Hazirlayanlar


Download 3.42 Mb.
Pdf ko'rish
bet15/41
Sana17.10.2017
Hajmi3.42 Mb.
#18082
1   ...   11   12   13   14   15   16   17   18   ...   41
  olarak bakıldığında, bazı istisnalar hariç tutulacak olursa

Anadolu’daki Ermeniler ile Müslümanlar arasında düşünüş ve yaşayış açı-

sından çok büyük farklılıklar yoktur. Bu da asırlarca aynı devletin çatısı 

altında, kök köy, mahalle mahalle, kapı komşu bir yaşamaktan kaynak-

lanmaktadır. Müslümanlar daha çok devlet idaresinde yer alıp, tarım ve 

hayvancılıkla uğraşırken, onlar ticaret ve sınai alanında faaliyet göstermiş; 

böylelikle bir toplumun birbirini tamamlayan parçaları gibi hareket etmiş-

lerdir.


Nihayet bütün Türkiye tarihi boyunca genel bir gözle bakıldığın-

da, Türklerin gayrimüslimlere ve bu arada Ermenilere yaklaşımını II. 

Mahmud’un bu sözleri özetlemektedir: Ben tebaamın Müslümanını cami-

de, Hıristiyanını kilisede, Musevîsini de havrada fark ederim. Aralarında 

başka güna bir fark yoktur. Cümlesi hakkındaki muhabbet ve adaletim ka-

vidir ve hepsi hakiki evlâdımdır

79



Tarihi açıdan bakıldığında fethedilen ülkelerin insanlarının, hâkim 

milletlerin yönetimi altında kimliklerini koruyamadıkları ve kaybolup git-

75  Bu konuda ve Ermeni harfl eri ile yazılan Türkçe kitapların isimleri için bkz. Metin Ku-

talmış, “Ermenice ve Ermeni Harfl i Türkçe Eserlerin Türk-Ermeni İlişkilerindeki Yeri”, 

Ermeni Araştırmaları I. Türkiye Kongresi Bildirileri, Ankara 2003, s.133.

76  Kankal, a.g.m., s.100; Makas, a.g.m., s.122-125.

77  Bu tür hoşgörü örnekleri ile ilgili bkz. H. Adams Gibbons, Osmanlı  İmparatorluğu’nun 

Kuruluşu, 21. Yüzyıl Yayınları, Ankara 1988, s.67.

78 Mehmet Neşrî, Kitab-ı Cihannüma, Hazırlayan Faik Reşit Unat, TTK Yayınları, Ankara 

1949, C.I, s.159.

79 Reşat Kaynar, Mustafa Reşit Paşa ve Tanzimat, Ankara 1954, s.100.


198

HOŞGÖRÜ TOPLUMUNDA ERMENİLER

tikleri görülür. Oysa Osmanlılar, Bizans ve diğer devletlerin yenik düşen 

insanlarını kültürel yönden asimile etmek ya da köleleştirmek yoluna git-

medikleri gibi, dinlerini değiştirmek için baskı da yapmamışlardı. Eğer 

aksi olsaydı, bugün Ermeni diye bir toplum kalmayacaktı. 



199

Yrd. Doç. Dr. Selahattin DÖĞÜŞ



Kaynakça

Arşiv Kaynakları

Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Tapu Defterleri, Defter No: 154. 

Ankara Şer’iye Sicilleri, Defter No: 1.

Tetkik Eserler 

Ahmet Efl âkî,  Arifl erin  Menkıbeleri, Çeviren T. Yazıcı, C.I-II, MEB Yayınları, 

İstanbul 1989.

Akdağ, Mustafa, Türkiye’nin İktisadî ve İçtimaî Tarihi, C.I, Cem Yayını,  İstanbul 

1977.

Âşıkpaşazade, Âşıkpaşazade Tarihi, Ali Beğ Neşri, Matbaa-yı Amire, İstanbul 1332. 



Âşıkpaşa, Garipname, Hazırlayan Kemal Yavuz, TDK Yayınları, Ankara 2001.

Balıvet, Michel, Şeyh Bedreddin Tasavvuf ve İsyan, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 

İstanbul 2002.

__________, Ortaçağda Türkler, Çeviren Ela Güntekin, Alkım Yayını,  İstanbul 

2005.

Bayram, Mikail, Ahi Evren ve Ahi Teşkilâtı’nın Kuruluşu, Konya 1991.



Bozkurt, Gülnihal, Gayrimüslim Osmanlı Vatandaşlarının Hukukî Durumu, TTK 

Yayınları Ankara 1989.

Cahen, Claude, Osmanlılardan Önce Anadolu’da Türkler, E Yayınları, İstanbul 1994. 

Divitçioğlu, Sencer, Osmanlı Beyliği’nin Kuruluşu, Eren Yayını, İstanbul 1996.

Döğüş, Selahattin, Osmanlı Devleti’nin Doğuşunda Sosyal Kuruluşlar, Basılmamış 

Doktora Tezi, Erciyes Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kayseri 

1999.

__________, Kayseri’nin 25 Numaralı  Şer’iye Sicili, Basılmamış Yüksek Lisans 



Tezi, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kayseri 1994.

__________, “Maraş  Şer’iye Sicillerine Göre Şehirde Müslüman-Gayrimüslim 

(Ermeni) Münasebetleri”, Kahramanmaraş’ta Ermeni Sorunu 

Sempozyumu, Kahramanmaraş Sütçüimam Üniversitesi Yayınları, 

Kahramanmaraş 2002. 

Ercan, Yavuz, Osmanlı Yönetiminde Gayrimüslimler, Turhan Kitabevi, Ankara 

2001.

__________, Kudüs Ermeni Patrikhanesi, TTK Yayınları, Ankara 1987. 



__________, “Türkiye’de Gayrimüslimler”, Belleten, 1983. 

__________, “Türkiye’de XV ve XVI.Yüzyıllarda Gayrimüslimlerin Hukukî, İçtimaî 

ve İktisadî Durumu”, Belleten, C.XLVII, S. 188, 1983.

Eren,  İsmail, “Hamidiye Kreşevlankoviç ve Eseri”, İstanbul Üniversitesi İktisat 

Fakültesi Mecmuası, C.17, İstanbul 1960. 

Ersan, Metin, “Selçuklular Döneminde Türk-Ermeni İlişkileri”, Dünden Bugüne 

Türk-Ermeni İlişkileri, Nobel Yayınları, Ankara 2003. 

Eryılmaz, Bilal, Osmanlı Devleti’nde Gayrimüslimlerin Yönetimi, İzmir 1988.



200

HOŞGÖRÜ TOPLUMUNDA ERMENİLER

__________, Osmanlı Devleti’nde Millet Sistemi, Ağaç Yayınları, İstanbul 1992.

Füruzanfer, Bediüzzaman, Mevlâna Celaleddin, Çeviren F. N. Uzluk, MEB Yayınları, 

İstanbul 1963.

Gibbons, H. Adams, Osmanlı  İmparatorluğu’nun Kuruluşu, 21. Yüzyıl Yayınları, 

Ankara 1988. 

Gölpınarlı, Abdülbaki, Mevlâna’dan Sonra Mevlevîlik, İnkılap Kitabevi, İstanbul 

1983.

__________, Yunus Emre, Altın Kitaplar Yayınevi, İstanbul 1991.



Gregory Ebu’l-Farac, Tarih, Çeviren Ö. R. Doğrul, C.I, Ankara 1945.

Hinz, W., Uzun Hasan ve Şeyh Cüneyd, Çeviren T. Bıyıklıoğlu, Ankara 1948.

İbn Bibî, El-Evamiru’l-Alaiye Fi’l-Umuri’l-Ala’iye (Selçukname), C.I-II, Hazırlayan 

M. Öztürk, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1996. 

İnalcık, Halil, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu Klasik Çağ (1300-1600), Yapı 

Kredi Yayınları, Ankara 2003.

__________, Doğu Batı (Makaleler I), Cantekin Matbaacılık, Ankara 2005. 

Kankal, Ahmet, “Ermeni Öykülerine Göre Osmanlı Türk Toplumunda Ermeniler”, 

Ermeni Araştırmaları I. Türkiye Kongresi Bildirileri, III. Cilt, ASAM, 

Ankara 2003. 

Kaymaz, Nejat, “Anadolu Selçuklularının İnhitatında İdare Mekânizmasının Rolü”, 

TAD, C.II.

Kaynar, Reşat, Mustafa Reşit Paşa ve Tanzimat, Ankara 1954. 

Köprülü, Mehmet Fuat, Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu, TTK Yayınları, Ankara 

1999.

__________, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıfl ar, TDİB Yayınları, Ankara 1993. 



Kutalmış, Metin, “Ermenice ve Ermeni Harfl i  Türkçe  Eserlerin  Türk-Ermeni 

İlişkilerindeki Yeri”, Ermeni Araştırmaları I.Türkiye Kongresi 

Bildirileri, Ankara 2003. 

Linder, R. Paul, Ortaçağ Anadolu’sunda Göçebeler ve Osmanlılar, Çeviren M. Günay, 

İmge Kitabevi, Ankara 2000.

Makas, Zeynelabidin, “Türk Halk Hikâyelerine Ermenilerin Bakış Açıları”, Ermeni 

Araştırmaları I. Türkiye Kongresi Bildirileri, III. Cilt, Ankara 2003. 

Mehmet Neşrî, Kitab-ı Cihannüma, Hazırlayan Faik Reşit Unat, C.I, TTK Yayınları, 

Ankara 1949.

Ortaylı, İlber, Osmanlı Barışı, Ufuk Kitap, İstanbul 2004.

__________, Osmanlıyı Yeniden Keşfetmek, Timaş Yayınları, İstanbul 2006.

__________, Osmanlı İmparatorluğu’nda İktisadî ve Sosyal Değişim (Makaleler I), 

Turhan Kitabevi, Ankara 2000.

Simavna Kadısıoğlu  Şeyh Bedreddin Menakıbı, Hazırlayan A. Gölpınarlı, Eti 

Yayınları, İstanbul 1967.

Sümer, Faruk, “Çukurova Tarihine Dair Araştırmalar”, Tarih Araştırmaları Dergisi, 

C.I, 1963.

Şimşir, Bilal, Osmanlı Ermenileri, Ankara 1986.

Temir, Ahmet, Kırşehir Emiri Cacaoğlu Nureddin’in 1272 Tarihli Arapça-Moğolca 

Vakfi yesi, TTK Yayını, Ankara 1989. 



201

Yrd. Doç. Dr. Selahattin DÖĞÜŞ

Turan, Osman, Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi, Nakışlar Yayınları, İstanbul 

1980.


__________, Selçuklular Zamanında Türkiye, Turan Neşriyat, İstanbul 1971.

__________, Selçuklular Tarihi ve Türk-İslâm Medeniyeti, Ankara 1965. 

Urfalı Mateus, Vakâyiname ve Zeyl, Çeviren H. Andresyan, Ankara 1962.

Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Osmanlı Tarihi, C.I, TTK Yayınları, Ankara 1988.

Wittek, Paul, Menteşe Beyliği, Çeviren Orhan Şaik Gökyay, TTK Yayınları, Ankara 

1999.


Yunus Emre, Risalet-i Nushiyye ve Divan, Editör A. Gölpınarlı, İstanbul 1965.

KAYSERİ BÖLGESİNDEKİ TÜRKLER VE ERMENİLERİN 

SOSYO-KÜLTÜREL ETKİLEŞİM VE DAYANIŞMASININ 

SÖZLÜ TARİH YÖNTEMİYLE DEĞERLENDİRİLMESİ 

(KAYSERİ ÖRNEĞİ)

Doç. Dr. Selma YEL*

Orhan Gazi DEMİRTAŞ**

*Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi; E-mail: selmayel@gazi.edu.tr; Tel: 0 312 212 64 70-3802

**Avukat; E-mail: gdemirtas@mynet.com; Tel: 0 312 222 84 83



Özet

Bu çalışmada Ermenilerin ve Türklerin yüzlerce yıl birlikte 

dostluk ve hoşgörü içerisinde yaşamalarının sonucunda 

oluşan kültürel etkileşimi, dostluğu ve dayanışmayı sözlü 

tarih yöntemi kullanarak hali hazırda yaşamakta olan kişi-

lerin ya bizzat kendi gözlemleri ya da önceki nesillerden 

aktarım yoluyla derleme yoluna gidilmiştir. Bu amaçla Yu-

karı Talas mahallesinde ikâmet etmekte olan 82 yaşındaki 

Karnik Teke, 75 yaşındaki eşi Viyanüş Teke, Surp Krikor Lus-

voriç Gregorian Ermeni Kilisesi yönetim kurulu başkanı 65 

yaşındaki Atik Erkuyumcu’yla görüşülmüştür. Bu görüşme-

lerden elde edilen bilgiler maddî kanıtlarla desteklenmiş-

tir. Aynı sözlü tarih yöntemi uyarınca Kayseri Barosu’na ka-

yıtlı ve Talas’ta ikâmet etmekte olan Avukat Ali Demirtaş’ın, 

95 yaşında vefat eden babası Gazi Demirtaş’tan dinlemiş 

olduğu Talas Ermenileri ve Türkleri arasındaki ortak sos-

yal yaşama dair bazı anılar nakledilecektir. Aynı şekilde şu 

anda 85 yaşında olan Ayşe Demirtaş’ın anılarına da yer ve-

rilecektir. Araştırmamıza konu olan hususlar şunlardır: 

Ortak yemek kültürü; ortak gelenek, görenek ve sosyal 

hayattaki benzerlikler; ortak yaşamda dostluğa, paylaşıma 

dair anekdotlar; Tehcirde Türk aileleri tarafından hima-

ye edilmiş Ermeni aileler ve çocuklar ve bugün Talas ve 

Kayseri’de yaşamakta olan Ermenilerden Karnik Teke, Atik 

Erkuyumcu ve ulaşılacak diğer kişilerin Ermeni meselesine 

bakış açıları üstünde durulacaktır. 

Bu çalışma ile geçmişten günümüze Ermeni ve Türkler 

arasındaki maddî ve manevî paylaşım değerlerini bir neb-

ze de olsa tanık ifadeler ve kanıtlarla ortaya koyarak gü-

nümüz Türkiye Ermenileri ve Türkler arasında Cumhuriyet 

dönemi ile birlikte yeniden tesis edilmeye başlanmış olan 

dostluğa ve kardeşçe yaşamaya katkı sağlamak amaçlan-

mıştır.


205

Doç. Dr. Selma YEL / Orhan Gazi DEMİRTAŞ



Giriş

1960 Ankara doğumlu olmama rağmen çocukluğum, ilk gençliğim 

Kayseri’de geçti. Evimiz hali hazırda ibadete açık tek kilise olan Surp Kri-

kor Lusvoriç Gregorian Ermeni Kilisesi’nin çok yakınında olan Cafer Bey 

mahallesi, Etlikçi sokaktaydı

1

. Bundan dolayı da 1960’lı yıllarda çok az sa-



yıda kalmış olan şehirdeki Ermeni aileler ile komşuluk, arkadaşlık ve dost-

luk ilişkileri içinde yaşandığına şahit oldum. Çocukluk arkadaşım Marnik 

(Marne)’ti. Ablaları Çiçek ve Üstüyan, anneleri Topal Maryam (Meryem); 

annemin, yengemin, halalarımın arkadaşlarıydı. Bu durum 1966-1967’lere 

kadar devam etti. Hatırladığım kadarıyla çok yakındık. Çok sık evlerine 

giderdim, onlar da bize gelirlerdi. Oyun grubumuzun lideri Marnik’ti. Çok 

güçlü bir karakterdi, lider oydu, o ne isterse onu oynardık. Bazen kırılır kü-

serdik. Ama asla onun bizden farklı bir dine mensup olduğunu düşünmez 

ve bunu vurgulamazdık. Annemlerin de onlara karşı önyargılı olduklarını 

hiç görmedim. 

Marnik ve ailesi 1967’de İstanbul’a taşındılar, çok üzüldük, ağlayarak 

ayrıldık. 1973 yılında evin büyük kızı Üstüyan, annemi ziyarete geldiğinde 

nasıl hasret ve gözyaşıyla kucaklaşmışlardı? Bugün gibi hatırlarım. Sonraki 

yıllarda, biz o mahalleden taşındık, ama ne zaman terziye ihtiyacımız olsa, 

yine Toros Teyze’nin gelinine, eski mahallemize giderdik. Toros Teyze’nin 

1  Bu sokak, Hüsamettin Çetinbulut’un Kayseri Belediye Başkanlığı yaptığı yıllarda (1980’li 

yıllar) başlattığı geniş çaplı imar ve iskân politikaları sonucunda yıkılarak, üzerine geniş bir 

cadde yapılmıştır. 



206

HOŞGÖRÜ TOPLUMUNDA ERMENİLER

yaşını hatırlamıyorum, ama çok yaşlıydı. Yalnız  şunu iyi biliyorum, 

1979’da mahallede kalan tek Ermeni aileydiler. İki torunu İstanbul’da ya-

tılı okuyordu. Toros Teyze’nin hiç görmediğim oğlu Beyrut’ta çalışıyordu, 

ya da bize öyle söylüyorlardı. Sadece gelin ve kayınvalide Kayseri’deydi. 

Toros Teyze’nin klasik Kayserili kayınvalideler gibi gelinini çekiştirirken 

söylediği şu sözü hiç unutamam.



Sırf beni deli etmek için mama diyor. Ben, böyle söyleme, anne de 

diyorum dinletemiyorum. 

Gelin hanımın adını hatırlamıyorum ama çok güler yüzlüydü. Bu çe-

kiştirmeyi duyar, ama istifi ni bozmadan yine mama demeye devam ederdi. 

Ben üniversitedeyken, onların da Beyrut’a taşındıklarını duydum. Sonra-

dan, Ermeni ailelerin çocuklarının İstanbul’daki yatılı okullarda eğitildiği-

ni öğrendim. Beyrut ve Lübnan ise ASALA terör örgütünden dolayı hiç de 

iyi şeyler hatırlatmayacaktı. Ama her zaman çocukluk arkadaşımı ve kom-

şularımızı düşündüğümde içimde hep aynı sızıyı hissedecek

,

 kulaklarımda 



da yengemin sözlerini duyacaktım.

Hiç gâvur gibi değildi, bu gâvurlar

Bu sempozyumda ve yakın zamanlarda yapılmış ve yapılacak diğer 

bilimsel çalışmalarda, sanırım artık bu sorunun da cevabı verilmeye çalışı-

lacak. Kültür, örf, âdet olarak Türklere bu denli benzer yaşantı içinde olan 

başka gayrimüslim unsur var mı? Bu benzerlik nereden kaynaklanıyor ve 

nasıl teşekkül etmiş

2



Yazılı tarihe göre 1071’den ibaren beraber yaşamaya başladığımız Er-



menilerle aramızdaki benzerlikleri tespit hususunda sözlü tarih yöntemi 

ile araştırma yaptık. Bazen hadiselerin tanıklarından, bazen de nakledilen 

kişi/kişilerden Kayseri, Talas, Develi ve Ekrek Ermenilerine dair bilgi ala-

rak, ortak yaşamın sırlarını bulmaya çalıştık. Ümit ediyoruz ki, az miktar-

da da olsa bu hususta başarılı olabilelim.

2  Bu hususta Abdurrahman Küçük kapsamlı bir eser ortaya koymuştur. Daha detaylı bilgi 

için bkz. Küçük, Ermeni Kilisesi ve Türkler, 2. Baskı, Ankara 2003; Ramazan Adıbelli, 

“19-20. Yüzyılda Kayseri ve Civarında Hristiyan Gruplar’’, IV.Kayseri ve Yöresi Tarih 

Sempozyumu Bildirileri (10-11 Nisan 2003), Kayseri 2003, s.8. Bu benzerliği şu ifade de 

teyit etmektedir. Kayseri nüfusunun Müslüman-Ermeni, Ermeni-Katolik, Ermeni-Protestan 

ve Rumlardan oluştuğunu bildiren Şemsettin Sami, bunların (…) cümlesi lisan-i Türkî ile 

mütekellimdir ve sima ve ahlâk ve âdetçe bir farkları yoktur demektedir. 



207

Doç. Dr. Selma YEL / Orhan Gazi DEMİRTAŞ

Birçok kaynakta da ifade edildiği üzere, Kayseri hiçbir zaman sözde 

Ermenistan sınırları içinde gösterilmemiştir

3

. Fakat Birinci Dünya Savaşı 



esnasında, Kayseri’de de ciddi bir Ermeni cemaatinin varlığı bilinen bir 

gerçektir. Bizzat Türkiye Ermeni Patrikhanesi’nin yayınlamış olduğu eser-

de, 1890’lı yıllarda Kayseri sancağının genel nüfusu şöyle verilmektedir; 

-Müslüman  

136 590

-Ermeni Gregorian  



43 318

-Ermeni Katolik  

1 575

-Ermeni Protestan 



1 800

-Rum Ortodoks  

25 449

-Toplam  



208 732

4

1914 resmî devlet istatistiklerinde Kayseri genel Müslüman nüfusu 184 



292 olarak verilirken, Ermeni Nüfusu 50 174, Rum nüfus ise 26 590’dır

5



Kayseri Ermenileri tehcirde Malatya üzerinden Musul ve Halep civarına 

sevk edilmişlerdir. 31 Aralık 1918’de çıkarılan kanun ile de geri dönme-

lerine müsaade edildiğini görmekteyiz

6

. Bu kanun dahilinde kaç Ermeni-



nin yeniden Kayseri’ye döndüğünü tespit etmek mümkün değildir. Ancak, 

mütareke ile aslen Kayserili olmayanların da bölgeye yerleştikleri bilin-

mektedir

7

. Fakat hemen sonrasında bu defa kendi istekleri ile Kayseri’den 



3  Bu hususta detaylı bilgi için bkz. Ramazan Tosun, Kayseri’de Ermeni Olayları, Kayseri 

1997. 


4  Kayseri ve Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi, Türkiye Ermeni Patrikliği, İstanbul 1986, s.27; 

Salih Özkan, “Kayseri ve Yöresinde Azınlık ve Yabancı Okulları” II. Kayseri ve Yöresi 

Tarih Sempozyumu Bildirileri (16-17 Nisan 1988), Kayseri 1988, s.359. 1308-1309 Tarih-

li (1890-1891) Ankara vilâyet sâlnamesinde ise Kayseri’nin nüfusu şöyle verilmektedir; 



Kayseriya şehri 49 498 nüfusa şamil olup, bunun 31 252’si İslâm, 2 419’u Rum, 14 082’si 

Ermeni ve 813’ü Katolik, 921’i Protestan milletlerinden ibarettir. 

5 Süleyman 

Beyoğlu, “1914-1922 Yıllarında Kayseri’de Yaşanan Bazı Sıkıntılar”, II. Kayseri 

ve Yöresi Tarih Sempozyumu Bildirileri (16-17 Nisan 1988), Kayseri 1988, s.85; Ali Güler, 

“Kayseri’de Demografi k Durum (1831-1914), III.Kayseri ve Yöresi Tarih Sempozyumu 

Bildirileri (06-07 Nisan 2000), Kayseri 2000, s.208-209. İlgili kaynakta da aynı rakamlar 

verilmektedir. Birinci Dünya Savaşı esnasında Kayseri’den 45 036 Gregorian Ermeninin 

tehcir edildiği görülmektedir. 4 911 kişi tehcir dışı bırakılmıştır. Bu hususta geniş bilgi için 

bkz. Yusuf Halaçoğlu, Ermeni Tehciri, 4. Baskı, İstanbul 2004, s.96; Tosun, a.g.e., s.24-

25.


6 Halaçoğlu, a.g.e., s.76-104; Tosun, a.g.e.,s.82-83.

7  Bunu bizzat Arsak Albayacıyan teyit etmektedir. Bkz; Kayseri ve Surp Krikor Lusavoriç 

s.37


208

HOŞGÖRÜ TOPLUMUNDA ERMENİLER

ayrılmaya başlarlar. İstikâmet Çukurova, ya da İstanbul’dur. 27 Eylül 1919 

tarihli Fransız Yüksek Komiserliği’nden Dışişleri Bakanı Pichon’a giden 

raporda, bu göçle ilgili detaylı bilgi verilmekte olup, Kayseri Katolik pis-

koposunun bölge Ermenilerini göçe teşvik ettiği belirtilmektedir

8

. Lozan 


Antlaşması sonrasında Ermeni Patrikhanesi’nin de bu yönde takip ettiği 

politikalar sonucu, bütün Anadolu’daki Ermeniler, İstanbul’a göç etme-

ye başlarken, Kayseri de bundan nasibini almıştır. Arşak Alboyacıyan’a 

göre;


1924’te Kayseri’de 2653 Ermeni yaşamakta olup, bunun da ancak ya-

rısı Kayserilidir. 1932’de bu sayı 1600’e inmiştir. Bunun da yine ancak 

554’ü Kayserilidir

9

.



Geçen yıllarla birlikte nüfus sürekli azalmıştır. 21 Ekim 1945’te ya-

pılan genel nüfus sayımında Kayseri’de anadiline göre Ermeni olduğunu 

söyleyen 136 erkek, 165 de kadın bulunmaktadır

10

. Mezheplerine göre tas-



nif yapıldığında Gregorian olan erkek nüfus 40, kadın nüfus ise 45’tir

11



1960’larda, 800 civarında görünen nüfus, hızlı bir göç sonucunda bugün 

12 kişiye düşmüştür

12

.

Araştırmamıza kaynak kişi olan Karnik Teke cemaatin en yaşlı üyele-



rinden birisi olup 1928’de Talas’ta doğmuştur. Kendi ifadesi ile Talas’taki 

hayatları ve komşuları ile ilişkileri şöyledir;



Besicilik yapardık, Kayseri’deki kasaplara verirdik. 1-2 hafta sonra 

eksiksiz parayı verirlerdi. Ermeni hakkı yenmez, günahtır derlerdi. Şimdi 

böyle insanlar kalmadı, dolandırıcılık arttı. Besi alır, hemen arkasından 

parayı getirirlerdi

13

. Bir defasında 100 lira fazla ödeme yapıldı. Parayı 

8  Tosun, a.g.e., s.86-87.

9  Kayseri ve Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi, s.37. 1937’de Kayseri’yi ziyaret eden E. H. 

King, Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi’nin ibadete açık tek kilise olduğundan bahisle, cema-

atin giderek daha da azalması halinde, kilisenin kapanıp, yıkılacağını iddia etmektedir ki, 

bugün bu kilisenin halâ ibadete açık olması sanırım en iyi cevaptır. Bkz. “Kayseri Surp Kri-

kor Lusavoriç Kilisesi”, www.virtualani.freeserve.co.uk (08.04.2006 tarihinde indirildi)

10  21 Ekim 1945 Genel Nüfus Sayımı, Başbakanlık İstatistik Genel Müdürlüğü, Ankara 1949, 

s.101. Bunlardan bir çoğunun tehcirde doğmuş olduğunu doğum yerlerinden çıkarabilmek-

teyiz. Doğum yeri olarak Irak, Suriye ve Mısır’ı gösterenler vardır. Elbette ki tehcirde, 

Mısır’a Ermeni gönderilmemiştir. Başka nedenden dolayı buradan da Kayseri’ye gelenler 

olması mümkündür.

11  21 Ekim 1945 Genel Nüfus Sayımı, s.25.

12  Kayseri ve Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi, s.37.

13  Karnik Teke, bunun için Erzurum’dan besi getirdiklerini söylüyor. Ali Tuzcu da bunu doğ-

rulayarak, pastırma, sucuk yapımı için gerekli eti, Kayseri ve çevresinden temin edemeyen 



üreticiler her sene Erzurum, Kars ve Sivas yöresinden 50 000-60 000 adet manda ve sığırı 

209

Doç. Dr. Selma YEL / Orhan Gazi DEMİRTAŞ



aracı olan Şaban Ağa’ya iade ettik. O da koyunları sattığı şahsa parayı 

vermiş.

Adam bize şöyle bir pusula göndermişti. ‘Allah gönlünüzden ırak etme-

sin, sen de bu istikâmet oldukça, Allah seni bu doğruluktan alı koymasın.’ 

Karnik Teke, konuşmasında sıkça tekrarladığı üzere yine yineliyor, öyle 

dürüst adamlar vardı eskiden, sahtekârlık yok idi. Şimdi yok onlar. Aynı 

zamanda inşallahsız konuşmuyor ve akıcı bir Kayseri şivesi kullanıyor. Kız 

ya da oğlan everenler, gelip bizden borç alırlardı, güzün harman sonunda 

da borçlarını öderlerdi. Hiç vermeyen olmazdı, biz de faiz almazdık

14

. 



 Kadir Kolsuz, 1944 Talas doğumlu ve İstanbul Üniversitesi Yüksek 

Gazetecilik Okulu mezunu. Hali hazırda Talas, Tablakaya mahallesinde 

oturuyor. 1949’dan itibaren Talas’ın sosyal hayatını çok iyi hatırlıyor

15

.



50, 100 aile vardı. Yukarı Talas’ta Peni ve Panos arkadaşlarımdı. İl-

kokulu beraber okuduk. Amerikan Koleji’ne süt götürürdüm. Mr. Wilson 

okul müdürü idi. Biz Ermeni çocuklarla Talas Merkez İlkokulu’nda karışık 

okurduk, oradan mezun olduk. Fakat Peni ve Panos koleje kabul edilirken 

benim müracaatım, Türkçe’yi yeterli bilmiyor gerekçesiyle reddedildi. Za-

ten, Ermeni çocuklar ya burada koleje ya da Tarsus ve İstanbul’a giderler-

di

16

. Fakir olduğum ve okulun aidatlarını ödemede zorlanacağım için mi, 



yoksa gerçekten Türkçe’yi yeterince kullanamadığım için mi koleje kabul 

edilmedim? Fakat bunu kendime hep sordum, Peni ve Panos benden daha 

mı iyi Türkçe konuşuyorlardı diye.

satın alırlardı demektedir. Geniş bilgi için bkz. Ali Tuzcu, “19. Yüzyıl Başlarından 20. 

Yüzyılın İlk Çeyreğine Seyyahların Gözüyle ve Konsolosluk Raporlarında Kayseri’nin İk-

tisadî Yapısı”, III. Kayseri ve Yöresi Tarih Sempozyumu Bildirileri (06-07 Nisan 2000), 

Kayseri 2000, s.540-542.

14 Vacit İmamoğlu, “20. Yüzyılın  İlk Yarısında Kayseri Kenti: Fizikî Çevre ve Yaşam”, I. 

Kayseri ve Yöresi Tarih Sempozyumu Bildirileri (11-12 Nisan 1996), Kayseri 2000, s.123; 



20. yüzyılın ilk yarısında Kayseri’deki aileler, bir tür kendi kendine yeten ekonomi içinde 

yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Bağ ve bahçelerin yaygın kullanımı, köylerde yakın ilişki, 

ailelerin sahip olduğu evcil hayvanlar bu tür ekonominin birkaç belirtisidir. Müslümanlar 

toprak sahibi veya tüccardırlar. Rumlar da ticaretle özellikle Avrupa ile yapılan ticaretle 

uğraşırlardı. Hizmet sektörü ve kuyumculuk, marangozluk, terzilik, kavafl ık, halıcılık ve 

pastırmacılık gibi el sanatları çoğunlukla Ermeniler’in elindeydi. Bu ifadeden de anlaşı-

labileceği gibi hayvancılık ve buna bağlı gelişme gösteren pastırma imalatında söz sahibi 

olan Ermenilerdir. 

15  Hüseyin Cömert, “19. Yüzyıl Vergi Kayıtlarında Talas”, III. Kayseri ve Yöresi Tarih Sem-

pozyumu Bildirileri (06-07 Nisan 2000), Kayseri 2000, s.98. 1880 yılına ait arazi ve bina 

kayıt defterlerine göre Talas’ta Tablakaya caddesi mevcuttur. 

16  Kadir Kolsuz’un kolej ve tehcir uygulaması ile ilgili anıları oldukça geniş yer tuttuğu için 

buraya alınmamıştır. 



210

HOŞGÖRÜ TOPLUMUNDA ERMENİLER

Bu ifadelerden de anlaşılacağı üzere görünüşte dostluk ve arkadaşlık 

olmakla birlikte, uygulamada haksızlığa uğradığını düşünenler de vardır. 

Fakat Kadir Kolsuz’un anıları hep böyle olumsuz değildir. Bilhassa da 

daha sonraki anlattıkları büyük ölçüde Karnik Teke’yi doğrulamaktadır.



Talas’ta yaşayan Ermenilerin ekserisi bedel ödeyerek askere gitme-

mişlerdir. Karnik Bey’in babası ve kayınpederi gitmiş olabilir. Karnik Bey 

ve babası, bizim tarla ortağımızdır. Tarla, Balıkçıoğlu deresinde Yukarı 

Talas’taydı. Büyük bir tarlaydı. Buraya beraberce burçak ekiyorduk. Kar-

nik Bey’in babası Sarkis

17

 ya da halk arasındaki adıyla Zımbat Ağa, tar-

laya bize yemek getirirdi. Yemekleri, özellikle de keteleri çok güzel olurdu. 

Evimizin et ve kuyruk yağı ihtiyacını onlar karşılar, biz de onlara ihtiyaç-

ları olan arpa, burçak vb. yem gönderirdik. Çünkü ortaktık. Her şeyi fazla 

fazla gönderirlerdi. Asla ortaklığı suistimal etmediler, biz de etmedik. Ama 

önyargı yine de vardı. 

Babam bir gün bir yük karpuz gönderdi Zımbat Ağanın evine. Kapıyı 

Karnik Bey’in yeni evlendiği eşi Siyonüş (Meryem) açtı. Bu esnada Zımbat 

Ağa’nın ‘Allah, Allah’ diye bağırmalarını duydum. Dönüşümde babama 

çıkışarak ‘adama gâvur, gâvur diyorsunuz, ama adam Allah diye bağırı-

yor’ dedim. Babam, ‘oğlum Allah hepimizin Allahı’ dedi

18



Kadir Kolsuz’un hatıralarında Talaslı Ermeniler ve Amerikan Koleji 

oldukça önemli yer tutuyor. Türklerden kimse çift demiri yapamazdı, onlar 



yaparlardı diyor. 

Hali hazırda Kayseri Barosu avukatlarından olan 1946 Talas doğumlu 

Ali Demirtaş da, 1915 doğumlu babası Gazi Demirtaş’tan duyduğu kada-

rıyla, Talas’taki binaların çatılarını her zaman Ermenilerin onardığını söy-

lüyor. Talas’ın zenginleri onlardı; ayakkabıcılık, marangozluk, sarrafl ık, 

dokumacılık, cehri yetiştiriciliği bunların elindeydi diyor. Kadir Kolsuz. 

Talas’ta cehri tarlaları vardı, özel yetiştirip satarlardı. Ayrıca ihracat ürü-

nü olarak kullanırlardı diye de ilâve ediyor

19

. Ticaretin bu denli yaygın 



17  Cömert, a.g.m., s.88. Serkis isminin yazılışını bu şekilde vermekle birlikte kaynak kişileri-

mizin tamamı Sarkis olarak telaffuz ettikleri için bu şekilde alınmıştır.

18  Belki de çağlar boyunca bütün kutsal dinler arasındaki çatışmanın sebebini bu küçük hadise 

açıkça gösteriyor. 

19  Cehri, kök boya imalâtında kullanılıyor. Tosun, a.g.e., s.37. Kayseri’de üretilmekte olan 

Bünyan halılarının motifl erinin  yansıtılmasında renk çok önemlidir. Bkz. www.evdose.

com/tur/zemin/hali/zemhal 0055.html (10.04.2006 da indirildi). 

 

Mehmet Somuncu, “Cehri Üretimi ve Ticaretinin 19. Yüzyılda Önemi”, Erciyes Üniver-



sitesi İktisadî ve İdarî Bilimler Fakültesi Dergisi, Sayı 22, Ocak-Haziran 2004, s.99-125. 

Meyvesi boya hammaddesi olarak kullanılan cehri bitkisi, XIX. yüzyılda Anadolu’da yay-



211

Doç. Dr. Selma YEL / Orhan Gazi DEMİRTAŞ

olduğu bir yerde doğal olarak zengin ve güçlü iş adamları da çıkacaktır. 

Dünyanın en büyük petrol hissedarlarından olan Gülbenkyan, Talaslı olup 

Siyanüş Teke’nin dayı diye hitap ettiği söyleniyor

20



Kadir Kolsuz, Yukarı Talas’ta büyük bir çarşı olduğunu, buradaki dük-

kânlardaki mal çeşitliliğinin Kayseri’de olmadığını söylüyor. Gerçekten 

Nahit Sırrı Örik de Kayseri ile ilgili izlenimlerini aktardıgı eserinde bunu 

doğruluyor. Yukarı Talas’ta oldukça büyük bir çarşıdan söz ederek burada-

ki zengin Rum ve Ermenilere ait konaklara dikkat çekiyor

21

.



Yukarı Talas’ta bulunan bu çarşı şimdi harabe olmuş, eski şaşaası ile 

uzak yakın alâkası yok gibi görünüyor… Bu dükkânlar yok olurken Talas 

ekonomisi de ciddi zarar görmüş. Kadir Kolsuz, çocukluğunda Talas’taki 

bu çarşının Kayseri’de bile olmadığını, aksine oradan Talas’a alışverişe 

gelindiğini söylüyor ki, kaynaklar da bunu doğruluyor

22

.



gın olarak yetiştirilmekteydi. Bitkinin yetişmesi açısından doğal şartların çok uygun oldu-

ğu Kayseri yöresi ise o dönemde Anadolu’da cehrinin en iyi kalitede ve en çok üretildiği 

yöre idi. Üretilen cehrinin bir bölümünün satışı ülke içinde yapılırken, büyük kısmı başta 

İngiltere olmak üzere tekstil endüstrisinin gelişmiş olduğu çeşitli Avrupa ülkelerine uzun 

yıllar ihraç edilmiştir. XIX. yüzyılda üretilip ticareti yapılan cehri, Kayseri halkı için bü-

yük bir gelir kaynağı idi ve bu yönüyle de yöre ekonomisi açısından önemliydi. Cehri, 

XV-XVI. yüzyıllarda Kayseri ve çevresinde Türk, Rum ve Ermeni dokumacılar tarafından 

kullanılmaktaydı. Çeşitli şap, güz taşı, karaboya, yemek tuzu, bikromat gibi mordanların 

katkısıyla yünü sarı-yeşil renklere boyamaktadır. Cehri, çiftçiler tarafından toplandıktan 

sonra Ermeni tüccarlar tarafından alınarak İzmir’e satılmaktaydı. Şehrin çevresinde geniş 

plantasyonlar ve Talas civarında da Ali dağının yamaçlarında cehrilikler bulunmaktaydı. 

Hamilton (1842-1926), bu bitkinin Anadolu’nun büyük bölümünde yabanî halde yetiştiği-

ni, Kayseri bölgesinde ise nereye gidilirse gidilsin bir kültür bitkisi olarak üretildiğini ifade 

etmektedir. Ülkenin yıllık toplam cehri üretiminin 2/3’ünün Kayseri’den karşılandığı ifade 

edilmektedir 1938 Kayseri Ticaret ve Sanayi Odası’nın yayınlamış olduğu verilere göre 

cehri üretimi halen devam etmekle birlikte, üretim miktarında büyük düşüş gözlenmekte-

dir.

20 Nahid Sırrı Örik, Kayseri, Kırşehir, Kastamonu, İstanbul 1955, s.36. Yazar da Talas’tan ih-



racat-ithalât yapıldığını doğruluyor. Erdal Şafak, “Cehennemim Kapısını Aralayan Adam”, 

Sabah 28 Nisan 2006. Kalust Gülbenkyan 1869’da İstanbul Üsküdar’da dünyaya gelmiştir. 

Fakat ailesi Kayseri’nin Talas bölgesindendir. Eğitimini tamamladıktan sonra petrol işine 

girmiştir. 1928’de Irak Petrolrum Company’nin kuruluşu esnasında % 5 hisse almasından 

dolayı Bay % 5 olarak da ünlenmiştir. 1955’te vefat ettiğinde en az 3 milyar dolarlık bir 

servet bırakmıştır ki, bunun da önemli bir bölümünün Ermeni vakıf ve derneklerine aktarıl-

masını sağlamıştır. 

21  Örik, a.g.e., s.37. Avrupa ve İstanbul’a göç etmiş olan zengin Rum ve Ermeniler debdebe 

içinde yazları Talas’a gelir, tatil yaparlarmış. Gülbenkyan’ın Ali dağına yemekler ve çadır-

larla çıktığı söyleniyormuş. 

22  “Talas Tarihi”, www.talasbeldesi.com (30.03.2006’da indirildi); Cömert, a.g.m., s.96. 

Talas’taki işyerleri ve dükkânlar Esvak-ı Sultanî semtinde kayıtlı olup, bu semtteki kayıtlı 

dükkânlar şunlardır: 14 adet çeşitli mağaza, 24 adet bakkal dükkânı, 1 adet ehsab dükkânı, 


212

HOŞGÖRÜ TOPLUMUNDA ERMENİLER

Kayseri Ermenileri ve Türkler ile ilgili hatırlarını derlediğimiz diğer 

kaynak kişilerden birisi olan Atik Erkuyumcu, Surp Krikor Lusavoriç 

Gregorian Ermeni Kilisesi Yönetim Kurulu Başkanı olup, 1936 Kayseri 

doğumludur. 70 yaşında ve Kayseri Lisesi mezunudur. Babası Abraham 

Atonyan Felahiyeli olup, Dede Homparsum, nam-ı diğer Hasan Çavuş, 

Atik Bey’in ifadesiyle Felahiye’de hatırlı bir adam. Tehcire tâbi tutulmu-

yorlar. Aynı şekilde Karnik Teke de ailesinin tehcir dışı olduğunu söylü-

yor. Çünkü babası, seferberlikte 7 yıl askerlik yapmış, dedesi de 30 yıl 

Yukarı Talas’ta muhtarlık yapmış. Fakat yine de tehcir sırasında Atik 

Beyler’in arazisine el konmuş. Yaklaşık 15 yıl önce bu araziler için dava 

açmışlar. Hacılar karakol kumandanı olan Hamdi Keskin, bunların dede-

leri Osmanlıya silâh çekmemişlerdir diye şahitlik yapıyor. Fakat mahkeme 

tamamen lehte gelişirken, Atik Bey vazgeçiyor. Çünkü bu araziler üzeri-

ne Yunanistan’dan gelen mübadiller yerleşmişler ve huzursuz oluyorlar. 

Bu süreçte Felahiye Belediye Başkanı Hacı Kesici, Atik Beyler’e parasal 

olarak destek oluyor. Aynı dönemde, kilisenin müştemilâtında yaşayan ve 

bugün Şahin Sucukları’nın sahibi olan İshak Fazlıoğlu ve oğulları Salih, 

İbrahim Fazlıoğlu ailesinin yanında aşçılık yapan Homes Demir, ailesin-

den geri kalan Hasan dağı civarındaki arazileri geri alıyor

23

.

1948 Kayseri doğumlu 58 yaşındaki Avukat Hamdi N. Göncüer de 



ailesinin uzun yıllar Atik Erkuyumcu’nun ailesi ile ortak olarak besicilik 

yaptıklarını, kimsenin diğerinin hakkını suiistimal etmediğini söylüyor. 

Zaten, çocukları arasındaki halen devam eden sıkı dostluk da bunu doğru-

luyor


24

.

6 adet berber dükkânı, 1 adet zeyvaneci dükkânı, 4 adet terzi dükkânı, 4 adet kuyumcu dük-



kânı, 3 adet dühancı dükkânı, 6 adet kasap dükkânı, 2 adet nalbant dükkânı, 7 adet kundu-

racı dükkânı, 1 adet pençeci dükkânı, 2 adet fırın vb., 187 adet ticarî işyeri bulunmaktadır. 



Esvak, alış-veriş yapılan semt, pazaryeri anlamına gelmektedir. 

23 Tehcir sonrasında isyan etmemiş Ermenilere ait taşınmazların iadesi kararı gereğince bu 

mümkün olabiliyor. 80 yaşlarında 15 yıl önce vefat eden Homes Demir, bekâr olduğu ve 

malını da kiliseye bağışlayamadığı için miras yeniden devlete kalıyor.

24 Bu araştırmayı yaparken özellikle bu ortaklık konuları çok ilgi çekici gelmişti. Daha sonra 

yaptığımız araştırmada Nazmi Toker’in valilik yaptığı dönemde her azınlık mensubu sanat 

erbabının yanına ya muhakkak çırak ya da ortak olarak Müslüman birisini alma zorunluluğu 

getirdiğini öğrendik. Ancak bu uygulamadan sonra bilhassa pastırma imalâtında Türklerin 

de söz sahibi olmaya başlamaları mümkün olabiliyor. Ancak, 19. yüzyıl Kayseri ekonomik 

hayatını anlatan eserlerde birçok Türk-Ermeni iş ortaklıklarına örnekler verilmektedir. Bu 

hususta geniş bilgi için bkz. Şaban Bayrak, “18-19. Yüzyılda Kayseri’nin Ticarî Hinter-

landı”, IV. Kayseri ve Yöresi Tarih Sempozyumu Bildirileri (10-11 Nisan 2003), Kayseri 

2003, s.73-81.


213

Doç. Dr. Selma YEL / Orhan Gazi DEMİRTAŞ

Atik Erkuyumcu, canlı Kayseri tarihi gibi konuşuyor. Hafıza çok güç-

lü, tarihleri net belirtmese de Kayseri sosyal ve ekonomik hayatı ile ilgili 

olarak isimler verebiliyor. Erciyes Üniversitesi, Kayseri Tarih Araştırma-

ları Merkezi uzmanı 1946 Kayseri doğumlu Hüseyin Cömert’in de teyit 

ettiği üzere, özellikle terzilikte Ermeni ustalar büyük söz sahibi gibi görü-

nüyorlar. Atik Erkuyumcu’nun hatırlayabildikleri şunlardır;

- Etlikçi 

Gülbek 


Ağa ve eşi Nazlı Kuyumcu: Meşhur bir terzi dükkâ-

nı olup, işyerleri Yahşiler Hamamı’nın oradaymış.

- Kula 

Bedros: 


İstiklâl İlkokulu’nun orada faaliyette bulunuyormuş. 

Hem erkek, hem de kadın terzisi. 1938 Kayseri doğumlu Şükriye Ünlü de 

sürekli bu terziye gittiğini söylüyor. 

-  Şişman Bedros: Dükkânı yeni yapılan Yahşiler Hamamı’nın ora-

daymış.

- Terzi 


Vahan: 

Bahçebaşı’nda eşiyle çalışıyormuş. 

-  Paris Terzisi: Hem kadın, hem erkek terzisi olan Gazer Usta, şehir-

de en popüler terzilerdenmiş. Valiler ve üst düzey memurlar ona gelirler-

miş.

-  Artin Çiçek: Erkek terzisi olup, babaları Çanakkale gazisidir. Dük-



kânları Kazancılar çarşısındaymış.

- Dede 


Âşık: Erkek terzisidir. Dükkânı Belediye İşhanı’nda bulun-

maktaymış. Ustası ise meşhur Geyingör olup, belki de meşhur terziler için-

de Müslüman olup, çırağı Ermeni olan tek kişidir. 

1938 Kayseri doğumlu Şükriye Ünlü de Bahçebaşı’nda Terzi Güllü’nün 

çıraklığını yapmış. Güllü sonradan Müslüman olmuş. Kayseri’ nin ileri ge-

len aileleri Adem Ağa’nın kızları ve gelinleri de buraya gelirlermiş.

Araştırmayı yapmamda büyük yardımı olan Kayseri Barosu avukatla-

rından Gazi Demirtaş’ın, hali hazırda Talas’ta ikâmet etmekte olan 1916 

doğumlu 90 yaşındaki babaannesi Ayşe Demirtaş da mahallelerinde oturan 

Anjil, Aneyik, Zarih, Armin ve Lucin’den dikiş nakış öğrenmiş. 20 gün 

sürekli evlerine gitmiş. En ufak ayrımcılık görmemiş. Benzeri açıklama-

yı  Şükriye Ünlü de yapıyor. Cafer Bey mahallesinde kiliseye çok yakın 

oturduklarını, komşuları olan Ermeni kızlarından kanaviçe işlemeyi ve 

dantel örmeyi öğrendiğini söylüyor. Hatta Kayseri’de aşmakarna olarak 

ifade edilen hamur işlerinden erişte kesmesini de yine aynı şekilde onların 

öğrettiğini ifade ediyor.



214

HOŞGÖRÜ TOPLUMUNDA ERMENİLER

Atik Erkuyumcu, Kayseri mimarîsinde önemli bir yere sahip olan taş 

işlemeciliğini yapan ustaları da hatırlıyor:

- Setrakmor, 

nam-ı diğer Osman Usta, en meşhurlardan birisi,

-  Serkis Demir, bir diğer taş ustası,

-  Behçet Usta, kilisenin karşısındaki taş ev onun eseri.

Bugün olduğu gibi o dönemlerde de birinci sınıf sucuk, pastırma 

imalâtı yapılıyor. Ohonnes Samsa bunlardan birisi. Martoğulları ve Mesi-

ya Gazeryan da bu işteki diğer imalâtçılar. Göncüler de aynı imalât işinde 

olan Türk menşeli ailelerden. Bu imalâtçılar, o yıllarda kilisenin önündeki 

sokakta sıralanmış dükkânlarda hizmet veriyorlar. 

Demirci ustalarından en meşhuru Çatlı Horen Usta olup, Atik Bey, 

mükemmel bir işçiliği olduğunu ve Kayseri’de çok tanındığını söylüyor. 

Yeri eski sanayideymiş. Birçok çırağı bugün orada faaliyete devam ediyor. 

Bünyanlı Hacı Emmi bunlardan sadece biri.

Karnik Erkuyumcu, (Atik Bey’in üvey amcası) Kayseri’nin en maruf 

sarrafl arından olup, Hacı’nın çırağıdır. Sarraf Hacı Müslümandır, ama anne-

si Ermeni asıllı Gülhanım olup, Müslüman olmuştur. Atik Erkuyumcu’nun 

ifadesine göre, Gülhanım Erkuyumcu’nun babası Kayseri mutasarrıfl ığı 

yapmıştır

25

.

Gerek terzilik, gerek kuyumculuk, demircilik ve taş ustalığında, su-



cuk pastırma imalâtında Ermeniler ve Rumların söz sahibi olduğunu bütün 

kaynak kişilerimiz doğrularken, Karnik Teke’nin bununla ilgili anlattığı 

olay, Müslümanların bu iş alanlarına geç girmesini bir nebze de olsa açık-

lar gibi görünüyor. 



- Talaslı gencin biri kıt kanaat para biriktirip, bir ayakkabı almış. Hoca 

genci çağırıp niye bunu giyiyorsun, gavur malı demiş. Böyle diye diye o 

zamanlar Türkleri geri koydular bacım. Ama şimdi ne adamlar yetişti.

Asırlar boyunca, Türk asker olsun, şehit olsun anlayışının Türkleri 

geri bıraktığını bundan daha güzel açıklayan bir anekdot olabilir mi bil-

miyorum.


25  6 Temmuz 1897’de, Kayseri sancağı mutasarrıfl ığı yardımcılığına Ermeni Hamanuyan 

Agop Efendi, 5 Haziran 1899 tarihinde de Aleksiyan Servet Efendi tayin edilmişlerdir. 

Atik Bey’in kastettiği bunlardan biri olmalıdır. Bkz. Tosun, a.g.e., s.35; Mustafa Keskin, 

Mehmet Metin Hülaga, Geçmişteki İzleriyle Kayseri, Erciyes Üniversitesi Yayını, Kayseri 

2006, s.137. İlgili kaynakta 19. yüzyılda Kayseri’de Müslüman ve gayrimüslim unsurlar 

arasında söz sahibi olunan sanat dalları gösterilmektedir. Bu bilgiler de kaynak kişilerimi-

zin ifadeleri ile uyumludur. 


215

Doç. Dr. Selma YEL / Orhan Gazi DEMİRTAŞ

Atik Erkuyumcu’nun anneannesi evde boğma rakı imal ediyor. Kuru 

üzümden de şarap yapıyor. Atik Bey anneannesinin mükemmel imalâtçı 

olduğunu söylüyor. Anneannesinin adı Diremar, fakat halk arasında çok 

sevildiği için Melek Hanım diye hitap ediliyor. Aynı zamanda halı modeli 

çizerek, uygun şekilde renklerini belirliyor. 

Ermeniler  şarabı genelde zerzemi dedikleri bodrum katlarında imal 

ediyorlar. Buralarda hevenklik üzüm, kavun, karpuz, havuç, gilaburu, tur-

şu saklanıyor.  Şarap da burada yapılıyor. Testilere peynir basılarak, ters 

çevrilip, toprağa gömülüyor. Buna basma çömlek peyniri deniliyor. Şük-

rüye Ünlü, yaklaşık on yıl önce vefat eden kayınvalidesi Hatice Ünlü’nün 

de aynı şekilde meyve sakladığını ve peynir yaptığını söylüyor ve ilâve 

ediyor, o tatlar kalmadı artık.

Atik Erkuyumcu da, Kadir Kolsuz’un anlattıklarını doğruluyor. Cehri 

boyası imalâtı, Ermenilerin kontrolü altındaydı diyor. Hacılar’ın, Kartın 

bölgesinde doğal cehri yetişirmiş. Ermeniler merkeplerle getirip halıcılara 

satarlarmış

26

. Ermeni kadınları aynı zamanda iyi halı ve kilim dokurlarmış. 



Homes Demir, yazları ipek halı imal edermiş. Şükrüye Ünlü de, aynı du-

rumun Türkler arasında da yaygın olduğunu söylüyor, ama bu durum daha 

çok 1950’lerden itibaren söz konusu olmuş. 

Yemek kültürü arasında da büyük benzerlik olduğu, bütün kaynak ki-

şilerimizce doğrulanıyor. Kimin, neyi, kimden aldığını tespit etmek im-

kânsız gibi görünüyor. Ayşe Demirtaş, komşuları Zarih’in Talas Amerikan 

Koleji’nde aşçı olduğunu ve kendilerine kadayıfa benzeyen lezzetli bir 

tatlı ikram ettiğini, koleje süt taşıyan çocuklara da bundan verdiğini söylü-

yor. Pastırma ve sucuk ortak kültür unsuru olarak kabul görüyor. Atik Er-

kuyumcu, kuru et sizden, çemen bizden, birleştirdik, pastırma çıktı diyor. 

Pastırmanın kuru et hali, Orta Asya menşeli, fakat çemen ne zaman, nerede 

ilk olarak kullanılmış tespit etmek zor

27

.

Mantı ve su böreğini her iki kesimde de görüyoruz. Kaynak kişileri-



mizden Kayseri Ekrek köyünden Zakarya Mildanoğlu, 1950 doğumlu olup 

56 yaşında. Ağabeyi Tercan, uzun yıllar Pınarbaşı’nda doktorluk yapmış. 

Eşi Şebinkarahisarlı Müslüman bir aileden geliyor. Baldızının eşi vefat et-

tiğinde, Zakarya Bey’in kızkardeşi cenaze evine çorba, tavuk, pilav ve bir 

26  Tuzcu, a.g.m., s.536-540. Kayseri o yıllarda dış ülkelere yaptığı satımdan en büyük geliri 

cehri, kökboya ve kitreden elde etmekte olup, en fazla satış yaptığı ülkeler ise Hollanda, 

Fransa, İngiltere ve Almanya’dır. Bu ticaret zaman içinde azalsa da 1940’lı yıllara kadar 

devam etmiştir.

27 www.pastırmam.com, türkishtime.org (03. 10.2005 tarihinde indirildi.)


216

HOŞGÖRÜ TOPLUMUNDA ERMENİLER

tencere mantı ile yoğurt getiriyor. Mantı geleneğinin Kayseri dışında da 

devam ettirildiğini buradan anlıyoruz. Kabak, biber dolması, mumbar dol-

ması, yaprak sarması her iki mutfakta da mevcut.

Türkiye’nin çok az bölgesinde bilinen kabak çiçeği dolması da aynı 

şekilde, her iki mutfakta biliniyor. Tatlılardan aside, açma baklava, nevzi-

ne de yine aynı şekilde ortak kültür unsuru olarak uygulanmakta. 

Ermeniler bilhassa keteyi güzel yapıyorlar. Bunu Kadir Kolsuz da, 

Şükrüye Ünlü de doğruluyor. Karnik Teke yine bununla ilgili bir anekdot 

naklediyor. 

-Bir Ermeni, bir Türk, bir Rum bir Ramazan günü Talas’ta çardak 



başına çıkarlar

28

Müslüman mantı, Rum pastırma, Ermeni oğlu da kete 



getirmiş. Onlar yemek yerken, iki kişi üstlerine gelip, orucuz ama deyip 

yemeğe ortak olmuşlar. Daha sonra da, Müslümanın mantısı, Ermeninin 

ketesi, Rumun pastırması, kaypak Müslümanı dinden çıkarır, ifadesi yay-

gınlaşmış. 

Kıssadan hisse çıkarmamız gerekirse, hangi yemeği, hangi milletin 

daha iyi yaptığı da bu şekilde vurgulanmaktadır. Mantı her iki millet ara-

sında çok sevilmekte. Atik Erkuyumcu, Nubar Gülbenkyan’ın halâ telefon 

ederek, Kayseri’den İsviçre’ye uçakla mantı istediğini söylüyor. 

Karnik Teke son derece renkli bir kişilik. Pastırma ile ilgili anlattığı 

bir başka anekdot var ki, Kayseri’de farklı şekillerde ifade ediliyor. 

-Ermeni bakkal bir okka pastırma çaldırmış, dizlerine vurarak dövü-



nürken, bir taraftan da şöyle diyormuş, pastırmanın gittiğine yanmıyorum 

da, ya çalan şimdi kesmeyi de bilmez rezil ederse diye üzülüyorum

29



 Yemek kültürü dışındaki örf âdetler de çok benzeşmektedir. Türkler-

de, İslâmiyet sonrası görücü usûlü yaygınlaşırken, aynı durum Ermeniler-

de de Hıristiyanlık sonrasında geçerli hale dönmüştür. Beşik kertmesi ve 

küçük yaşta evlilikler, her iki toplumda da mevcuttur. Evlenilecek kişinin 

7 göbek yabancı olması esası ise, Ermeni kültüründe geçerlidir

30

.



Karnik Teke, evliliklerde anne ve babanın gelin olacak kızı beğenme-

sinin esas olduğunu ifade etmektedir. Atik Erkuyumcu da benzer açıkla-

malar yapmıştır. Nişanlılar tek başlarına görüşemezlermiş. Bu uygulama 

28  Cömert, a.g.m., s.98. Yine aynı defterde Çardak Başı ismi de geçmektedir. Geçmiş yıllar-

dan itibaren burasının mesire yeri olduğu anlaşılıyor. 

29 Abdullah Satoğlu, Kayseri Pastırmacılığı, Kayseri 1960, s.17’de, aynı olayda bakkalı 

İstanbul’a pastırma götüren bir Türk olarak göstermektedir.

30  Kilise bu kuralı getirmiştir. Bkz. Küçük, a.g.e., s.260.



217

Doç. Dr. Selma YEL / Orhan Gazi DEMİRTAŞ

Şükriye Ünlü’ye göre, her iki toplum için de geçerlidir. Önce söz kesiliyor, 

yani kahve içiliyor, nişan günü belirleniyor. Nişanda takı takılıyor. Aileler, 

durumlarına göre anlaşarak düğün tarihini belirliyorlar. Düğünün başlama-

sına yakın gelinin çeyizi görücüye çıkarılarak, sergi yapılıyor. Düğün de-

vam ederken de çeyiz damat evine gönderiliyor. Kayseri Türk ailelerindeki 

uygulamalar da yakın zamanlara kadar bu şekildedir. Damadın kirvesi ya 

da sağdıcı (Ermenilerde gınka-hayız)

 

düğünü yönettiği gibi, aynı zamanda 



oğlan evinin en büyük söz sahibi oluyor. Bu manevî akrabalık daha sonra 

babadan oğula intikal ederek devam ediyor.

Düğünler büyük sofalarda yapılıp, mahallî olarak klarnet, ud, keman, 

def gibi enstrümanlar çalınıyor. Kadınlar ve erkekler ayrı ayrı oturarak eğ-

leniyorlar. Düğün 3-4 gün sürüyor. Kına gecesi, güvey hamamı ve traşı ile 

gelin hamamı uygulamaları yine her iki toplulukta da icra ediliyor. Gelin 

Pazar günü çıkarılıyor, Türkler Perşembe de alabiliyorlar. Gelinin yolunu 

keserek bahşiş isteme genelde uygulanıyor. Geline kuşak bağlama Ermeni-

lerde yok. Düğünlerde daha çok çorba, pilav, kavurma, su böreği, haşlama 

et, Ermeni ketesi ve baklava ikram ediyorlar.

 Gerdek sonrası, gelinin çarşafı annesine götürülerek, bahşiş ya da he-

diye alınıyor. Bir hafta sonra da gelin görmeye gidiliyor. Bu da her iki 

toplumdaki ortak uygulamalardandır.

Şükrüye Ünlü, düğünlere her iki tarafın da birbirlerini davet ettikle-

rini, hatta kilisedeki nikâh törenine giden Müslüman komşuları olduğunu 

söylüyor.

Gelin mutlaka kayınpederin evine alınıyor. Büyük aile tipi o yıllarda 

her iki toplumda da geçerli gibi görünüyor. Gelin bazen yıllarca konuşma-

yarak gelinlik yapıyor

31

. Bu uygulama, Türkler arasında da geçerliliğini 



yakın zamana kadar muhafaza ediyor. Gelinliğin sona ermesi için müsaade 

verilerek, altın bilezik ya da hediye alınması gerektiğini söyleyen Karnik 

Teke, yine ilginç bir anekdot naklediyor.

Bir Ermeni gelini, 3 yıl gelinlik yapıp konuşmuyor. Bu gelin ahraz 

(dilsiz) diyerek, oğlanı yeniden evlendiriyorlar. Yeni gelen gelin eve girer-

ken, ocaktaki sütün taştığını görerek şöyle diyor;

- Sağır gelin, ahraz gelin, sütün taşıyor savursana; 

Eski gelin ilk defa konuşarak şöyle karşılık veriyor.

31 Bkz. Zeki Arıkan, “Türk-Ermeni Kültür İlişkileri Üzerine”, Bilim ve Aklın Aydınlığında 

Eğitim Dergisi, Nisan 2003, Yıl 4, Sayı 38. 



218

HOŞGÖRÜ TOPLUMUNDA ERMENİLER



-  Geline bak geline, şu gelinin diline, attan inmeden bak şundaki 

dile. 

-  Üç sene oldu ben geleli daha duymadı kimse sesimi

32

.



Uzun yüzyıllar birlikte yaşamanın getirdiği bir zenginlik olsa gerek, 

hem Türk hem de Ermeniler çocuklarının isimlerini koyarken aile büyük-

lerinin isimlerinden seçim yapmaktadırlar. Örneğin Karnik Teke, oğluna 

kendi aile büyüğünün ismini vermiştir. Türklerden farklı olarak, isim koy-

mada vaftizlik uygulaması göze çarpmaktadır. Bu kişi aynı zamanda ma-

nevî büyük baba rolünü de üslenmektedir. 

Loğusalık, albasma, çocuğun kırkını çıkarma her iki toplumda da ha-

len yaşatılan inanç ve geleneklerdendir

33

. Abdurrahman Küçük ise daha 



çok vaftiz töreni üzerinde durmaktadır

34

. Kayseri halkı arasında çocuğun 



kırkını çıkarmaya, banyo ve dualarla hali hazırda devam edilmektedir. 

Aynen Müslüman Türk hanımlarında olduğu gibi Ermeniler arasın-

da da erkekten kaçma (ağız ve yüz kapama) mevcuttur. Yabancı erkeklere 

karşı mesafe vardır. Benzer şekilde erken yaşlarda her iki toplumda da ba-

şörtüsü kullanma vardır. Bunu 1927 Kayseri doğumlu Siyanüş (Meryem) 

Teke’nin hayatında da görüyoruz. Kendisi Kayseri şivesiyle bu durumu 

şöyle anlatıyor;

Okul sabahtan öğlene kadarıdı, öğlenden sonra evdeydik. Karışık-

tı okul, Ermeni, Müslüman. Hepsi karışığıdı. Bitirdik desem yalanım. 

Beşinci sınıfa geçtim, babam, böyle başıma yaşmak koydurdu, Müdür 

Bey de dedi ki, ‘Şimdi artık bunlar kalktı, yaşmak falan’ dedi, babam 

da beni çekti aldı. Beşinci sınıfa geçtim, dörtten beşe geçtim, okutmadı 

babam, mütaasıptı babam

35

.



Benzer bir uygulamanın Şükrüye Ünlü’nün hayatında da olduğunu 

görüyoruz. Başarılı bir öğrenci olmasına rağmen ve hatta öğretmeninin 

onu öğretmenlik mesleğine yöneltmek istediği de bilinmesine rağmen, 

annesi kızının yeterince okuduğunu düşünerek dördüncü sınıfın sonun-

da okuldan almıştır.

32  Bu öykünün anonim olma ihtimali son derece güçlüdür. Çünkü gelinlik yapma, sadece 

Türklerde ya da Ermenilerde değil, Müslüman toplumların genelinde rastlanılan bir durum-

dur. 


33 Arıkan, a.g.m.; http://yayın.meb.gov.tr

34  Küçük, a.g.e., s.245. 

35  Milliyet, 06 Kasım 2003 Perşembe. 


219

Doç. Dr. Selma YEL / Orhan Gazi DEMİRTAŞ

Yas rengi Ermenilerde bugün bütün dünyaca da kabul edildiği üze-

re siyahtır. Zaten normal günlük hayatlarında da Ermeni kadın ve genç 

kızları, Şükrüye Ünlü tarafından da teyit edildiği üzere genelde siyah 

giymektedirler. Omuzlarında da el örgüsü siyah şal vardır. Cenazenin 

defi n edilmesinden sonra ya kilise ya da cenaze evinde taziyeye gelen-

lere çay kahve ikram edilmektedir. Eş dost komşular bir hafta cenaze 

evine yemek getirmektedir. Aynı uygulama bugün Türkiye’nin dört bir 

tarafında olduğu gibi Kayseri halkı arasında da yaşatılmaktadır. Atik 

Erkuyumcu, Karnik Teke ve Şükrüye Ünlü bu durumda Müslüman, 

gayrimüslim ayırt edilmediğini, herkesin üstüne düşen sorumluluğunu 

yerine getirdiğini söylemektedirler. Vefat eden kişinin kırkıncı günü her 

iki toplumda da dualarla anılmaktadır. Ermenilerde rızıklık adı altında 

genelde kete ve meyve suyu mezara götürülüp dualar eşliğinde ikram 

ediliyor, sene-yi devriyesi de aynı şekilde yapılıyor. Yine din farklılı-

ğı gözetilmeksizin bütün komşular bu törenlere davet ediliyor. Kayseri 

bölgesi Türk halkında ise vefat eden kişinin ilk Perşembesi, kırkıncı, 

yetmiş ikinci ve sene-yi devriyesi anma günleri mevcut olup, genelde 

mevlüd okutularak yemek verilmektedir. Vefat eden kişinin arkasından 

kurban keserek hayır yapılması daha çok Ermeni kültür ve inancında 

görülebilirken, fakire fukaraya giysi ve yiyecek yardımı yapılması hali 

hazırda her iki toplumda da görülebilen uygulamalardır.

Gregorian Kilisesi olarak Kayseri Surp Krikor Lusyovoriç 

Kilisesi’ni örnek alırsak eğer, Katolik ve Protestan kiliselerinden açık 

olarak farklı olduğunu teyit etmek durumundayız. Geleneksel kilise mi-

marîsine sahip olmakla birlikte yerler tamamıyla halı kaplı olup, ahşap 

sıralara yer verilmemiş. Sadece en arkada iki sıra mevcut. Bunlar da 

ayakta ya da yere oturarak ibadet edemeyecek durumda olanlar için 

konulmuş


36

Gregorianlar’ın inanç ve ibadet şekliyle ilgili en detaylı çalışmayı 



Abdurrahman Küçük Hoca yapmış olduğu için bu konuyla ilgili bilgi-

36 Ramazan Adıbelli, “19-20. Yüzyılda Kayseri ve Civarında Hristiyan Gruplar Arasındaki 

İlişkiler”, IV. Kayseri ve Yöresi Tarih Sempozyumu Bildirileri (10-11 Nisan 2003), Kayseri 

2003, s.4. MS 451 tarihinde yapılan İstanbul-Kadıköy toplantısına katılmamış, bu konsil-

den çıkan Hz. İsa’nın iki tabiatlı olduğu görüşünü benimsememişlerdir. Ermeni Kilisesi, bu 

görüşün zıttı olan Hz. İsa’nın tek tabiatlı olduğu görüşünü kabul etmiştir. Böylece Erme-

niler, Kadıköy Konsili’nden sonra Hiristiyan dünyasında ayrı bir Hiristiyanlığın temsilcisi 

olarak Gregorian Ermeni Kilisesi olarak anılmaya başlamışlardır. 



220

HOŞGÖRÜ TOPLUMUNDA ERMENİLER

lere Ermeni Kilisesi ve Türkler isimli kaynaktan ulaşmak mümkündür. 

Atik Erkuyumcu kilise girişinde bizim şaşkınlığımızı görünce, cami 

gibi kendi ibadet hanelerine de baş örtüsüz ve ayakkabıyla girmenin 

mümkün olmadığını söyledi. Halı üzerinde diz çökerek ve alınlarının 

secdeye değmesi ile ibadet ettiklerini söylüyor. Aynen Müslümanlarda 

olduğu gibi kadın ve erkeklerin ayrı bölümlerde ibadet edebildiklerini 

ve ayrıca kadınların makyajsız, baş örtülü ve uygun bir kıyafet ile kili-

seye girebileceklerini belirtiyor. Kilise girişindeki sol ya da sağ bölüm-

deki ahşap parmaklıklarla ayrılmış vernedon denilen bölümün kadınla-

rın ibadeti için ayrıldığını belirtiyor. Aşağıdaki on sekizinci yüzyılla ait 

gravürde bu durum görülmektedir

37

.



Fakat son yıllarda, kilise daha çok turistik amaçlı kullanıldığı için Atik 

Erkuyumcu bu kuralların birçoğuna artık dikkat edemediklerini söylüyor. 

Atik Erkuyumcu, Zakarya Mildanoğlu ve kısa bir süre görüştüğümüz 

Kastamonulu altmış yaşındaki Eskiya İstepanyan kendi inançlarında biri 

sabah, diğeri akşam namazı olmak üzere iki vakit namaz kılındığını söylü-

yorlar. Fakat son yıllarda bu ibadeti yapan çok az kişi kalmış olduğunu da 

belirtiyorlar. Bilindiği gibi Gregorian Ermenilerinde oruç ibadeti de mev-

cuttur. Abdurrahman Küçük Hoca bu hususta da detaylı bilgi verdiği için 

konuya girme ihtiyacı duymadık. Şükrüye Ünlü, onların orucu bizden ağır-

dır, uğundurma tutarlardı demektedir. Özellikle de komşusu genç kızların 

beğenilmek için bu orucu tuttuklarını söylüyor. 

Kültür olarak her iki milletin ne denli birbirlerine benzediklerinin 

belki de en önemli delili Siyanüş Teke’nin kendi ifadesi ile seferberlikte 

(Birinci Dünya Savaşı) asker olan babasına ait olan fotoğraf ve fotoğrafın 

arkasındaki ifadelerdir. 

Yukarıdaki ifadelere bakarak Ermeniler ve Türkler arasında en ufak 

bir ayrımcılık olmadığını ve sıradan Kayserili bir Türk askerinin ailesine 

söyleyebileceği sözlerin dile getirildiğini görebiliriz. 

Uzun yüzyıllar iç içe yaşamış bir toplumda din farklılığı olsa dahi ev-

liliklerin ve aşkların kaçınılmaz olduğu bir gerçektir. Bunu sorduğumuzda 

yakın zamanlara kadar, genellikle gönül rızası ile kız vermediklerini, kaç-

ma ya da kaçırılmayı da hoş görmediklerini, ancak bu görüşün son yıllar-

da ortadan kalktığını söylediler. Fakat geçmiş yıllarda iki toplum arasında 

kabul görmeyen aşklar mutlaka yaşanmış olmalı ki, Karnik Teke bir Türk 

37 http://www.virtualani.freeserve.co.uk/kayseri/turkish.htm, 


221

Doç. Dr. Selma YEL / Orhan Gazi DEMİRTAŞ



Resim 1.

Kayseri Surp Krikor Lusyovoriç Kilisesi’nin XVIII. yüzyıla ait gravürü

222

HOŞGÖRÜ TOPLUMUNDA ERMENİLER



Resim 2.

Siyanüş Teke’nin babasına ait olan fotoğraf

223

Doç. Dr. Selma YEL / Orhan Gazi DEMİRTAŞ



Sevgili validem,

Hayli oldu. Selam hatır ile ellerinden öperim. Beni dahi sual ederseniz, vücudum 

sıhhatte olup, sizlerin de sıhhatte olmanızı Cenab-ı Haktan niyaz eylerim. Kayınların 

her ikisinin de fotoğrafını aldım. Çok memnun oldum. Fotoğrafını almazdan evvel 

mektubu aldım. Onun için ben size yazamadım. Benim için hiç merak eylemen… Ben 

çok rahatım sizden başka bir (giderim..kederim) yoktur. Eyüp Ağa’ya selam eder elle-

rinden öperim, hanesi tarafına selam ederim. Hüsnü Efendi’ye hanesi tarafına selam 

ederim. Madama selam ederim. Geline selam ederim. Çocuğun gözlerinden öperim. 

Mehmet Ağa’ya hanesi tarafına selam ederim. Sultan Hanım’ın ellerinden öperim.

Ubderis Ağa’ya, Sarkis Ağa’ya, Artin Ağa’ya haneleri tarafına selam ederim. Cümle 

sorup sual edenlere selam olunur. Çocuğumu serbest bırakman, sahip olun…Yadigar 

olarak fotoğrafımı gönderiyorum. Başka yazacağım olmayıp, baki dua olunur.

İstefan Grasty

Siyanüş Teke’nin Babasına Ait Olan 

Fotoğrafın arkasındaki mektubun Os-

manlıca ve Türkçe görüntüsü

224

HOŞGÖRÜ TOPLUMUNDA ERMENİLER

gencinin bir Ermeni kızına olan aşkını anlatan, aslında Harput yöresine ait 

olan şu türküyü söylüyor.

 

 

 



Bahçelerde mor meni,

 

 

 

Verem ettin sen beni,

 

  Ya 

sen 

İslâm ol Ahçik,

 

 

 

Ya ben olam Ermeni 

Yukarıdaki mısralarda bir Türk gencinin Ahçik isimli Ermeni genç kı-

zını İslâm’a davetinin yanı sıra gerekirse kendisinin de aşkı uğruna din de-

ğiştirebileceği ifade edilmektedir. Fakat buradaki isteğin çok kolay gerçek-

leştiğini söylemek zordur. En azından Müslüman bir genç kızın bir Ermeni 

genciyle evlenmesi yakın zamanlara kadar neredeyse imkânsız gibidir. 

Şükrüye Ünlü kendisi on, on bir yaşlarında iken yaklaşık olarak 

1948’lerde komşularının akrabası olan Agop’un, Cafer Bey mahallesin-

den bir Müslüman kıza sevdalandığını, din değiştirmeyi de kabul etmesine 

rağmen, bu evliliğe kız tarafının onay vermediğini söylüyor. Genç daha 

sonra kara sevdaya düşerek ölüyor. Şükrüye Ünlü halen bu olayı üzülerek 

hatırlıyor. 

Zakarya, Jale Mildanoğlu evliliği daha yakın zamanda 1980’de ger-

çekleşiyor. Tabi yine de Jale Mildanoğlu’nun baba ve annesinin onayını 

alması evlilikten sonra mümkün olabiliyor. Bu evlilikte her iki taraf kendi 

inancını yaşamaya devam ediyor, din değiştirme söz konusu değil. Atik 

Erkuyumcu’nun iki yeğeni Ohannes Keçeci ve Mıgırdıç Kaya da Müslü-

man kızlarla evleniyorlar ve herkes kendi dininde yaşamaya devam edi-

yor.

Atik Erkuyumcu’nun kardeşi Garip Erkuyumcu



38

 Müslüman bir ba-

yanla evlenip din değiştiriyor. Atik Bey’in Armoni adlı bir başka akraba-

sı da aynı şekilde Tevfi k adlı bir gençle evlenip Müslüman oluyor. Atik 

Erkuyumcu’nun iki halası da Türk gençlerle evlenmişler. Bir halası Yahya-

38  Türkiye Boks Federasyonu Merkez Hakem Kurulu, Avrupa ve Dünya Birlikleri Hakem 

Komitesi üyesi Garip Erkuyumcu, 1996’da bokstaki üstün hizmetleri nedeniyle Türkiye 

Millî Olimpiyat Komitesi Fair Play Konseyi, Fair Play ödülü olan şeref diplomasını almış-

tır. Atik Bey’in ifadesiyle Kayseri Beden Terbiyesi eski müdür yardımcısı aynı zamanda 

Dünya Boks Federasyonu üyesi ve Dünya Boks Hakemi Celal Sandal’ın hocasıdır. Bu hu-

susta detaylı bilgi için bkz. Milliyet, 19 Temmuz 2002, www.gsgm.gov.tr, www.turkboks.

gov.tr, www.fairplayturkiye.com



225

Doç. Dr. Selma YEL / Orhan Gazi DEMİRTAŞ

lı Musahacılı köyünde Küpeli ailesine, diğeri de Felahiye’de Kısırlar aile-

sine gelin gitmiş. Şükrüye Ünlü de şu anda İstanbul’da oğlu, gelini ve toru-

nu ile yaşayan, dayısının eşi olan doksan yaşlarındaki Hikmet Yengesi’nin 

aslında bir Ermeni kızı olduğunu söylüyor. Aile içinde bu durumun telaf-

fuz edilmediğini, hatta gelininin bile Hikmet Yenge’nin hikâyesini bilme-

diğini söylüyor. Tabi bunlar normal şartlar altında gerçekleşen evlilikler. 

Zira Kadir Kolsuz ve Şükrüye Ünlü’ye göre, tehcirde birçok Ermeni kız ve 

kadını Türk aileler tarafından himaye altına alınarak evlendiriliyorlar. Bu 

hususta İçişleri Bakanlığı’ndan mutasarrıfl ık ve valiliklere gelen genelge 

doğrultusunda hareket edildiği anlaşılıyor

39



Karnik Teke’nin söylediğine göre dedesi uzun yıllar muhtarlık yaptığı, 



babası da seferberlikte asker olduğu için tehcirden muaf tutulmuşlar. Bel-

geler Karnik Teke’yi doğruluyor

40

. Aynı zamanda Siyanüş Teke’nin baba-



sının da seferberlikte 7 sene askerlik yaptığını söylüyorlar. 

Atik Erkuyumcu da yer ve isim belirtememekle birlikte benzeri olay-

ların yaşandığını, özellikle Mengücek köyü halkının Ermenilerden bir-

çok aileyi himaye ettiğini söylüyor. Şükrüye Ünlü ise komşusu Solmaz 

ve Üstüyan’ın anne-babasının tehcirden bir Türk aile tarafından himaye 

edilerek kurtulmuş olduklarını söylüyor. Kadir Kolsuz da, aile büyüklerin-

den duyduğu kadarıyla Türk aileler tarafından himaye altına alınan birçok 

Ermeni kadın ve çocuk olduğunu, bunlardan çoğunun Talas’ta bilindiği-

ni söylüyor. Hatta 40-50 kadın böyle kalmıştır diyerek abartılı bir rakam 

veriyor. Bunların içinde en iyi bilineni jandarma olarak Yozgat’ta görevli 

iken, kimsesiz bir Ermeni çocuğunu evlât edinen Arif Hoca dır. Çocuğa Ali 

ismi veriliyor. Önceleri Gâvur Ali diye hitap edilirken, çevrede çok sevilip 

sayılmaya başlayınca ve de Talas’ın önde gelen ailelerinden birinin kızı ile 

evlenince Müslüman Ağa’ya dönüşüyor. Kadir Kolsuz bu şekilde üç beş 

yaşlarında evlât edinilip, yetiştirilip evin oğlu ya da yeğenleri ile evlendi-

rilen Ermeni kız/oğlan çocukları olduğunu söylemektedir. 

Bütün kaynak kişilerimizin hatıralarında dostluk, arkadaşlık ve kom-

şuluk ilişkilerinin halen saygıyla muhafaza edildiğini, fakat özellikle de 

bayramların ve Ramazan’a verilen önemin ayrı bir yer tuttuğunu gördük. 

39 BOA, DH. ŞFR., Belge No: 55/18; Osmanlı Belgelerinde Ermeniler (1915-1920), Başba-

kanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Ankara 1995, s.85. 

40 Osmanlı Belgelerinde Ermeniler, s.10. Tehcir kararı, bütün Ermenilere şamil değildir. Bazı 



şartları taşıyanlar bunun dışında tutulmuştur. Bunlar hasta ve âmâlar Katolik ve Protestan 

mezhebinden olanlar, askerler ve aileleri, memurlar, tüccarlar, bazı amele ve ustalardır. 

Karnik Teke ailesinin durumu askerlikle bağdaşıyor. 



226

HOŞGÖRÜ TOPLUMUNDA ERMENİLER

Atik Erkuyumcu, annesi Penik Hanım’ın (lâkabı  Osmanlı Hanımı

Ramazanlarda iftar yemekleri hazırlayıp, hali hazırda Kayseri’nin ta-

nınmış sanayicileri ve esnafl arı arasında olan Ruhbaşlar’ı, Güpgüpler’i, 

Bamyacıoğulları’nı Talas’taki evlerinde ağırladıklarını söylüyor. Karşılıklı 

olarak bu ziyaretlerin yapıldığını vurguluyor. Karnik Teke de annesi Virkin 

Hanım’ın kete yaparak Ramazan ayında oruç tutan komşulara dağıttıkla-

rını ve çoğu zaman da iftar yemeği düzenleyip komşuları çağırdıklarını 

söylüyor. Ramazanlara saygı duyulduğu için yiyeceklerin fi yatında indi-

rim yapıldığını belirtiyor. Komşularımız da bize aynısını yaparlardı. Do-

ğumlarda, nişanlarda, düğünlerde ve ölümlerde aynı gelenekler ve âdetler 

çerçevesinde içtenlikle bu mahaller karşılıklı uygulanırdı diye de ilâve 

ediyor Karnik Teke. 

1955’lerde Kayseri üst yönetim erkanı vali, emniyet müdürü kiliseye 

bayramlaşmaya geliyorlar. 1966’lardan itibaren Ermeni cemaati İstanbul’a 

gittiği için bu uygulama artık devam etmiyor. Ancak, Atik Erkuyumcu 

2004 Nisan ortalarında Şahin Sucukları’nın sahibi Mehmet Şahin, Meh-

met Duymaz, Mustafa Suludere, Vahti Çelik ve İstanbul’dan gelen Mate-

os Gözoğlu ile daha birçok kişinin katılımı sonucu kilisenin oturma salo-

nunda kırmızı yumurta bayramını kutladıklarını söylüyor. Şükrüye Ünlü, 

Paskalya’da Ermeni komşularının yumurta ve çörek getirdiklerini, ayrıca 

kurban kestiklerinde etli bulgur pilavı pişirip komşulara dağıttıklarını söy-

lüyor. Ramazanlarla ilgili en çok hatırladığı ise, en ufak bir şekilde de olsa 

komşularının bir şey yeme ya da içmelerine şahit olmamaları. Son derece 

saygılı davranırlardı diyor. Fırından ekmek pişirtip getirirken her iki kesi-

min de komşulara ikram ederek eve götürdüğünü belirtiyor

41

.

Ramazanlarla ilgili en çarpıcı hatırayı ise Avukat Ali Demirtaş, ba-



bası Gazi Demirtaş’tan naklederek anlatıyor. Gazi Demirtaş gençliğinde 

Talas Hamurkesen mevkiinde (1945’li yıllar olması gerekiyor) bir Erme-

ni sarrafın tarlasını keserlemek için Tablakaya ve Kiçiköy mahallesinden 

kesercilerle işe gelmişler. Ermeni tarla sahibi keserleme işi bitince, atıyla 

41  Tuzcu, a.g.m., s.528-529. Kayseri’nin XVIII. yüzyıl sonlarındaki durumunun da benzer şe-

kilde olduğunu kaynaklar doğruluyor. Avrupalı seyyahlardan birisi bunu şöyle ifade ediyor; 



… Türk, Müslüman, Rum, Yahudi herkes birbirine misafi r olarak gidiyor. Bayramlarda bir-

birlerini ziyaret ediyorlar. Yahudiler, fazla aralarına girmiyorlar. Gregorianlar da Müslü-

manlar gibi sabah-öğle-akşam ibadet yerlerine gidiyorlar. … Kayseri’deki ev sahiplerim-

yeni dostlarım bu sorunu temelinden çözmüşler, barış içinde yaşıyorlar. Ev sahibim Tanrı 

huzurunda her insanın tarak dişleri gibi eşit olduğunu, her üç Peygamberin de Allah’ın 

elçisi olduklarını, bunlar arasında bir çelişkinin olmayacağını, barışın ve uyumun daha 

mantıklı olacağını bana açıkladı. Ev sahibim Türktü, Kayseri’nin de hem tüccar hem de 

dinî görevlisinin oğlu idi.

227

Doç. Dr. Selma YEL / Orhan Gazi DEMİRTAŞ

gelerek sizin paranızı evde vereceğim demiş. Eve gitmişler, para beklerken 

ev sahibi buyurun sizi misafi r edeyim, orucunuzu burada açın demiş. Bu 

incelik onları çok şaşırtmış. Yemekten sonra daha da şok olmuşlar, çünkü 

Ermeni ev sahibi namazı ben kıldıracağım diyerek gruba imam olmuş. Bu 

olayı en az yarım saat anlatan Gazi Demirtaş, oğluna böyle Müslüman olan 

Ermenilerin çevre baskısı nedeniyle kendilerini gizlediklerini söylermiş.

Kadir Kolsuz da benzer şekilde kayınpederi Mehmet Can’ın 40 yıl 

Talas Tablakaya mahallesinde muhtarlık yaptığını, 1986’da 87 yaşında 

öldüğünü söylüyor. Mehmet Can da Ermenilerden camilere gelerek vaaz 

dinleyenler olduğunu nakledermiş.

Komşuluk ilişkileri çerçevesinde düğünlerde ve çocuk doğumlarında 

hediye götürüldüğünü kaynak kişilerin hepsi de doğruluyor. Karnik Teke 

ailesi, Kadir Kolsuz’un ağabeyinin düğününe gelerek altın takıyorlar. Ben-

zer şekilde Atik Erkuyumcu’nun düğününe gelen Türk ahbapları da hedi-

yelerle gelmişler. Avukat Hamdi N. Göncüer de sünnet düğününe gelen 

Abraham Ağa’nın oğlu Aram Koza (Topal Hacı)’ nın iki onluk para ve bir 

kösele renginde yapılmış, nadiren bulunan, belki de kendisinin yaptığı bir 

futbol topu hediye getirdiğini söylüyor. 

Kadir Kolsuz, komşuluk ilişkilerinde dayanışmanın çok önemli ol-

duğunu söylüyor. Berber Mircan’ın Talas Yukarı mahallede berber dük-



kânı vardı. Müslüman berber yok, onlar genelde çift sürüyorlar. Mircan, 

Türkler tarafından da çok seviliyor. Bizin kuşaktaki herkesin Mircan’la bir 

hatırası vardır. Mircan, daha sonra Talas meydanında dükkân açtı. Traş 

25 kuruş. Fakat bizde para nerede? Traş olmam lâzım, Pazartesi okula 

gideceğiz. Annem ‘şuradan bir karpuz götür, seni traş etsin’ dedi. Utana 

sıkıla çaresizlik içinde gidip, ‘Mircan Abi, şu karpuzu yiyeceksin, beni de 

traş edeceksin’ dedim. O, ‘senin bana hakkın geçiyor, bu karpuz 10 traş 

eder’ karşılığını verdi. Zaten para kimde vardı ki? Bu yüzden bizim kuşa-

ğın çocuklarının birçoğunu bedava traş ederdi. Tabi Mircan da 1955-1960 

arası yıllarda İstanbul’a gitti. 

Kadir Kolsuz’un Mircan’la ilgili anıları üniversite eğitimi için 

İstanbul’a geldiğinde de devam ediyor. 

Biz  İstanbul’a okumak için gittik. Ben yurda giremedim. Mecburan 

Tarlabaşı’nda Sular İdaresi arkasında ev tutacağım. Bir bayan çıktı. Fran-

sız asıllı bir Ermeni kızı idi. ‘Bana kefi l gösterebilir misin’ dedi. İranlı pan-

siyonerler vardı. Odayı tutmak zorundaydım. Hemşerilerimden biri ‘git, 

Mircan’ı bul, Tarlabaşı’nda bir berber dükkânında kalfa olarak çalışıyor’ 


228

HOŞGÖRÜ TOPLUMUNDA ERMENİLER



dedi. Mircan’a gittim, derdimi anlattım, bana kefi l olmayı kabul ederek, 

pansiyonun sahibi kıza, ‘kız Şerif, bunlar benim kardeşim, evi bunlara ver-

meyip de kime vereceksin’ dedi. Şerif de ‘sen söyledikten sonra, ev senin 

olsun’ karşılığını verdi

42

.

Komşuluk ve dostlukla ilgili hatıralar karşılıklı olup Avukat Hamdi N. 

Göncüer de babası Ahmet Göncüer’den duyduklarını naklediyor. 



Merhumun Setrakmor, nam-ı diğer Osman Usta isminde, okuması yaz-

ması olmayan bir ortağı vardı. Osman Usta, İstanbul’a taşınınca da bu 

ortaklık devam etti. Babam kendisine halı gönderir ama üstlerine kalite-

lerini göstermek amacıyla 1 çizik, 2 çizik, 3 çizik atardı. Setrakmor Usta 

da çiziklere göre halıları değerlendirerek satardı. Bu ticarî ilişkiler uzun 

yıllar devam etti. Hatta müştereken İstanbul’da gayrimenkûller edinerek, 

İstanbul Paşabahçe’nin hissedarı olmuşlar. Cavid Akansu da bu ikili or-

taklığa dâhil olmuş.

Setrakmar Usta’nın ölümünden sonra bir gün oğlu Kirkor, bana tele-

fon ederek, babamın kasasından Paşabahçe’nin hisse senetleri çıktı, sizin 

mi, bizim mi diye endişeye kapıldık diye sordu. 

Karnik Teke’nin de sık sık ifade ettiği gibi o yıllarda ticaret ve ortak-

lıklar güven esası üzerine kuruludur. Biraz önceki hatırada da görüldüğü 

gibi ikinci kuşak oğullar da bu dostluğa ihanet etmezler, hatta aralarında 

zorla da olsa Türk-Ermeni düşmanlığı yaratılmaya çalışılsa bile. 

Hamdi N. Göncüer de Kadir Kolsuz gibi üniversite eğitimi için 

İstanbul’a gelenlerdendir. Tabii ki buraya gelince eski dostlarını ziyaret 

etmek ister. Gerisini kendi ifadesinden takip edelim. 



Tabii ki eski dostlarımı ziyaret etmek insanî bir vazifemdi. Karaköy’e 

gittim. Orada Çerkezköy Mezecisi diye meşhur bir yerleri vardı. Öğrendi-

ğime göre Kenan Evren de oradan alışveriş yapıyormuş. Kirkor Ağabey, 

bana ‘Hamdi okuyup da ne yapacaksın, işte üniversite burası, para bası-

yoruz, gel işin başına geç’ dedi. Bu denli sıcak bir dostluk vardı. 

Sadece erkekler arasında değil, kadınlar arasında da dostluğa verilen 

önem hissedilmektedir. Yine Hamdi N. Göncüer’in babasından dinlediği 

olay şöyledir:

42 Mircan’ın oğlu Talas Amerikan Koleji’ni bitirerek Amerika’ya giderek zengin olmuştur. 

Mircan’ı yanına çağırır. O da New York’a oğlunu görmeye gider. Oğluyla hasret gider-

dikten sonra bindiği takside kalp krizi geçirerek vefat eder. Ama hatıraları bugün Kadir 

Kolsuz’da çok canlı olarak yaşamaya devam ediyor. 



229

Doç. Dr. Selma YEL / Orhan Gazi DEMİRTAŞ



Babam anlatırdı, bizim Abraham Usta (Topal Abraham) adında çok 

yakın bir aile dostumuz varmış. Sırtında heybeyle gezerek tarak satarmış. 

Bakımsız ve giyimine pek dikkat etmeyen birisi olmasına rağmen, lafazan 

ve iş bitirici olduğu için oğlan everme, kız gelin etme işlerinde hep bunu 

çağırırlarmış. Kapıdan kovsalar pencereden içeri girerek, kızı mutlaka al-

mayı başarırmış. 

Babam evlenir. Bir gün akşamüzeri kapı çalınır, tabii ki yeni gelin 

kapıyı açamadığı için babaannem açar, gelen Abraham Usta’dır ve baş 

köşeye misafi r edilir. Yeni gelinin suratı asılır. Kendi kendine bu dilenci 

kılıklı adamın evimizde ne işi var diye söylenirken, babaannem müdahale 

ederek; kızım bana bak, bu adam, bu ailenin bir parçasıdır. Bir gün belki 

sen gidersin ama o kalır der

43

.



Gerçekten de Abraham Ağa’ya verilen önem daha sonra oğluna da 

gösterilecektir. Hamdi N. Göncüer şöyle devam etmiştir: 



Abraham Ağa’nın oglu Aram Koza (Topal Hacı) kundura imalâtçısıy-

dı. Devamlı okuyan aydın bir kişiydi. Ölümünden sonra babam cenazesini 

İstanbul’a götürmüştü. Fakat çok istememize rağmen biz oğullar babala-

rımızın dostluk ilişkisini aynı düzeyde götüremedik. 

Ermeniler tiyatro oyunlarına da Türk komşularını davet etmektedir. 

Ayşe Demirtaş’ın naklettiğine göre Talas Harman mahallesindeki Erme-

ni Kilisesinde düzenli olarak oyunlar sergilenmektedir. Ayşe Demirtaş, bu 

oyunları seyrederken çok eğlendiklerini söylemektedir

44

.



43  Tuzcu, a.g.m., s.529. Aynı seyahatnamede bu hususların da üzerinde durulmaktadır. Sey-

yahın ifadesi şu şekildedir: Beni Talas’ta ve Kayseri’de misafi r eden Türk, Ermeni ve Rum 



aileler arasında tam bir uyum var. Misafi r odalarına ve sofralarına kadınlar girip otura-

mıyor. Misafi rlikte beni meraklandıran bazı olaylar oldu. Zenginler Türk evinde, işyerinde 

en ağır görevi yapan, zaman zaman işyeri sahibinin kızdığı bir Rum işçisini sofrada sağ 

yanına oturtuyor. Ermeni ve Rum evlerinde bu durum da Türk işçiye uygulanıyor. Kimse 

inadından dolayı bir harekete ve ayrıma tâbi tutulmuyor. Evlerinde hizmetçi ve uşak bu-

lundurmuyor. Yalnız maddî gideri oranında evlerine öksüz ve fakir ailelerin çocuklarını 

yanlarına alıyorlar. Aile fertlerinden ayrı tutmuyorlar. Bunlar belirli bir yaşa gelene kadar 

meslek sahibi yapılıyor ve evlendiriliyor, işyeri açılıyor. Bu uygulamanın 1940’lı yıllarda 

Kayseri’de devam ettirildiğini kaynak kişilerimizden Şükriye Ünlü de doğruluyor. 

44 Benzer şekilde anneannesi Talaslı Ermenilerden olan ve sadece bir defa görüşebildiğimiz, 

şu anda Doğu Anadolu’da stajyer hekimlik yapan Klodyüs Toros da Talas’ta Ermeni ce-

maatinin özellikle Paregentan bayramlarında tiyatro oyunları sergilediklerini duyduğunu 

ifade etmiştir. Bunlardan da Talas’ta sosyal hayatın 1915’lerde dahi çok canlı olduğu so-

nucunu çıkartabiliriz. Paregentan, Nevruz’a benzer bir bayramdır. Bu hususta geniş bilgi 

için Küçük, a.g.e. Ayrıca www.minidev.com sitesinden de bayramlar konusu incelenerek, 

Nevruzla Paregentan arasındaki benzerlikler tespit edilebilir.


230

HOŞGÖRÜ TOPLUMUNDA ERMENİLER

Ayşe Demirtaş’ın naklettiğine göre, Talas Amerikan Hastanesi’nde 

çalışan Ömüroğlu lâkaplı Ermeni, doktorlara yardım etmekle görevlidir. 

Talas’tan hastaneye gelen hastalara her türlü yardım ve ilgiyi göstermiştir. 

Dadır adlı Ermeni Hanım da uzun yıllar bel fıtığı tedavisinde çevreden 

gelen hastalara yardımcı olmaya çalışmıştır. 

Şu ana kadarki örnek olaylardan ve hatıralardan varılan sonuç açık bir 

şekilde şöyledir:

Ermeni ve Türkler arasındaki dostluk, arkadaşlık, komşuluk yüzyıllar 

boyunca olduğu gibi, bu durum tehcir sonrasında da devam etmiştir. Aynı 

dili konuşmuşlar, aynı duygularla mutlu olmuşlar ve üzülmüşlerdir. O hal-

de ne olmuştur da, bu iki dost millet dünya kamuoyu karşısında birbirle-

rine düşman hale getirilmişlerdir? Bunu yine en iyi Karnik Teke ve Atik 

Erkuyumcuyan’ın ortak olarak söylemiş oldukları şu sözler gösterecektir 

sanırım:


Bu işte ne Artin’in ne de Ahmet’in kabahati yok. Yahudinin nifakı, 

İngilizin altını, Rusun silâhı bu iki kardeşi düşman etti. Yahudi, Osman-

lı Sarayı’na Ermeni girdiği için kıskanıp Ermenilerden önde gelenlere 

Sivas’a kadar senin diyerek kışkırttı. Rus da ben sana silâh vereceğim 

Türke vur, dedi. İngiliz altın vereceğim, dedi. Fransa da bu koalisyonu 

destekledi.

Birbirine yüzyıllarca dostça davranan bu iki milletin birbirine düşman 

edilmeye çalışılmasına rağmen Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren bu 

dostluğun yeniden tesis edilmeye başlandığını kaynak kişilerin tanıklıkları 

ile kısmen de olsa ortaya koymuş olduğumuzu ümit ediyoruz. Son söz ola-

rak Zakarya Mildanoğlu’nun Türk ve Ermeni milletinin bir arada ve barış 

içinde yaşaması dileklerini ileterek sunumu bitirmek istiyorum.


231

Doç. Dr. Selma YEL / Orhan Gazi DEMİRTAŞ




Download 3.42 Mb.

Do'stlaringiz bilan baham:
1   ...   11   12   13   14   15   16   17   18   ...   41




Ma'lumotlar bazasi mualliflik huquqi bilan himoyalangan ©fayllar.org 2024
ma'muriyatiga murojaat qiling