T. C. KÜLTÜr ve turizm bakanliği tüRKİye küLTÜr portali projesi


Download 17.59 Kb.
Pdf ko'rish
bet13/22
Sana26.12.2017
Hajmi17.59 Kb.
#23082
1   ...   9   10   11   12   13   14   15   16   ...   22

Kaynak:  
 
Aksoy,  Bülent,  “Tanzimat’tan  Cumhuriyet’e  Musıki  ve  Batılılaşma”,  Tanzimat’tan 
Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi, C.5, 1985, 1212-1236 
 
Akşin, Sina, Jön Türkler ve İttihat Terakki, Ankara (1998) 
 
Akşin, Sina, “Siyasal Tarih (1789-1908)”, Türkiye Tarihi-3, 2002, 77-187 
 
And,  Metin,  “Tanzimat  ve  Meşrutiyet  Tiyatrosu”,  Tanzimat’tan  Cumhuriyet’e  Türkiye 
Ansiklopedisi, C.6, 1985, 1608-1622 
 
Armaoğlu, Fahir, 19. Yüzyıl Siyasî Tarihi (1789-1914), Ankara(1997) 
 
Berkes, Niyazi, Türkiye’de Çağdaşlaşma, Ankara (1973) 
 
Birinci,  Ali,  “Osmanlı  İttihat  ve  Terakki  Cemiyeti  Kuruluşu  ve  İlk  Nizamnâmesi  (1895)”, 
Osmanlı, C.2, 1999, 401-409 
 
Çobanoğlu,  Özkul,  “Osmanlı  Devleti’nde  Türk  Halk  Kültürü’nün  Değişim  ve  Dönüşüm 
Dinamikleri”, Osmanlı, C.9, 1999, 51-71 
 
Ersoy, Osman, Türkiye’ye Matbaanın Girişi, Ankara (1959) 
 
Işın,  Ekrem,  “19.yy’da  Modernleşme  ve  Gündelik  Hayat”,  Tanzimat’tan  Cumhuriyet’e 
Türkiye Ansiklopedisi, C.2, 1985, 538-563 
 
Kılıçbay,  M.  Ali,  “Osmanlı  Batılılaşması”,  Tanzimat’tan  Cumhuriyet’e  Türkiye 
Ansiklopedisi, C.1, 1985, 147-152 
 
Lewis, Bernard, Modern Türkiye’nin Doğuşu, Ankara (1970) 

 
 
 
Meriç, Nevin, Osmanlı’da Gündelik Hayatın Değişimi: Âdâb-ı Muâşeret 1894-1927, İstanbul 
(2000) 
 
Ortaylı, İlber, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, İstanbul (2000) 
 
Tampınar, A. Hamdi, XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, İstanbul (2006) 
 
Turhan, Mümtaz, Kültür Değişmeleri - Sosyal Psikoloji Bakımından Bir Tetkik, İstanbul 
(1959). 
 
İlişki (Relation):Tarih 4.2. Osmanlı Tarih ve Kültüğ; Edebiyat 2.3.3. Klasik Türk Ede. 
 
 
Haklar (Rights): (Telif ve kullanım hakları ile ilgili bilgiler.) 
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca hazırlanan tüm içeriğin her türlü 
ortamda  umuma  arz  yetkisi  sınırsız  süreyle  Kültür  Turizm  Bakanlığına 
devredilmiştir.    Bakanlık  sonraki  zamanlarda  hazırlanan  içerikle  ilgili  düzeltme, 
ekleme, silme veya yayından kaldırma hakkına sahiptir. 
 
Kaynağı Hazırlayan / 
Emeği Geçen 
Konu Editörü 
Proje Yöneticisi 
Prof. Dr. Kıymet GİRAY 
/ Dr. Mesut DÜNDAR 
Prof. Dr. Kıymet GİRAY 
Prof.Dr. Hale KÜNÜÇEN 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 
 
 
T.C.  
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI 
TÜRKİYE KÜLTÜR PORTALI PROJESİ 
 
 
 
 
 
 
 
ARKEOLOJİ VE SANAT TARİHİ 
OSMANLI’DA BATILILAŞMA DÖNEMİNİN DİNAMİKLERİ 
AYDINLANMA DÖNEMİNİN İZLERİ 
 
 
 
 
 
 
 
Prof. Dr. Kıymet GİRAY 
 
 
 
 
KASIM - 2009 
ANKARA

 
 
 
8.2. Aydınlanma Döneminin İzleri 
 
Anahtar Kelimeler: Batılılaşma, Kültür, Sanat, Mimari. 
 
Osmanlı Batılılaşması aynı zamanda bir aydınlanma çağıdır. Bunun ilk izleri  Lale Devrinde 
ortaya çıkar. Fransa ile geliştirilen ilişkiler neticesinde Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi ilk 
daimi  elçi olarak Paris’e gönderilir. Onun Fransa Kraliyet  ailesinin saray  ve  yaşamı anlatan 
mektuplarından  etkilenen  III.  Ahmed  ve  veziri  Damat  İbrahim  Paşa,  benzeri  çalışmalar 
yaparak ünlü lale eğlencelerini düzenlerler. Bu zevk, safa ve eğlenceli yaşam tarzı, matbaanın 
kurulması (1727) gibi bazı radikal yenilikleri de beraberinde getiri. Matbaan ile birlikte tarih, 
coğrafya ve diğer müspet bilimler alında yapılan çeviri basımları yeni ufuklar açar. İlk tiyatro 
piyesleri bu dönemde oynanır. Batı dilleri eğitimi alan, okuyan, dünyayı tanımak isteyen bir 
tür  aydın  zümre  doğar.  Dış  dünya  ile  kendi  dünyasını  karşılaştıran,  yargılayan  yeni  kültür 
adamlarını oluşturduğu bu zümre büyüyerek devam eder. Osmanlı bürokrasisinin üst sınıfını 
teşkil eden kişiler, yaşam biçimi ve zevkleriyle geleceğin kültürünü hazırlarlar.  
    
Batılılaşma  adımlarının  dışa  vurulduğu  ilk  aşamayı  oluşturan  Lale  Devri  sonrasında  da, 
Osmanlının  ufkunu  açacak  gelişmeler  artarak  devam  eder.  Çeşitli  nedenlerle  Osmanlı 
hizmetine  giren  Comte  de  Bonneval  (Humbaracı  Ahmed  Paşa)  ve  Baron  de  Tott  gibi  bazı 
yabancılar  askeri  ve  eğitim  alanına  Batı  tekniklerini  getirir.  Kurulan  yeni  okullarda 
matematik, tıp, astronomi, felsefe ve (teknik amaçlı da olsa) resim dersleri verilmeye başlar. 
III. Selim, Niazam-ı Cedid adında yeni bir ordu kuması ve diğer projeleri birçok yenilikleri de 
beraberinde  getir.  Daha  çok  ilmi  alanda  eserler  basılmak  üzere  Üsküdar’da  ikinci  matbaa 
kurularak, batı dillerinde yazılmış eserler tercüme edilerek modern ilmin yaygınlık kazanması 
sağlanır.  Toplumun  aydınlanmasında  önemli  rol  oynayan  yeniliklere  karşı  direnen  Yeniçeri 
Ocağın  kaldırmak  ise  Sultan  II.  Mahmud’a  düşer.    Bu  dönemdeki,  Batıya  öykünen  yeni 
düzenlemeler,  toplum  hayatına  giren  yeni  biçimler  ve  eğilimler  sonraki  yılların  da  temel 
taşlarını  oluşturacaktır.  Bürokrasideki  değişimlere  paralel  olarak,  fes  giyilmesi  gibi  kılık 
kıyafet  düzenlemesi  ve  devlet  dairelerine  Padişah’ın  portrelerinin  asılması  gibi  birçok 
uygulama  getirilir.  Yine  askeri  amaçlı  olarak  Donizett’nin  öncülüğünde  Mızıka-i  Hümayun 
okulu açılır. Sivil eğitim alanında Rüşdiye’ler kurulur, Avrupa’ya öğrenciler gönderilir. 
 
Avrupa’nın  önemli  başkentlerinde  daimi  elçilikler  oluşturulur.  Elçi,  maslahatgüzar  gibi 
sıfatlarla buralara gönderilen kişiler Osmanlı’nın Batı’ya açılan cephesinin en önemli unsuru 
olarak siyasi ve kültürel hayatın şekillenmesinde önemli rol oynar. Gittikleri ülkelerin askeri 
kurumları  idare  usullerini  ve  yaşam  tarzını  öğrenme  gayretine  giren  bu  kişiler  devlet 
kademesinde, eskinin ulema ocağının yerini alacak aydın tipini oluştururlar. Yine bu devirde 
yabancı sefaret mensupları, bunların mahiyetindeki âlimler, sanatçılar ve seyyahlardan oluşan 
ve giderek  artan bir  gurup Avrupa medeniyetine ait unsurların  yayılmasında ve batılı  yaşam 
tarzının  benimsenmesinde  önemli  etkendir.  Onların  açtıkları  yeni  dünya  vizyonu  Osmanlı 
aydınlanmasının ilk adımlarını teşkil eder.         
 
Orduyu modernleşme çabalarıyla başlayan ve Osmanlı modernleşmesine dönüşen gelişmeler 
her alanda olduğu gibi sanat ve mimariye de yansır. Hatta Batılı etkilerin yaşandığı en özgür 
alanı  oluşturur.  Lale  Devri’nin  yaşam  tarzına  paralel  olarak  coşkulu  bitkisel  bezemelerle 
maniyerist  bir  üslup  yaratılır.  Dışa  dönük  yaşam  tarzı  mimarideki  yankısını  meydan 
çeşmelerinde  bulur.  Bu  gelişme  “işlevini  dışsal  ilişkilerinde  belirleyen  bir  yapı  anlayışına 
geçişi ifade eder”. Fransa ile olan ilişkiler neticesinde Rokoko bezemelere bürünen yapılarla 
ilk  kez  Batılı  üsluplar  ortaya  çıkar.  Bunu  Barok  ve  Ampir  üslupları  izler.  Artık  geleneksel 

 
 
 
değerlerin  terk  edildiği,  söz  konusu  üslupların  bazen  tek  başına,  bazen  de  bir  arada 
kullanıldığı yeni bir döneme girilir.      
 
Kaynak:  
 
Arel, Ayda, Onsekizinci Yüzyıl İstanbul Mimarisinde Batılılaşma Süreci, İstanbul 1975 
 
Batur, Afife, “Batılılaşma Döneminde Osmanlı Mimarlığı”, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e 
Türkiye Ansiklopedisi, C.3, 1985, s.1038-1090 
 
Baysal, Jale, Müteferrika’dan Birinci Meşrutiyete Kadar Osmanlı Türklerinin Bastıkları 
Kitaplar, İstanbul 1968 
 
Cezar, Mustafa, Sanatta Batıya Açılış ve Osman Hamdi, İstanbul 1971 
 
Çobanoğlu, Özkul, “Osmanlı Devleti’nde Türk Halk Kültürü’nün Değişim ve Dönüşüm 
Dinamikleri”, Osmanlı, C.9, 1999, s.51-71 
 
Denel, Serim, Batılılaşma Sürecinde İstanbul’da Tasarım ve Dış Mekânların Değişimi 
Nedenleri, İstanbul 1982 
 
Eyice, Semavi, “XVIII. Yüzyıl Türk Sanatı ve Türk Mimarisinde Avrupa Neo-Klasik Üslubu”, 
Sanat Tarihi Yıllığı, S.IX-X, 1981, s.163-189 
 
Eyice, Semavi, “Kâğıthane-Sadâbad-Çağlayan”, TAÇ, Cilt:1, Sayı:1, 1986, 29-36 
 
Kaçar, Mustafa, “Osmanlı İmparatorluğu’nda İlk Mühendishâne’nin Kuruluşu”, Toplumsal 
Tarih, C.9, 1998, s. 4-11 
 
Kuban, Doğan, Türk Barok Mimarisi Hakkında Bir Deneme, İstanbul 1954 
 
Kuban, Doğan, Osmanlı Mimarisi, İstanbul (2007) 
 
Ödekan, Ayla, “Mimarlık ve Sanat Tarihi”, Türkiye Tarihi-3, 2002, s. 369-455 
 
Rado, Şevket, “Yirmisekiz Çelebi’nin Fransa Sefâretnamesi”, Hayat Tarih Mecmuası, Cilt:1, 
Sayı:2-6, 1967 
 
Unat, F. Reşit, Osmanlı Sefirleri ve Seyahatnameleri, İstanbul 1968 
 
 
Haklar (Rights): (Telif ve kullanım hakları ile ilgili bilgiler.) 
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca hazırlanan tüm içeriğin her türlü 
ortamda  umuma  arz  yetkisi  sınırsız  süreyle  Kültür  Turizm  Bakanlığına 
devredilmiştir.    Bakanlık  sonraki  zamanlarda  hazırlanan  içerikle  ilgili  düzeltme, 
ekleme, silme veya yayından kaldırma hakkına sahiptir. 
Kaynağı Hazırlayan/ 
Emeği Geçen 
Konu Editörü 
Proje Yöneticisi 
Prof. Dr. Kıymet GİRAY/ 
Dr. Mesut DÜNDAR 
Prof. Dr. Kıymet GİRAY 
Prof. Dr. H. Hale 
KÜNÜÇEN 

 
 
 
8.2.1. Lale Devri Sanat ve Kültür Ortamı 
 
Anahtar Kelimeler: Batılılaşma, Lale Devri, Mimari, Çeşme, Bezeme 
 
İmparatorluğun  yeni  bir  döneme  girdiği  Lale  Devri’deki  siyasi  ve  kültürel  değişimlerin 
yansıması  kedini  ilk  olarak  mimaride  gösterir.  Lale  Devri  yöneticilerinin  Batı’ya  yönelişi 
Türk  mimarisinin  Batı  çizgisine  kaymasına  ve  giderek  tasarımı  da  kapsayacak  şekilde  Batı 
modeli egemenliğinin başlangıcını teşkil edecektir.   
 
III.  Ahmed  Dönemi’nde  Fransa  ile  ilişkilerin  geliştirilmesi  sonucunda  Paris’e  gönderilen 
Yirmisekiz  Çelebi  Mehmed  Efendi’nin  Fransa  saray  ve  bahçeleri  ile  buradaki  eğlenceleri 
aktardığı mektuplar ve dönüşünde getirdiği söylenen çizim ve raporlar Sultan’ı ve Sadrazam 
Damat  İbrahim  Paşayı  ekiler.  Bu  çerçevede  yeni  bir  saray  projesine  girişen  yönetim  bu 
sarayın yapımı için, bahçe düzenlemesinde suyun oynadığı rolü de dikkate alarak Kâğıthane 
bölgesini  seçer.  Dönemin  mimarbaşı  Kayserili  Mehmed  Ağa’nın  hazırladığı  (M. 
Erdoğan,1962),    derenin  ıslahı,  saray  ve  çevre  yapıları  ile  hasbahçeyi  içeren  Kâğıthane 
düzenlemesinde, başta sultan için  yaptırılan Kasr-ı  Hümayûn (Sadabad  Sarayı) olmak üzere 
çok  sayıda  köşk  inşa  edilir.  Yirmisekiz  Çelebi  Mehmed  Efendi’nin  büyük  bir  övgüyle 
bahsettiği Versailles, Trianon, Fontainebleau ve Marly gibi saray komplekslerinin bahçelerine 
benzer  bir  ortam  yaratılır.  Bu  bahçe  düzenlemesi  büyük  ve  gösterişli  havuzları,  mermer  su 
kanalları,  kaskadlar,  fıskiyeler  ve  vistaları  ile  Fransız  etkileri  göstermekle  birlikte,  genel 
düzeni  itibariyle  Uzak  Doğu  ve  İran  bahçelerini  hatırlatır.  Doğayla  bütünleştirilen  saray  ve 
köşkler  de  Fransız  örneklerinin  aksine  daha  mütavazı  ölçekte,  Osmanlı  konut  geleneğine 
uygun  biçimde  merkezi  sofa  planlı,  konsol  ve  ayakların  taşıdığı  çıkmalar  gibi  yapısal 
özellikler gösterir. 
Lale Devri’nde yapı türü gözetmeksizin cephelerin, duvarların ve tavanların çeşitli çiçekler ve 
meyveli  kâse  motifleriyle  süslenmesi  dönemin  karakteristik  özelliklerinden  biridir.  Kökeni 
Safevi  İran’ına  dayanan  bu  natüralist  çiçek  ve  meyve  motiflerinin  güzel  örneğini  Topkapı 
Sarayı III. Ahmed Yemiş Odası’nın zengin duvar bezemeleri ortaya koyar. İlk olarak duvar 
resimlerinde görülen bu bezemler taşçı ustaların elinde plastik bir değer kazanarak özellikle 
çeşme mimarisinde yaygınlık kazanır. Hem boyalı bezeme, hem de taş oymada yaratılan bu 
zarif  bitkisel  bezeme,  dönemin  eğlence  ve  edebiyat  dünyasına  düşkün  entelektüellerinin 
temsil ettiği kültür ortamının bir yansımasıdır.  
Lale  Devri’nde  giderek  dışa  dönük  bir  karakter  kazanan  yaşan  tarzına  paralel  olarak  ortaya 
çıkan  büyük  meydan  çeşmeleri  Osmanlı  mimarisine  giren  yani  bir  yapı  türü  olara  görülür. 
Dört  cephesi  de  açık  olan  bu  çeşmeler,  her  yönden  algılanabilen  mekan  tanımlaması  ve 
işlevini  dışsal  ilişkilere  belirleyen  yapılar  olarak  kent  imajında  normların  ve  simgelerin 
değişmeye  başladığının  habercileridir.  Meydan  çeşmeleri  Osmanlı’da  kent  planlaması 
olgusunun  da  başlangıcını  oluştur.  Bâb-ı  Hümayun  önündeki  III.  Ahmed  Çeşmesi  (1728-
1729)  saray  kapısı  ile  Ayasofya  arasında  anıtsal  kent  mekanlarından  birinin  temelini 
oluşturur.  Çeşmenin  geometrik  prizmal  kütlesinin  kavraya  geniş  bir  saçak  ve  bunları  örten 
kırma  çatı  ile  bir  çeşme  için  düşünülemeyecek  görkemde  bir  yapı  kompozisyonu  meydana 
getirilir. Çatı üzerinde, camilerdeki sağır kasnak kulelerini anımsatan kubbeli merkezi ve dört 
köşe kulesi bu anıtsallığı daha da vurgular. Köşelere yerleştirilen sebil öğeleriyle yumuşatılan 
çeşme,  yatay  ve  düşey  hatlardaki  denge  kurumu  ve  geometrik  biçimlerin  ilişkisi  açısından 
başarılı bir tasarım örneğini ortaya koyar. Katı geometrik hatların yumuşatılması ve saçak altı 
frizinin  akant  motifleri  bezenmesi  çok  sınırlıda  olsa  Rokoko  üslubuna  geçişi  sergileyen  ilk 

 
 
 
eser  olarak  dikkati  çeker.  Aynı  yıllarda  inşa  edilen  Üsküdar’daki  III.  Ahmed  Meydan 
Çeşmesi,  Ayasofya  meydanındaki  çeşmesinin  daha  basite  indirgenmiş  bir  örneğini  ortaya 
koyar.  Köşe  sebilleri  ortadan  kaldırılmış,  dörtgenin  köşeleri  pahlanarak  küçük  çeşmeler 
yerleştirilmiştir.  Burmalı  sütuncelerle  sınırlandırılan  dar  kenarların  üst  kısmına  yerleştirilen 
sarkıt niteliğindeki bezemesel konsollar plastik bir etki oluşturur.  
III.  Ahmed  Devri’nde  saray  ve  çeşme  yapılarında  görülmeye  başlayan  yenilikler  dini 
mimaride  pek  görülmez.  Üsküdar’daki  Yeni  Valide  Camii  (1708-1710)  hâla  klasik  cami 
mimarisinin  ilkelerini  korumaktadır.  Sadrazam  Damat  İbrahim  Paşa’nın  Şehzadebaşı  ve 
Nevşehir’deki  külliyeleri  planlama  bakımından  eski  geleneklere  bağlı  olmakla  birlikte 
bezemde  Rokoko  tarzı  motiflerin  yer  aldığı  yapılar  olarak  görülür.  Düzenlemesi  ile 
İstanbul’un  ilk  kentsel  tasarım  uygulamalarından  birini  teşkil  eden  Damat  İbrahim  Paşa 
külliyesinin sebili, dairesel planı ve bezemleriyle Lale Devri’nin en güzel eserlerinden birini 
oluşturur. 
 
Kaynak: 
 
Rado, Şevket, “Yirmisekiz Çelebi’nin Fransa Sefâretnamesi”, Hayat Tarih Mecmuası, Cilt:1, 
Sayı:2-6, 1967 
 
Unat, F. Reşit, Osmanlı Sefirleri ve Seyahatnameleri, İstanbul (1968) 
 
Denel,  Serim,  Batılılaşma  Sürecinde  İstanbul’da  Tasarım  ve  Dış  Mekânların  Değişimi 
Nedenleri, İstanbul (1982) 
 
Ödekan, Ayla, “Mimarlık ve Sanat Tarihi”, Türkiye Tarihi-3, 2002, 369-455 
 
Eldem, S. Hakkı, Sa’dâbâd, İstanbul (1977) 
 
Aktepe,  M.  Nünir,  “18.  Yüzyılın  İlk  Yarısında  Kâğıthane  ve  Sa’dâbâd”,  Türkiye  Turing  ve 
Otomobil Kurumu Belleteni, Sayı:72/351, 1985, 11-19 
 
Eyice, Semavi, “Kâğıthane-Sadâbad-Çağlayan”, TAÇ, Cilt:1, Sayı:1, 1986, 29-36 
 
Batur,  Afife,  “Batılılaşma  Döneminde  Osmanlı  Mimarlığı”,  Tanzimat’tan  Cumhuriyet’e 
Türkiye Ansiklopedisi, C.3, 1985, 1038-1090 
 
Arslan, Necla, Gravür ve Seyahatnamelerde İstanbul, İstanbul (1992) 
 
 Arslan, Necla, “Sa’dâbâd Sarayı”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, C.6, 1994, 388-
389 
 
Cezar, Mustafa, Sanatta Batıya Açılış ve Osman Hamdi, İstanbul (1971) 
 
Arel, Ayda, Onsekizinci Yüzyıl İstanbul Mimarisinde Batılılaşma Süreci, İstanbul (1975) 
 
Eyice, Semavi, “Ahmed III Çeşmesi”, Türkiye Diyanet Fakfı İslam Ansiklopedisi, C.2, 1989, 
38-39 
 

 
 
 
Ödekan, Ayla, “Ahmed III Sebili Ve Çeşmesi”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, C.1, 
1993, 116-117 
 
Kuban, Doğan, Osmanlı Mimarisi, İstanbul (2007) 
 
Kuban, Doğan, Türk Barok Mimarisi Hakkında Bir Deneme, İstanbul (1954) 
 
 
 
Haklar (Rights): (Telif ve kullanım hakları ile ilgili bilgiler.) 
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca hazırlanan tüm içeriğin her türlü 
ortamda  umuma  arz  yetkisi  sınırsız  süreyle  Kültür  Turizm  Bakanlığına 
devredilmiştir.    Bakanlık  sonraki  zamanlarda  hazırlanan  içerikle  ilgili  düzeltme, 
ekleme, silme veya yayından kaldırma hakkına sahiptir. 
Kaynağı Hazırlayan/ 
Emeği Geçen 
Konu Editörü 
Proje Yöneticisi 
Prof. Dr. Kıymet GİRAY/ 
Dr. Mesut DÜNDAR 
Prof. Dr. Kıymet GİRAY 
Prof. Dr. H. Hale 
KÜNÜÇEN 

 
 
8.2.2. Lale Devri Sonrası Sanatsal Gelişmeler 
 
Anahtar  Kelimeler:  Batılılaşma,  I.  Mahmud,  III.  Osman,  I.  Abdülhamid,  III.  Selin,  II. 
Mahmud, Sanat, Mimari. 
 
Lale Devri sonrası tahta geçen I. Mahmud Dönmemi’nde (1730-1754) de aynı yaşam tarzına 
duyulan  özlemi  ortaya  koyan  yapılar  inşa  edilmeye  devam  edilir.  Tahrip  edilen  kasır  ve 
köşklerin yerine yenileri yapılırken III. Ahmed döneminde ortaya çıkan meydan çeşmelerinin 
yapımı  hız  kazanır.  Saltanatının  ilk  yıllarında  inşa  edilen  Tophane  Çeşmesi  (1732),  Saliha 
Sultan  Çeşme  ve  Sebili  (1733)  ve  Galata  Bereketzâde  Çeşmesi  (1732)  gibi  yapılar  Lale 
Devri’nin  zarif  bitkisel  bezemelerinin  en  güzel  örneklerini  sunar.  Bu  yapılarda  görülen 
mimari elemanlardaki dalgalanmalar, “C” ve “S” kıvrımları ile istiridye kabukları şeklindeki 
motifler ise yeni bir üslubun habercileridir. Fransız Rokoko’sunun bir uzantısı olarak gelişen 
bu yeni üslup 1940’lardan sonra mimaride, özellikle çeşmelerde egemen olur. Dolmabahçe’de 
Mehmed  Emin  Ağa  Sebili  ve  Çeşmesi    (1740)  ile  Karacaahmet’deki  Saadettin  Efendi 
Çeşmesi  (1741)  bezemesinde  etkin  biçimde  görülen  bu  Rokoko  bezeme  Nuruosmaniye 
Çeşme  ve  Sebili  (1755)  ile  Zevkî  Kadın  Çeşmesi’nde  (1755)  klasik  evreye  ulaşır.  Önceleri 
Fransız  Rokoko’sundan  esinlenerek  başlayan  bu  yeni  bezemesel  akım  giderek  Avrupa 
Baroğu’nu  da  kapsayarak  gelişir.  Bu  batılı  unsurları  geleneksel  değerlere  göre  yeniden 
yorumlayan Osmanlı ustaları, kendine özgü bir karaktere bürünen Osmanlı Baroğu’nu yaratır. 
 
I.  Mahmud  zamanında  yapımına  başlanan  anacak  III.  Osman  döneminde  tamamlanabilen 
Nuruosmaniye Külliyesi (1749-1754)  Osmanlı’nın özgün Barok  yapılarından biridir. Mimar 
Simeon  Kalfa  tarafından  tasarlanan  külliyenin  ana  yapısını  oluşturan  cami,  dinsel  işlevi  ile 
biçimi  arasındaki  ilişkiye  dayalı  geleneksel  plan  şemasını  korur.  Ancak,  Baroğun  eliptik 
kompozisyonunu  anımsatan  “U”    biçimli  avlusu,  tasarımdaki  eğrisel  kitle  dalgalanmaları, 
kıvrımlı dar saçaklar, kapı, pencere ve kornişlerin “C/S” eğrisel plasterlerle kuşatılması gibi 
yapısal düzenlemeleriyle Osmanlı mimarisinde bir dönün noktasını teşkil eder. Bunu Ayazma 
Camii  (1757-1760)  ve  Laleli  Camisi  (1760-1763)  ile  Beylerbeyi  Camii  (1778)  izler.  Barok 
Üslubun  karakteristik  bir  örneğini  teşkil  edem  Üsküdar’daki  Selimiye  Camisi  (1801-1805), 
hünkâr mahfili ve özel konutlar gibi birleşerek bir ek yapı niteliğine bürünen son cemaat yeri 
tasarımı ile dikkati çeker. XIX. yüzyılın başlarında inşa edilen Nusretiye Camisi (1823-1826) 
Rokoko-Barok  ile  Ampir  üsluplar  arasındaki  bir  geçiş  yapısını  oluşturur.  Dekorasyonda 
kullanılan  Barok  ve  Rokoko  motifler  eski  inceliklerini  kaybetmeye  başlarken,  pencerelerin 
etrafının  katı  sövelerle  çevrelenmesi  ve  askı  kemerlerinin  üzerine  dairesel  korkuluklar 
yerleştirilmesi gibi ampir özellikler girer.  Ampir üslubun etkin olmaya başladığı bu dönemde 
inşa edilen Küçük Efendi Külliyesi ise Barok üslubun güzel bir örneğini sunar.  
 
Fatih’teki  Şeyh  Emir  Buhari  Türbesi  (1782)  Osmanlı  mimarinse  giren  yeni  üslubun 
habercisidir.  XIX.  yüzyılın  birinci  yarısında  etkili  olmaya  başlayan  Neo-Klasik  ve  Ampir 
üsluplar Barokla birilikte kullanılır. Eyüp’te Şahsultan Türbesi (1800) ve Fatih’teki Nakşıdil 
Sultan  Türbesi  (1818)  ise  Osmanlı  Barok  mimarisinin  önemli  yapıtları  arasında  yer  alır. 
Dönemin  Ampir  üslubunun  en  karakteristik  yapısını  ise  II.  Mahmud  Türbesi  oluşturur. 
Kubbeli  poligonal  yapının  kütlesi  köşe  pilastrları  ve  dikdörtgen  çerçeveler  içerisine  alınan 
yarım  daire  kemerli  pencereleri  ile  Ampir  üslubun  en  saf  uygulamasıdır.  Bundan  sonra 
yapılan  türbeler  birçok  üslup  bileşenlerinden  oluşan  seçmeci  yaklaşımın  ürünleri  olarak 
görülür.  
 

 
 
 
İmparatorluğun başkentinde yaşanan bu gelişmeler aynı zamanda Anadolu’da da yankı bulur. 
XVIII. yüzyılda güçlenen ayanlar ortaya koydukları eserlerde başkentteki değişimlerin izlerini 
görmek  mümkündür.  Bu  etkiler  plan  ve  dış  tasarımdan  çok  iç  mekânlarda  kendini  gösterir. 
Aydın’daki Cihanoğlu Camisi (1756) Barok üsluptaki iç mekân süslemenin en güzel örneğini 
sunar. Yozgat Çapanoğlu Camii (1779) ve Gülşehir Kara Vezir Camii (1779) bu uygulamanın 
tensilcilerinden bazılarıdır.   
 
Bu  dönemde,  başta  askeri  olmak  üzere  çeşitli  alanlarda  öngörülen  yenilenmenin  getirdiği 
gereksinimler doğrultusunda kışla, okul, fabrika, hastane ve karakol gibi yeni yapı türleri inşa 
edilir.  Bunlar  arasında  kışlalar  kent  fizyonomisini  değiştiren  büyük  boyutlu  yapılar  olarak 
dikkati çekerler. İlk örneklerini, Comte de Bonneval kurduğu Humbaracı Ocağı Kışlası (1734) 
ve Cezayirli Hasan Paşa’nın yaptırdığı Kalyoncu Kışlası’nın (1783) oluşturduğu bu yapı türü 
III. Selim  ve  II. Mahmud dönenlerinin en karakteristik  yapılarını teşkil eder. Batı’nın ortası 
avlulu  dikdörtgen  planlı  plan  şemasının  aynen  uygulandığı  bu  yapılardan  Selimiye  Kışlası 
(1800)  lojmanları,  dükkanları,  hamamı,  okulu,  kütüphanesi,  camisi  ve  matbaasıyla  klasik 
dönemin külliyelerinden farklı ilişkiler içeren  yeni  yapılaşma düzenini ortaya koyar.  Levent 
Kışlası (1795), Topçu Kışlası (1806), Kuleli Süvari Kışlası (1828), Davutpaşa Kışlası (1832) 
dönemin dikkati çeken diğer askeri yapılarıdır. Bu anıtsal ve görkemli yapılar, kent merkezini 
teşkil eden büyük boyutlu selâtin cami ve külliyelerinin yerini alarak İstanbul’un yeni çekim 
merkezlerine dönüşür. 
 
 
Download 17.59 Kb.

Do'stlaringiz bilan baham:
1   ...   9   10   11   12   13   14   15   16   ...   22




Ma'lumotlar bazasi mualliflik huquqi bilan himoyalangan ©fayllar.org 2024
ma'muriyatiga murojaat qiling