Anadolu Sohbet Gelenekleri ve Yaren Bildiriler


Yâren’in Bireysel Kimliği


Download 0.85 Mb.
Pdf ko'rish
bet4/32
Sana03.08.2017
Hajmi0.85 Mb.
#12601
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   32

Yâren’in Bireysel Kimliği 
Yâren  geleneği,  üyesi  olan  yârene  bir  kimlik  atfetmektedir.  Bu 
açıdan  yâren  hem  meclis  içi  hem  de  meclis  dışı  etkinliklerle  geleneğin 
ona  atfettiği  işlevleri  yerine  getirerek  kültürün  taşıyıcısından  etkin 
yaşatıcısına  dönüşür.  Bu kimliğe  aykırı  hareket edemeyen  yâren,  ettiği 
takdirde  hem  meclis  içinde  hem  de  meclis  dışında  yaptırımlara 
uğramaktadır. Bu kimliğin yapılanmasında özellikle birbirini iyi tanıyan 
veya  akraba  olan  insanlar,  içlerinden  kıdemli  ve  durumu  uygun  birini 
başağa  olarak  seçmektedir.  Ardından  reis  ve  yâren  üyeleriyle  meclis 
oluşturulmaktadır.  1963-1964  yıllarında  Çankırı’da  Büyük  başağalık 
yapmış olan İlhan Köprülü (80), yâranın oluşumuyla ilgili olarak şunları 
söylemektedir: 
“O  zamanlar  Çankırı’da  tek  bir  yapılanma  vardı.  Çankırı’da 
yârenler  24  kişiden  oluşuyordu.  24-26  kişi  olur.  Yârenin  sonu  yok  da 
evlerimiz ufak. Bizim bir reisimiz vardı, o bize 24-26 tane elbise yaptırdı. 

34
 
 
O  elbiselerle  yârenler  orayı  idare  etti.  Vakti  durumu  müsait  olanlar 
başağa olurdu. Sonra herkesi yârana almazlardı. Saygılı, efendi adamlar 
alınırdı  yârana.  Diyelim  aldık  yârana  ama  ahlaksızlık  yaptı  hemen  onu 
postalardık  veya ceza  verirdik.  Çavuş  takip eder,  cezalı  varsa  Reis  Bey 
bu  arkadaş  falanca  falanca  yere  gitti,  içki  içti  derdi.  Öyle  içki,  kötü  laf, 
kötü yer yok.” 
Softa  (2009:  120),  kazandığı  sosyal  statüyle  her  biri  bir  Oğuz 
beyini  temsil  eden  yârenin,  sosyal  yaşantıda  bir  beyin  davranışını 
sergileyecek  davranış  kalıpları  içinde  hareket  etme  yükümlülüğüne 
sahip  olduğunu  belirtir.  Yani  yâren,  eylemleriyle  kendini  ötekilerden 
ayırt edecek özgülüğü her zaman  ortaya koymak durumundadır. Onun 
her  hareketi  ve  davranışı  bu  açıdan  ona  fakiri,  fukarayı  gözetme, 
kendisinin  de  içinde  bulunduğu  yârenleri  her  zaman  gözetip  kollama 
gibi sorumluluklar yükler.  
Arıcı da (2008: 251-253) yâranla ilgili olarak; bu kurumun yârene 
ahlâk, edep, cemiyet adamı olmak, itimat edilen kişi olmak, diline sahip 
olmak,  sade  ve  ölçülü  olmak,  sosyalleşmek,  sorumluluk  duygusu 
kazandırmak, millî ve manevi değerlere sahip ve saygılı bir birey olmak 
gibi  nitelikler  kazandırdığını  söylemektedir.  Yârenlerden  birisine  kız 
verecek aileler o gencin ahlaki durumundan emindirler (Tezcan, 1990: 
344).  Kısacası  yârenler;  insanlarla  ilişkilerinde  anlayışlı,  örnek 
davranışlar  sergileyen,  sıradanlığın  dışına  çıkmış,  dürüstlüklerini  ispat 
etmiş,  sosyal  çevre  içinde  güvenilen,  kişilik  olarak  güçlü,  uyumlu  ve 
yapıcı kişiler olup çevresiyle de iyi iletişim içerisindedirler (Softa, 2009: 
131). 
Bu  noktada  yârenlik,  sadece  meclis  toplantılarının  gerçekleştiği 
tarihlerde devam eden bir sorumluluk değil; hayatının geri kalanında bu 
bilinçle hareket eden eğitilmiş kişilerin ölene dek kimliğini sürdürmesi 
anlamına  gelmektedir.  Recep  Deneci  (36)  konu  hakkında  şunları 
söylemiştir: 
 “Birlik  ve  beraberliğimiz  sadece  yâranda  devam  etmiyor.  Yâran 
sonrasında da devam ediyor. Bütün yârenlere söylediğim önemli bir şey 
vardır. Yâran asıl şimdi başlar diye. Gerçek bir yâren olmak istiyorsanız 
yâren gibi davranmalı ve birlik, beraberliğinizi devam ettirmelisiniz.” 
Dolayısıyla  yâren  olmak  kolaydır  fakat  yâren  kalmak  süreklilik 
isteyen bir çabanın yükümlülüklerine bağlıdır. 
 
 

35
 
 
Yâren’in Sosyal Hayatı 
Topluma  karşı  yükümlülükleri  bulunan  yâren,  bir  dayanışma  ve 
birliktelik örneği teşkil eder. Yâran yakacak olan kimseler genelde aynı 
mahallin  insanları  olduğu  için  hem  birbirlerini  yakından  tanırlar,  hem 
de  kimin  bu  sene  yakılacak  ocağa  katılıp  katılmayacaklarını  bilirler 
(Softa,  2009:  120).  Buradan  her  yâren  yiyenin  muhakkak  suretle  her 
kurulan  yâran  meclisine  katılması  gerekmediği  anlaşılmaktadır.  Ancak 
toplum içinde dayanışma ve birlik içinde yaşayarak yâren gibi hareket 
etme  yükümlülüğü  bakîdir.  Arıcı  da  (2008:  249),  yâran  kültürünün 
Çankırılı’ya  kentsel  kimliği  kazandırdığını  ve  Çankırı’da  yetişen 
insanların 
topluma 
daha 
kolay 
uyum 
göstermelerine 
ve 
sosyalleşmelerine büyük katkı sağladığını söylemektedir. 
Burada  üzerinde  durulması  gereken  önemli  bir  husus  vardır. 
Yâren yakmanın Çankırı’daki şehir ve köy yâranı olarak sosyal hayatta 
aynı  işlevi  farklı  faaliyetlerle  yerine  getirdiği  söylenebilir.  Şehir  hayatı 
içinde  çoğunlukla  belirli  meslek  gruplarına  sahip  esnaflar  tarafından 
şekillendirilmiş  yâranın;  köy  geleneğinde  daha  çok  sohbet  ve  imece 
işlevlerinin baskın olduğu görülmektedir. Şehirde gerçekleşen yâran da 
amaç  yine  birlik,  beraberlik  ve  dayanışmadır.  Murat  Demiray’ın  (43) 
ifadesiyle  usta-kalfa-çırak  ilişkisi  şimdiki  gibi  okullarda  değil şehirdeki 
yâren  meclisleri  sayesinde  yürütülmektedir.  Buradan  aynı  zamanda 
yâran  geleneği  içinde  gençlerin  eğitimine  önem  verildiği  anlaşılabilir. 
Köy yâranında amaç yine aynıdır. Köyün sosyo-ekonomik hayatına katkı 
amacıyla birliktelik ve dayanışma ön plandadır. Ayhan (1998: 283), köy 
yâranının uygulamaları arasında kocası veya oğlu askerde olanların ve 
dul kimsesiz olanların çiftinin sürüldüğünü, harmanının kaldırıldığını ve 
imeceye  dayalı  işlerin  yapıldığını  belirterek  köy  yâreniyle  ilgili  şunları 
aktarmaktadır: 
“Köydeki  sohbet  odalarında  yaşlı  yaranlar  misafir  odalarında 
toplanarak  aralarında  köyün  ortak  sorunlarını,  herkesi  ilgilendiren 
konuları  konuşur,  hikâyeler,  anılar  anlatır,  dini  kitaplar  okurlar. 
Gençlere  gelince  özel  olarak  yapılan  sohbet  odalarında  30-40  kişi  bir 
araya  gelerek  mahalli  ve  milli  oyunlar  oynarlar,  yerler  içerler  ve 
eğlenirlerdi.” 
Onat  (2005:  100)  ise  yâran  geleneğinin,  Çankırı’da  esnafın 
yanında  daha  çok  kırsal  kesimin  ihtiyaçlarına  göre  şekillendiğini 
söyleyerek şunları kaydetmektedir: 
“Yâran’da  dayanışma,  sosyalleşme,  güvenlik,  eğitim-öğretim  ve 
eğlence  daha  bir  ön  planda  görülmektedir.  Her  şeye  rağmen,  yine 

36
 
 
üretiminden  vazgeçme  söz  konusu  değildir.  Bugün  yâran  teşkilatının 
varlığı,  kış  gecelerinde  haftada  bir  gün  yapılan  “yâran  yakma”/”ocak 
yakma” 
denilen 
toplantılarda, 
düğünlerde 
ve 
ölümlerde 
görebilmekteyiz. Eldivan yöresinde, halâ, birtakım toplumsal sorunların 
çözüme kavuşturulmasında “Baş Ağa” etkin bir faktördür.” 
Bu  bilgiler  ışığında,  geleneğin  içinde  bahsi  geçen  işlevlerin  köy 
hayatında  daha  etkin  yaşatıldığı  iddia  edilebilir.  Onat’ın  ifadelerine 
dikkat  edilirse,  Eldivan  yöresinde    “toplumsal  sorunlar”ın  çözümünde 
“halâ”  başağaların  etkin  bir  rol  oynadığı  söylenmektedir.  Günümüzün 
şehir  hayatında  dernekleşen  yâran  meclislerinin  aynı  etkinlikte  olup 
olmadığı  tartışmaya  açıktır.  Ancak  bu  meclislerin  üyelerinin 
birbirileriyle  olan  dayanışmaları  ve  hâlâ  sosyal  yaptırımları  etkinliğini 
sürdürmektedir.  Yâran  bir  kahveye,  hamama  gittiğinde  başağa 
mürevvetlidir  ve  yâren  elini  cebine  sokamaz.  Düğünlerde  veya 
cenazelerde başağa ve yârenler her türlü dayanışma ve birliği sağlarlar 
(Üçok, 2002: 112).  
Son  olarak  yârenin  ister  köy  ister  şehir  hayatında  olsun  sosyal 
hayattaki  yerine  dönecek  olursak,  Onat’ın  (2005:  100)  aktardığı  şu 
anısını alıntılamak yerinde olacaktır: 
 “Çocukluğumda bir düğüne katılımın çok az olduğunu fark edince,  
bunun  sebebini  babama  sorduğumda,  ‘Oğlum  onlar  ocaktan  atılmadır’ 
cevabını  almıştım.  Bugün  hafızalarda  fazla  yer  etmeyen  bu  ‘ocaktan 
atılma’,  zamanında  toplumun  huzurunu  bozan,  uyarılara  aldırmayan 
insanlara  uygulanan  bir  tür  tecrit  cezası  olarak  anlaşılabilir.  Toplum 
‘ocaktan atılan’ kimseyi dışlıyor; ne düğününe, ne cenazesine katılıyor.”  
 
William Bascom Temelinde Yârânın Sosyo-Kültürel İşlevleri 
Buraya  kadar  aktardığımız  genel  bilgiler  ışığında  çalışmanın 
amacına  uygun  olarak  yâran  geleneğinin  sosyo-kültürel  işlevlerini, 
gelenek içindeki faaliyetleri örnek göstererek ortaya koymak elzemdir. 
Yâran  kültürünün  toplum  içindeki  işlevlerini  beş  temel  başlık  altında 
irdelemek  mümkündür.  William  Bascom  tarafından  ortaya  konulan 
“Hoşça  Vakit  Geçirme”,  “Kültürün  Gelecek  Kuşaklara  Aktarımı”, 
“Değerlere,  Toplum  Kurallarına  ve  Törelere  Destek  Verme”, “Kişisel  ve 
Toplumsal  Baskılardan  Kaçıp  Kurtulma”  işlevleri,  yâran  kültürünün 
sacayaklarını  oluşturmaktadır.  Bunun  yanında  Mahmut  Tezcan’dan 
alıntılanan  “Yardımlaşma”  işlevi,  bu  kültürün  halk  tarafından  etkin  bir 

37
 
 
şekilde  değerlendirildiğinin  ve  bir  kültür  abidesi  olarak  yaşatıldığının 
kanıtıdır. 
1. Hoşça Vakit Geçirme 
Tezcan  (1990:  343),  yâranın  eski  işlevinin  toplumsal  adalet, 
yardımseverlik  gibi  değerleri  korumak  şeklinde  olduğunu,  eğlencenin 
sadece  bir  araç  olduğunu,  bugün  eğlencenin  birinci  plana  geçtiğini 
söylemektedir. Başağalardan Recep Deneci de (36) yâranda asıl olanın 
eğlence  olmadığını,  asıl  yârenliğin  bir  ömür  boyu  sürdüğünü 
belirtmektedir. Bunun en büyük kanıtı ise muhakemeler ve iaşelerdir.  
Yâranda  eğlence  amacıyla  türküler,  tekerlemeler,  maniler 
söylenmekte;  oyunlar  oynanmakta  ve  orta  oyunları  icra  edilmektedir. 
Ancak  yârendeki  eğlence  anlayışı;  içi  boş,  sadece  gülmeye,  oynamaya 
yönelik etkinliklerden oluşmaz. Örneğin yârendeki tekerlemeli oyunlar 
dikkat ve dil becerilerini geliştirmeyi, hızlı ve güzel konuşmayı eğlence 
işlevinin  yanında  amaç  edinmektedir  (Özkan,  2006:  50).  Yâranda 
eğlence  anlayışı  bahsedildiği  gibi  sadece  meclis  içi  etkinliklerden 
oluşmamaktadır.  Yârenler,  gezme  adını  verdiği  etkinliklerde  birlikte 
hareket  ederler.  Çankırı  kalesine,  kahvehaneye,  hamama,  Ilgaz 
festivaline,  yâren  festivaline,  pikniğe,  gösteriler  amacıyla  il  dışına  vb. 
yapılabilecek  her  türlü  organizasyonlara  yâran  meclisinin  tamamı 
olmasa da çoğunluğu katılmaktadır. 
İlhan Köprülü (80), “Beraber gezeriz, kırlara gideriz, ekip de olur, 
aileler de olur. Yâren yediğin adamla ailece görüştüğün olur olmadığın 
da olur. Onun içinde ailelerin yakın olduğu da olur.” demektedir. Murat 
Demiray  da  (43)  “Bizim  gezmediğimiz  yer  kalmadı.  Çanakkale  gezisi 
yaptık, İzmir gezisine ailelerle gittik. Urfa’da sıra gecesi yaptık, Çankırı’yı 
temsilen. Aydın’a gittik, efelerle birlikte gösteri yaptık.” diyerek yapılan 
il dışı etkinlikleri belirtmişti. 
Hem meclis içi hem meclis dışı bütün etkinlikler, birkaç işlevin tek 
bir  eylemde  oluşturularak  geleneğin  bütüncüllüğüne,  dolayısıyla 
sürdürülebilirliğine  katkı  sağlamaktadır.  Bu  nedenle  bu  etkinliklerin 
sadece eğlence işlevini karşılamadığını tekrar vurgulamamız gerekir. 
2. Kültürün Gelecek Kuşaklara Aktarımı 
Meclis içinde ve meclis dışında bahsedilen etkinliklerde kültürün 
gelecek  kuşaklara  aktarımı  ve  eğitim  işlevi  geleneğin  kilit  noktasını 
oluşturmaktadır. Yârenler yerine göre gelenek içinde ufak değişiklikler 
yapabilirler.  Cezayir  marşının  çalınmasını  bu  duruma  örnek 
gösterebiliriz.  Öte  yandan  meclis  içindeki  tekerlemeler,  maniler, 

38
 
 
türküler,  orta  oyunlar  gibi  eğlence  unsurları,  sözlü  kültürün  toplum 
belleğinde  yaşatılarak  günümüze  kadar  gelmesine;  meclis  dışında  da 
fikir  birliğinin  sağlanarak  usta-çırak  ilişkisinin  bulunması,  kültürün 
devamlılığına  katkı  sağlamaktadır.  Özellikle  şehirde  esnaf  birliğine 
dayalı  olarak  icra  edilen  yâran  meclislerinde  bu  eğitimi  görmek 
mümkündür. Tezcan (1990: 344) meclisteki halk oyunlarını, musikîyi ve 
görgü  kurallarını  öğrenen  gençlerin  mevcut  kültürünü  koruduğunun 
üstünde durmaktadır. 
Günümüzde,  geleneğin  yaşatılmaya  çalışıldığı  görülmektedir. 
Çankırı ilinde yâran kültürünü yaşamaya ve yaşatmaya yönelik olarak üç 
dernek  kurulmuştur.  Buradan  geleneğin  unutulduğunu  sonucunu 
çıkarmamak  gerekir.  Aksine  halk  kendi  adına  yararlı  olan  bütün 
etkinlikleri bugüne kadar devam ettirmiş, işlevini yitiren etkinlikleri ise 
unutmuş  ve  geleneğini  sürdürmüştür.  Burada  asıl  mesele,  kültürü 
gelecek kuşaklara aktarırken aynı zamanda Çankırı yâranının imajını da 
geliştirmektir.  Konuyla  ilgili  olarak  görüştüğümüz  başağalardan  Recep 
Deneci  (36),  amacı  yâran  kültürünü  en  iyi  şekilde  yaşamak  ve  gelecek 
nesillere  aktarmak  olan  Oğuz  Boyları  Kültürünü  Yaşatma  Derneği 
kurduklarını belirtmektedir. Bu amacı gerçekleştirirken en çok şikâyetçi 
olunan  konu  ise  yâran  geleneğinin  sadece  oyun,  eğlence  ve  dayaktan 
ibaret sanılması olduğunu eklemektedir. Aksine asıl yâranda müstehcen 
kelimeler, argo sözcükler ve dayak bulunmamaktadır. Tam tersi sosyal 
mesaj  verici  oyunlar,  piyesler  oynanmakta,  mahallî  oyunlar  ve 
uygulamalarla  kültürün  aktarımı  sağlanarak  geleneğe  destek  verme 
amacı ön plandadır. 
Recep Deneci (36), gençlere yönelik olarak “Son 5” adı verilen ve 
5’i  25  yaşın  altında  askerliğini  yapmış  olan  yârenlere,  geleneğin 
devamlılığı  açısından  eğitim  verdiklerini  söylemektedir.  Deyim 
yerindeyse  stajyer  yâren  olan  bu  gençlerin  yanında  lise  çağındaki 
gençlere  de  bu  kültürü  öğrensinler  diye  eğitim  verilmektedir.  Bu 
gençler,  yâren  ile  aynı  statüye  ve  haklara  sahiptir  ancak  muhakemeye 
katılmamaktadırlar. Eğitim ocakları yârenden 1-2 ay önce başlar; yâren 
olacak kişiye eğitim, terbiye verilip mahallî, yöresel oyunlar öğretilir ve 
nasıl hareket etmesi gerektiği gösterilir. 
Kültürün gelecek kuşaklara aktarılmasında meclis dışı en önemli 
etkinlik  şehir  içi  ve  şehir  dışı  düzenlenen  gösterilerdir.  Değişik 
organizasyonlarla  gösteri  yapan  yâranlar  hem  kültürünü  tanıtmakta 
hem de topluma karışarak geleneğin yaşamasına katkı sağlamaktadır. 
 

39
 
 
3. Değerlere, Toplum Kurallarına ve Törelere Destek Verme İşlevi 
Kültürün gelecek kuşaklara aktarılmasında toplumsal normlar ve 
yöresel  özellikler  bir  bütün  halinde  kendini  göstermektedir.  Özellikle 
birey olarak geleneğin yârene yüklediği yükümlülük boyutu, toplumsal 
kurallara  ve  törelere  uyma  açısından  önemlidir.  Yâran  geleneğinin 
bizzat toplum kurallarını ve törelerini oluşturmadığı açıktır ancak kendi 
içinde kurumsal yapısı olduğu belirtilmişti. Çankırı yârenleri de toplum 
kurallarına  ve  törelere  sadece  destek  vermekle  değil  aynı  zamanda  bu 
kurallara  normal  bir  vatandaştan  daha  çok  uymak  zorundadır.  Bu  bile 
başlı başına değerlerin yaşatılmasında destek işlevi görmektedir. Bunun 
yanında  Yalçın’ın  (2005:  25)  aktardığına  göre  yâren  meclislerinde 
Çankırı’nın sorunlarının görüşüldüğü, Çankırı’da hırsızlık vb. olaylar için 
önlem  alındığı,  yârana  katılan  gençlerin  geceleri  Çankırı  sokaklarında 
nöbet tuttukları vurgulanmaktadır. Bu yiğitlerin maaşı ise halkın kendi 
arasında sosyal bir örgütlenmeyle ödendiği anlaşılmaktadır. 
Recep  Deneci  (36),  toplumsal  olaylara  karşı  yârenlerinin 
duyarlılık gösterdiğini şöyle aktarmaktadır: 
 “Biliyorsunuz  ülkemizde  terör  olayları  var.  Bunların  amacı  kaos 
yaratmak.  Halkımız  da  yâranı  eğlence  sanıyor.  İşte  biz  bunun  eğlence 
olmadığını  kanıtlamak  için  etkinliklerimize  devam  ediyoruz  ama 
‘Şıkıdım’  oyun  havasını  oynamıyoruz.  İş  yerlerimize,  evlerimize 
bayraklarımızı  asıyoruz.  Millî  şuuru  bütün  toplantılarda  anlatarak, 
Yasin-i Şerifi okuyarak, hocalarımız tarafından vaazlar verilerek biz millî 
mücadele ruhunu yaşatmaya çalışıyoruz. Sosyal  projelerimiz de tabi ki 
oluyor.  Yazın  bütün  yâren  ağalarımızla  beraber  eşlerinin  de  katıldığı 
yâren  festivalini  düzenliyoruz.  Cenazelerde,  düğünlerde  toplu  hareket 
ediyoruz.  Maddî  yönden  desteğe  ihtiyacı  varsa  destek  veriyoruz. 
Cenazede  eve  gidilir,  gelen  misafirlerle  ilgilenir,  defin  işleriyle  yâren 
ağalar  ilgilenir.  Yâren  ağası  o  anda  acısını  yaşar,  bir  şeye  karışmaz. 
Evlenen de düğününde sevincini yaşar, o da hiçbir şeye karışmaz.” 
Özetle,  yârende  oturma,  kalkma,  yeme-içme,  toplum  içinde 
hareket  etme  yine  toplum  tarafından  kabul  gören  ancak  yâren  meclisi 
içinde de bir adaba bağlanmış kurallara bağlıdır. Zaten efendi ve ahlaklı 
olduğu  için  yârana  kabul  edilmiş  olan  birey,  kültür  içinde  de  toplum 
kurallarını ve adabı öğrenerek yâren olmakta ve kazandığı kimliğini bu 
normlara uygun olarak sürdürmektedir. 
 
 

40
 
 
4. Kişisel ve Toplumsal Baskılardan Kaçıp Kurtulma İşlevi 
Meclis içi etkinliklerin ve yaptırımların varlığı, kişisel ve toplumsal 
baskıdan  kaçış  işlevinin  yerine  getirildiğini  kanıtlar  niteliktedir.  Yâren 
meclisinde eğlenceye, gösteriye yönelik misafir ağalar katılabilmektedir. 
Ancak  muhakeme  toplum  önünde  yapılmamaktadır.  Bu  durum  meclis 
içindeki  gizliliğin  dolayısıyla  aidiyet  duygusunun  oluşmasında  önemli 
bir role sahiptir. Kendi içindeki kural ve yaptırımlar bu yönüyle yârenin 
sadece  sosyal  hayatını  düzenlemeye  ve  başarılı  olmasına  yönelik 
değildir. Aidiyet duygusu içinde olan yâren, bireysel sorunlarını meclis 
içinde  paylaşabilmekte,  yardım  alabilmekte  ve  bu  yönüyle  kişisel 
baskılarından  kurtulabilmektedir.  Yani  tüzel  kişilik  kazandığını  iddia 
edebileceğimiz yâran meclisinin yârenleri, kendi sorunlarını tek başına 
çözmek  zorunda  kalmazlar.  İşi  bozulan  yârenin  işine  yardım  edilir. 
Belirlenen kahveye gidilir. Herhangi bir yârenin düşmanı, tüm meclisin 
düşmanıdır.  Ayhan  (1998:  283),  hemen  hemen  herkesin  bir  yaran 
grubuna  katıldığını  çünkü  yarana  katılmayana  imeceye  dayalı  işlerde, 
çift  sürme,  harman  kaldırma  gibi  tarım  faaliyetlerinde  yardım 
edilmediğini  ileri  sürmektedir.  Birliktelik  ve  dayanışma  sağlandığında 
bir  yârenin,  toplumun  diğer  bireylerine  göre  daha  az  baskı  altında 
kaldığı iddia edilebilir. 
5. Yardımlaşma İşlevi 
Yardımlaşma, yârenlerin kendi aralarındaki birlik ve beraberliğini 
sağladığı  gibi  toplumsal  boyutuyla  da  gelenek  içinde  ön  plana 
çıkmaktadır.  Özellikle  meclis  dışı  etkinlikleri  kapsayan  yardımlaşma 
işlevi, yârenlerin sosyal hayattaki varlığını da gözler önüne sermektedir. 
Tezcan  (1990:  345),  yârendeki  yardımlaşma  işlevini  maddî  yardım  ve 
hizmet yardımı olmak üzere iki  başlıkta incelemektedir. Maddî yardım 
boyutunda  yârenler;  köy  ve  kasabalarındaki  dul  ve  yetimlere,  kocası 
askerde  olan  ya  da  kimsesi  olmayan  kişilere  yardım  etme  gibi 
etkinliklerde  bulunurlar.  Kışlık  odunlarını  alır,  yiyecek  ve  giyecek 
ihtiyaçlarını  karşılarlar.  Böylelikle  toplum  kendini  güvende  hisseder. 
Hizmet  yardımı  boyutunda  da  evleri  yıkılmış  olan  ya  da  evi  olmayan 
kişilere,  hastalara  hizmet  verirler.  Özellikle  köylerde,  kuyularının 
temizlenmesinde,  camiye  su  getirilmesinde,  caminin  yapımı  ve 
onarımında,  ilkokul  inşasında  köy  çeşmelerinin  yapılmasında,  toprak 
kaymasını  önlemek  için  yapılan  çalışmalarda  yârenler  topluma  hizmet 
vermektedir (Tezcan, 1990: 344). 
Gelenek  içinde  yardımlaşmanın  da  bir  adabı  bulunmakta  ve 
özellikle  gizli  yapılmaktadır.  Bu  yardımlar,  rastgele  yapılmaz. 

41
 
 
Başağalardan  İlhan  Köprülü  (80),  yârenin  birey  olarak  fakire  para 
vermediğini  belirtmektedir.  Yardım  yapılacak  kişiyi  veya  yeri  başağa 
veya  meclis  belirler.  Köprülü  (80)  “Ben  başağaydım,  yardım  ederdim; 
kravat  alırdım,  gömlek  alırdım,  ayakkabı  alırdım.  Yârenleri  İstanbul’a 
götürürdüm.  Türbeleri  gezdirirdim.  Maça  götürürdüm.  Mesela  dükkân 
çalıştırıyorsun  ve  işin  bozuldu,  olur  ya,  hemen  sana  yardım  eder  seni 
kalkındırırız. Eski haline getiririz. Sen de ya bize yavaş yavaş ödersin ya 
da  bağış  yapmış  oluruz.  Mesela  üç-dört  arkadaşımız  öldü.  Onların 
cenazelerini kaldırdık. Terzi bir arkadaşımızın dükkânı yanmıştı. Yardım 
ettik aramızda para toplayarak. Yaptığımız çok işler var, bunlar anılmaz. 
Mesela  çadır  camiyi  biz  yaptırdık.  Ankara’dan  gittik,  4  tane  pervane 
getirdik  camiye.  Bunlar  büyük  hizmetler.  Bunun  dışında  ağaç  diktiler. 
Yâren ormanlığı var Hıdırlığa doğru.” demektedir. 
Murat  Demiray  (43)  ise  bir  arkadaşlarının  iflas  ettiğini  ve  ona 
yardım  ettiklerini  belirterek  “Biz  bu  işin  eğlencesinde  değiliz.  Benim 
sıkıntılı  zamanlarımda  da  başağalarım  kapı  gibi  durdular  zaten 
arkamda. Ha vatandaş demesin ki bunlar yiyorlar, içiyorlar. Biz Çankırı 
halkına  da  hizmet  ediyoruz.  Özellikle  başağa  gecelerini  halka  açık 
yapıyoruz” diyerek meclis üyelerinin dayanışmasını vurgulamıştır. 
Bunların  dışında  mecliste  iaşeye  çevrilen  paralarla  çalgıcı  ücreti 
ödenir, askere gidene harçlık verilir, düğünlerde hediye alınırdı (Tezcan, 
1990:  349).  Özellikle  bir  yâran  evleniyorsa  bekâr  eğlencesi  olarak 
başdonanma  denilen  geceler  düzenlenir;  bu  gecelerde  yâran  nereye 
girerse  arkasından  bir seyirci  kütlesi  gözükür;  velhasıl  yârana  girenler 
kendilerini merasimden kurtaramazlardı (Üçok, 2002: 113). 
Bahsi  geçen  beş  temel  işlev  dışında  geleneğe  yeni  işlevler 
eklenebilir.  Destek  olması  açısından  birkaç  örnekle  değindiğimiz  bu 
işlevleri  tamamlayan,  yerine  getiren  birçok  etkinlik  bulunmaktadır.  Bu 
çalışmada  kısaca,  geleneğin  kendi  varoluşunu  tamamlaması  ve  kendini 
gerçekleştirmesi açısından bu işlevleri sağladığını, hem eğlenirken hem 
kültürünü aktardığını hem de eğitim verildiğini ve tüm bunları bütüncül 
bir  mekanizma  içinde  kusursuzca  tekrarlandığını  ortaya  koymaya 
çalışılmıştır. Bu işlevlere değinirken meclis içi ve meclis dışı etkinlikler 
bir  bütün  olarak  ele  alınmış;  gelenek,  coğrafî  bütünlük  içinde 
değerlendirilmiştir.  
 
 
Download 0.85 Mb.

Do'stlaringiz bilan baham:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   32




Ma'lumotlar bazasi mualliflik huquqi bilan himoyalangan ©fayllar.org 2024
ma'muriyatiga murojaat qiling