Sevgili Milena


Download 0.97 Mb.
Pdf ko'rish
bet16/71
Sana02.04.2023
Hajmi0.97 Mb.
#1318916
1   ...   12   13   14   15   16   17   18   19   ...   71
Bog'liq
Sevgili Milena - Franz Kafka ( PDFDrive )

Pazartesi
Ancak gün ışırken dalabildim uykuya - korkunç dememek
için kötü diyorum-, bir düş gördüm. (Neyse ki uzun sürmüyor
düşlerin etkileri.) Kötü bir düş gördüm Milena... Gene de bu
düşü gördüğüme seviniyorum, düşler sona ermedikçe kişi
uyanmaz uykusundan, sımsıkı tutar düşler bizi, istesek de
uyanmayız; işte birazcık uyuyabilmemi bu düşe borçluyum.
Viyana'daymışım. Kendi yarattığım bir Viyana vardır
kafamda; gelirsem oraya günün birinde, öyle bulacağımı
sanırım hep. (Yarattığım bu Viyana, küçük, sessiz bir alandır
yalnız. Alanın bir yanında senin evin, evinin karşısında
kalacağım otel; solda Batı Demiryolları İstasyonu, o istasyona
ineceğim Viyana'ya geldiğimde; Franz Josef İstasyonu onun
solunda, ayrılırken de bu istasyondan bineceğim trene.
Kaldığım otelin bodrumunda, yalnız sebze pişiren bir de
lokanta vardır: Ağzıma et koymadığıma göre, yemeklerimi
orada yiyebilirim; yemek yemiş olmak için değil, Prag'a
dönerken, biraz yüklü olmam gerekir. Neden anlatıyorum
bunları? Gördüğüm düşle İlintisi yok. Anlaşılan geçmemiş
daha düşün etkisi.) Düşümdeki Viyana, bu anlattığıma pek
uymuyordu; gördüğüm büyük bir başkentti... Akşam olmak
üzere; ıslak, karanlık, bilmediğim bir kaynaşma, bir gidip
gelme sokaklarda, taşıtlarda. Kaldığım yerle evinin arasında,
uzunca, dörtgen ve herkesin girip gezindiği bir bahçe varmış.
Birden gelivermişim Viyana'ya, mektuplarımdan önce
varmışım. (Böyle oluşuna pek üzüldüm sonraları.) Gene de,
sen biliyormuşsun geleceğimi, buluşacakmışız.
(Gene de yük olmaktan çekmiyorum.) Neyse ki, yalnız
değilmişim, birkaç arkadaşla gelmişim, aralarında bir kız da


var; kim olduklarını yerli yerine bilmiyorum, beni korumak
için yanımdaymışlar sözde. Konuşmasalar, sussalar di, ne iyi
olacaktı... Ama ne gezer, durmadan fısıldaşıyorlardı,
durumumu 
tartışıyorlardı 
belki. 
Ne 
konuştuklarını
anlayamıyordum, anlamak da istemiyordum, ama insanı
çileden çıkaran bir fısıldaşmaydı bu.
Ben otelin önüne çıkmış, sağ kaldırımın yanında
duruyormuşum... Sizin evi gözlüyorum. Sizin ev, köşk gibi
bir şey, tek katlı, hemen önünde mermerden, yuvarlak bir
balkon var.
Meğer, kahvaltı saatiymiş, sofra kurulmuş bile; kocan
geliyor, sağda duran hasır bir iskemleye oturuyor... Uykudan
yeni kalkmış olacak, geriniyor. Sonra sen geliyorsun, masanın
arkasına geçip oturuyorsun; seni görmem için hiçbir engel
yok, ama gene de kocanı daha iyi görüyorum da seni bulanık
görebiliyorum... Ak mavimsi, kımıldayan bir nesnesin,
hortlak gibi bir şey! Sen de kollarını açıyorsun, ama gerinmek
değil bu, bir çeşit kutsallık var bu kolların açılışında. Birden
akşam olmuş ve senyanımdasın... Sokakta, kaldırımın
üstündesin. Benim bir ayağım kaldırımda, bir ayağım yerde,
elini tutuyorum... Hızlı hızlı, kısa kısa tümcelerle bir
konuşmadır başlıyor aramızda. Bu konuşma hiç kesilmiyor,
uyanıncaya dek!
Neler konuştuğumuzu anımsamıyorum, yalnız sondan iki,
baştan da iki tümceyi söyleyebilirim... Ara yerde konuşulanlar
anlatılamayacak kadar acı. Bakışlarından bir şeyler sezmiş
olacağım ki, daha selamlaşmadan: "Beni başka türlü
canlandırmıştın kafanda, değil mi?" diyorum. "Açık
söylemem gerekirse, evet" diyorsun... "seni daha alımlı


sanmıştım." ("alımlı" yerine daha Viyanaca bir deyim
kullanmıştın, gelmiyor şimdi usuma.)
Konuştuğumuz ilk iki tümce buydu işte. (Bir şey diyeyim
mi? Biliyorum, her yaptığım işte bir eksik yanım vardır, ama
ezgi konusunda yüzdeyüz, baştan sona sıfırımdır! Hiçbir işte
böylesine kesin bir bütünlüğe ermemişimdir!) Başka ne
konuşabilirdik? Her şey aydınlanmıştı... Derken, ne zaman
bakışacağımızı tartışmaya başladık. Ben durmadan soru
sordum, sen durmadan anlaşılmaz bir sürü kaçamaklı
karşılıklar verdin. Birden yammdakiler de söze karıştı: Benim
Viyana'ya gelişimin başka bir nedeni de varmış, anlaşılan
engeller ortadan kalkmış olacak ki, başkente yakın bir yerde,
görmem gereken Tarım Okulunu, gidip görebilir misim artık!
Yammdakiler bana acımış olacaklar ki, bu Tarım Okulu
sözünü attılar ortaya... Beni kaçırıp oyalayacaklardı akılları
sıra. Böyle olduğunu sezinledim... ama göz yumdum...
birlikte istasyona gittik; Viyana'dan ayrılışım üzebilirdi seni
belki, bunu da bilmek istiyordum. İstasyona geldiğimizde
tuhaf bir şey oldu: Tarım Okulunun hangi ilçede olduğunu
unutuvermiştim. Demiryolunun büyük gidiş geliş planının
önünde durmuş, istasyon adlarım sıralıyorlardı bana, ama
benim gideceğim yerin adı çıkmıyordu bir türlü. Onlar
gideceğim yeri ararlarken, ben de sana bakmak fırsatını
bulmuştum.
Dış görünüşün vız geliyordu bana, sözlerine önem
veriyordum yalnız. Ben de seni düşündüğüm gibi
bulmamıştım, benzemiyordun kendine; daha esmerdin, yüzün
zayıftı! Tombul olsaydın, böylesine katı yürekli olabilir
miydin? (Ama bu davranışından ötürü katı yürekli denebilir


miydi sana?) Üzerinde, benimkinin kumaşından -hem de
erkek biçiminde- bir giysi vardı, hiç beğenmemiştim. Birden
mektubundaki bir koşuk geliyor usuma: "iki tanecik giysim
var, 
ama 
bilirim 
yakıştırmasını" 
(*), 
giysini
beğeniveriyorum... Anla sözlerinin bendeki etkisini!
Arkadaşlar plana bakıyordular daha, biz bir yana durmuş,
buluşacağımız günün pazarlığını ediyorduk. Aşağı yukarı şu
sonuca varmıştık: Ertesi gün pazardı; pazar günleri bana vakit
ayıramayacağını bir türlü anlayamıyordum, sen de nasıl
anlamam diye direniyor, şaşıyordun.
Sonunda "peki" demiş olacaksın ki, kırk dakika için
kaçabileceğini söyledin. (Konuşmamızın korkunç yanı
sözcüklerinde 
değildi, 
davranışındaydı... 
direnişinde.
Susmakla şunları anlatmak istiyordun sanki: "Önemli olan
gelmek istemeyişim, gelmişim kaç para eder?") Günün hangi
saatine rastlayacaktı bana ayıracağın bu kırk dakika? Bir türlü
öğrenemedim...
Anlaşılan kendin de bilmiyordun, düşünüyordun, ama
bulup söyleyemiyordun. "Bütün gün beklerim, öyleyse"
dedim.
"Bekle" dedin... Arkanı döndün, ötekilerin yanına gittin.
Verdiğin bu karşılıktan hiç gelmeyeceğini anlamıştım. Yalnız
beklememe izin veriyordun, o kadar. "Beklemeyeceğim işte"
dedim usulca, duymadığını sanarak sesimin yettiği kadar
bağırdım ardından... Bu son kozumdu, umutsuz bir seslenişti.
Vız geliyordu sana, umursamıyordun, ilgilenmiyordun
benimle artık. Altüst olmuştum, kalabalığa karıştım.


Bu düşten iki saat sonra mektuplarınla çiçeklerin geldi.
Yüreğime su serpen güzel avuntular...
Senin F.
(Adresler gene okunmayacak gibi, Milena! Postada
düzeltilip tamamlanmış gene. Önce de bunu yazmıştım sana,
sonra gelen mektubun adresi çok güzeldi, örnek bir yazı...
Hoş, o da kolay okunmuyordu ya! Postacılarda benim
gözlerim 
olsaydı, 
yalnız 
senin 
yazdığın 
adresleri
okuyabilirlerdi, ama benim gözlerim yok postacılarda...) 
(*) Bir Çek halk türküsü olabilir. - Çevirenin notu. 

Download 0.97 Mb.

Do'stlaringiz bilan baham:
1   ...   12   13   14   15   16   17   18   19   ...   71




Ma'lumotlar bazasi mualliflik huquqi bilan himoyalangan ©fayllar.org 2024
ma'muriyatiga murojaat qiling