabinde Toharistan, Baktirya ve Maveraünnehir üzerindeki İran etkisinin kırılmasından 

sonra bu algının değişmeye başladığını görmekteyiz. Bundan sonraki dönemlerde İranlı-

lar Ceyhun sahasına kadar olan bölgelerde hâkimiyet kurmaya çalışmışlar ve bu nehri 

aşmamaya özen göstermişlerdir. İskender istilasından sonra bölgeye kayan Saka toplu-

lukları Kuşan Devletinin kurulmasını sağlamışlar ve akabinde Erken Ortaçağlarda da Ak-

hun  Devletinin  kurulmasının  önünü  açmışlardır.  Böylece  İran  ve  Turan  sınırı  Ceyhun 

Nehri olmaktan çıkmış ve bu sınır batıya doğru kaymıştır. Bundan böyle Türkler, Horasan 

topraklarının Türkleşmesi için mücadele etmişlerdir. 



 

 

 

46 


 

KAYNAKLAR 

ALİZADE, Said; Ali Rıza Pehlevani ve Ali Sadrnia (2002), Iran a Chronological 



History, Tahran. 

ALTUNGÖK, Ahmet; YILDIRIM, Taner (2015), Siyasi Açıdan Arap İran İlişki-



leri (Sâsânî Dönemi: MS. 226-MS. 642), Mutlu Yayınları, İstanbul. 

BAKIR Abdulhalik; ALTUNGÖK Ahmet (2011), “Klasik ve Çağdaş Kaynaklar 

Işığında Turan-Iran Kavramı ve Tarihsel Coğrafyası”, Tarih İncelemeleri Dergisi, 26(2), 

İzmir, ss. 361-422. 

BAKIR, Abdulhalik; ALTUNGÖK, Ahmet (2014), “Erken Ortaçağların Şehirler 

Topluluğu: Medain”, TTK Belleten, c. LXXVIII, S. 281, Nisan, ss. 2-42. 

BOYCE, Mary (1996), A History of Zoroastrianism: The Early Period, V. I,Lei-

den. 


COMPARETTİ, Matteo (2002), “Soğdiyana Tarihine Giriş”, Türkler, C. II, An-

kara,ss. 157–169. 

CÖHCE, Salim (2002), “Hindistan’da İlk Türk Hâkimiyeti: Kuşanlar ve Akhun-

lar”, Türkler, C. I, Ankara, ss. 816–821.  

ÇAY,  Abdulhaluk  M;  DURMUŞ,  İlhami  (2002),  “İskitler”,  Türkler,  c.  I,  An-

kara,ss. 575–596. 

DURMUŞ, İlhami (1997), “Saka-Pers Mücadelesi”, Bilig, 4 Kış, ss. 49-53.  

FİRDEVSİ (1974), Şehname, C. 4, (Çev. N. Lügal), İstanbul. 

GARTWHİTE, Gene R (2005), The Persians, Blackwell Publishing. 

İbnü’l-BELHΠ (2008),  “Farsname”,  (Çev. Abdulhalik Bakır;  Ahmet  Altungök), 



Ortaçağ Tarih ve Medeniyetine Dair Çeviriler, (Edt.; Abdulhalik Bakır), Ankara, ss. 23-

150.  


İbnü’l-HAVKAL (1938), Suret’ü-l Arz, (Trc. Dr. Cafer Şiar), Liden.  

KAFESOĞLU,  İbrahim  (2002),  “Tarihte  Türk  Adı”,  Türkler  C.  I,  Ankara,  ss. 

309–316. 


 

47 


 

MALCOLM, Sir John (1806), The History of Persia from the Most Early Period 



to Present Time, V. I, London. 

MEŞKÜR, Cevad (1366), Tarih-i İran Zemin, Tahran. 

MUHAMMEDCANOV, Abdullah (2012), “Tirmiz”, TDV İslam Ansiklopedisi, c. 

41, Ankara, ss. 200-202. 

NARAİN, Awadh (2002), “Kuşan Devleti”, (Çev. Murat Yaşar), Türkler, c.I, An-

kara, ss. 822–827. 

ÖZGÜDENLİ, Osman Gazi (2000), “Maveraünnehir”, TDV İslam Ansiklopedisi

c. 28, İstanbul, ss. 177–180.  

REİSNEYA, Rahim (Trz), Azerbaycan der Seyri Tarih-i İran, Tahran. 

SYKES, P. M (1915), A History of Persia, c. 1, Macmillan Company Press, Lon-

don. 

ŞAYESTE, Feridun (1388), “Coğrafyayı Tarihî İran”, Kitab-i Mah Tarih ve Coğ-



rafya, S. 134, Tahran, ss. 84–92. 

YAKUBÎ, Ahmed bin İshak (1382), Tarih-i Yakûbî, c. I, (Trc. Muhammed İbra-

him Ayeti), Tahran. 

TEZCAN, Mehmet (2002), “Kuşanların Menşei”, Türkler, c. I, Ankara, ss. 790–

815. 

TOGAN, Togan (2002), “Türk Destanlarının Tasnifi”, Türkler, c. III, Ankara, ss. 



502–510. 

 

48 


 

PRİŞTİNELİ DİVAN ŞAİRLERİ VE MATRAKÇI NASÛH 

Download 3.66 Mb.

Do'stlaringiz bilan baham:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   46




Ma'lumotlar bazasi mualliflik huquqi bilan himoyalangan ©fayllar.org 2020
ma'muriyatiga murojaat qiling