Bin Muhteşem Güneş


Download 1.16 Mb.
Pdf ko'rish
bet5/76
Sana29.04.2023
Hajmi1.16 Mb.
#1400306
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   76
Bog'liq
Khaled Hosseini - Bin Muhteşem Güneş

ederiz. Sahip olduğumuz tek şey, bu yeteneğimizdir. Anlıyor musun? Hem okulda sana
gülerler. Alay ederler. Harami derler. Hakkında korkunç şeyler söylerler. Buna göz yumamam.”
Meryem başıyla doğruladı.
“Okul konusu burada kapanmıştır. Sen sahip olduğum tek şeysin. Seni de onlara
kaptırmaya hiç niyetim yok. Bak bana. Okuldan söz etmek yok artık, tamam mı?”
“Mantıklı ol. Hadi ama... madem kız istiyor...” diye başladı Molla Feyzullah.
“Sana gelince, akhund sahip, saygısızlık etmek istemem, ama bu aptalca ikirleri
desteklememen gerektiğini en iyi senin bilmen lazım. Onu gerçekleri düşünüyor, iyiliğini
istiyorsan, kafasına buraya ait olduğunu, yerinin annesinin yanı olduğunu sokarsın. Oralarda
ona göre, ona uygun hiçbir şey yok. Sadece alay, dışlanma ve üzüntü. Bunu çok iyi biliyorum,
akhund sahip, inan biliyorum.”
Meryem kulübe’ye konuk gelmesine bayılıyordu. Köy erbabı ve armağanları, Bibi co ve
sancıyan kalçası, bitmek bilmez dedikoduları ve tabii Molla Feyzullah. Ama kimse, hiç kimse
Celil kadar burnunda tütmez, dört gözle beklenmezdi.
Heyecan, endişe salı akşamından başlardı. Meryem doğru dürüst uyuyamaz, bir iş
meselesinin perşembe günü Celil’in alıkoymasından korkar, onu görmek için ya bir hafta daha
beklemek zorunda kalırsam, diye ödü kopardı. Çarşambaları dışarıda, kulübe’nin etrafında
volta atar, kümese dalgın dalgın tavuk yemi serperdi. Amaçsız yürüyüşlere çıkar, çiçeklerin
taçyapraklarını koparıp koluna konan sivrisineklere vururdu. Sonunda, perşembe gelip
çattığında, sırtını bir duvara verip oturmaktan, gözleri ırmağa mıhlanmış, öylece beklemekten
başka hiçbir şey yapamazdı. Celil geç kalmışsa, içine giderek büyüyen, korkunç bir dehşet
yayılırdı. Dizlerinin bağı çözülür, bir yere kıvrılıp yatması gerekirdi.
Sonra, Nana seslenirdi: “İşte geliyor! Baban! Olanca haşmetiyle.”
Meryem geniş gülümsemeler, candan el sallamalarla, taşlara basarak ırmağı geçen Celil’i
seçince, bir sıçrayışta kalkardı. Nana’nın kendisini gözlediğini, tepkisini ölçtüğünü bilirdi;
fırlayıp koşmamak, eşikte durup beklemek, ağır ağır yaklaşan erkeği seyretmek hep bir çaba
gerektirirdi. Kendini tutar, sabırla beklerdi; çıkarıp tek omzuna attığı ceketiyle, rüzgârda
uçuşan kırmızı kravatıyla, uzun otların arasından geçişini.
Celil düzlüğe girince, ceketini tandır’ın üzerine fırlatır, kollarını iki yana açardı. Meryem
ona doğru yürümeye, sonra koşmaya başlar, babası da onu koltukaltlarından yakalayıp havaya
fırlatırdı. Meryem ciyak ciyak bağırırdı.
Bir an havada kalan Meryem, aşağıya bakınca Celil’in yukarı dönük yüzünü, geniş, çarpık
tebessümünü, âdemelmasını, gamzeli çenesini (tam serçeparmağının ucuna göre, kusursuz
bir cep), çürük ilişlerle dolu bir kentteki en beyaz dişleri görürdü. Kırpılmış bıyığına, hava
nasıl olursa olsun, gelirken mutlaka takım elbise giymesine (favori rengi olan koyu
kahverengi, göğüs cebindeyse bir mendilin beyaz üçgeni), kol düğmelerine, gevşekçe
bağladığı, çoğunluğu kırmızı kravatlarına bayılırdı. Meryem böyle havadayken, kendisini de
görebilirdi, Celil’in kahverengi gözlerindeki yansısını: kabarmış saçlarını, heyecandan
ışıldayan suratını, arkasındaki gökyüzünü.
Nana onu bir gün düşüreceğini söylerdi; elinden kayan Meryem’in yere çarpacağını, bir
yerini kıracağını. Ama Meryem Celil’in onu düşüreceğine hiç inanmadı. Her seferinde,
babasının temiz, manikürlü ellerinin arasına güvenle konacağına inandı.
Dışarıda, gölgede otururlar, Nana onlara çay getirirdi. Celil’le ikisi, tedirgin bir gülümseme,
bir baş hareketiyle selamlaşırdı. Celil, Nana’nın oğlanlara savurduğu taşlara, küfürlerine hiç
değinmezdi.


Arkasından onca atıp tutmasına karşın, Nana, erkeğin yanında sakin, terbiyeli davranırdı.
Saçları mutlaka yıkanmış olurdu. Dişlerini fırçalar, onun onuruna en iyi hicap’ını bağlardı.
Celil’in karşısındaki bir iskemlede, elleri kucağında, sessizce otururdu. Erkeğe doğrudan
bakmaz, kaba, çirkin sözler sarf etmezdi. Güldüğü zaman, çürük dişini saklamak için eliyle
ağzını örterdi.
Ona işlerini sorardı. Karılarını da.
“Bibi co’dan, en küçük karın Nergis’in üçüncü çocuğuna gebe olduğunu duydum,” deyince,
Celil kibarca gülümsedi, başıyla doğruladı.
“Eh. Mutlusundur herhalde,” dedi Nana. “Kaç tane oldular şimdi? On, değil mi? Maşallah.
On muydu?”
Evet, dedi Celil, on.
“Meryem’i de sayarsan, on bir, elbette.”
Daha sonra, erkek gittikten sonra, Meryem’le Nana bu yüzden kavga ettiler. Meryem Celil’i
oyuna getirmekle suçladı annesini.
Nana’yla içilen çayın ardından, baba kız balık tutmak için ırmağa inerdi. Celil ona kamışı
nasıl savuracağını, alabalığı çekerken misinayı makaraya nasıl saracağını öğretti. Bir balığı
temizlemenin en doğru yöntemini, kılçığı tek bir hareketle sıyırıp almayı gösterdi. Oltanın
vurmasını beklerken kıza resimler çizer, kalemi kâğıttan hiç kaldırmadan, tek seferde nasıl il
çizileceğini gösterirdi. Ona şiirler, şarkılar öğretti. Birlikte söylerlerdi:

Download 1.16 Mb.

Do'stlaringiz bilan baham:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   76




Ma'lumotlar bazasi mualliflik huquqi bilan himoyalangan ©fayllar.org 2024
ma'muriyatiga murojaat qiling