Hazirlayanlar


Download 3.42 Mb.
Pdf ko'rish
bet16/41
Sana17.10.2017
Hajmi3.42 Mb.
#18082
1   ...   12   13   14   15   16   17   18   19   ...   41
Kaynakça

21 Ekim 1945 Genel Nüfus Sayımı, Başbakanlık İstatistik Genel Müdürlüğü, Ankara 

1949.

Adıbelli, Ramazan, “19-20.Yüzyılda Kayseri ve Civarında Hıristiyan Gruplar 



Arasındaki  İlişkiler”, IV. Kayseri ve Yöresi Tarih Sempozyumu 

Bildirileri (10-11 Nisan 2003), Kayseri 2003.

Arıkan, Zeki, “Türk-Ermeni Kültür İlişkileri Üzerine”, Bilim ve Aklın Aydınlığında 

Eğitim Dergisi, Nisan 2003, Yıl 4, Sayı 38. 

Bayrak,  Şaban, “18-19. Yüzyılda Kayseri’nin Ticarî Hinterlandı”,  IV. Kayseri ve 

Yöresi Tarih Sempozyumu Bildirileri (10-11 Nisan 2003), Kayseri 

2003.

Beyoğlu, Süleyman, “1914-1922 Yıllarında Kayseri’de Yaşanan Bazı Sıkıntılar”, II. 



Kayseri ve Yöresi Tarih Sempozyumu Bildirileri (16-17 Nisan 1988), 

Kayseri 1988.

Cömert, Hüseyin, “19. Yüzyıl Vergi Kayıtlarında Talas, III. Kayseri ve Yöresi Tarih 

Sempozyumu Bildirileri (06-07 Nisan 2000), Kayseri 2000.

Halaçoğlu, YusufErmeni Tehciri, 4. Baskı, İstanbul 2004.

İmamoğlu, Vacit, “20. Yüzyılın İlk Yarısında Kayseri Kenti: Fizikî Çevre ve Yaşam”, 

I. Kayseri ve Yöresi Tarih Sempozyumu Bildirileri (11-12 Nisan 1996), 

Kayseri 2000. 

Kayseri ve Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi, Türkiye Ermeni Patrikliği, İstanbul 1986.

Keskin, Mustafa, M. Metin Hülaga, Geçmişteki İzleriyle Kayseri, Erciyes Üniversitesi 

Yayını, Kayseri 2006

Küçük, Abdurrahman, Ermeni Kilisesi ve Türkler, 2. Baskı, Ankara 2003.

Milliyet, 06 Kasım 2003 Perşembe.

Osmanlı Belgelerinde Ermeniler (1915-1920), Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel 

Müdürlüğü Yayını, Ankara 1995.

Örik, Nahid Sırrı, Kayseri, Kırşehir, Kastamonu, İstanbul 1955.

Özkan, Salih, “Kayseri ve Yöresinde Azınlık ve Yabancı Okulları” II. Kayseri ve 

Yöresi Tarih Sempozyumu Bildirileri (16-17 Nisan 1988), Kayseri 

1988.

Satoğlu, Abdullah, Kayseri Pastırmacılığı, Kayseri 1960.



Somuncu, Mehmet, “Cehri  Üretimi ve Ticaretinin 19. Yüzyılda Kayseri 

Ekonomisindeki Önemi”, Erciyes Üniversitesi İktisadî ve İdarî Bilimler 

Fakültesi Dergisi, Sayı 22, Ocak-Haziran 2004.

Şafak, Erdal, “Cehennemin Kapısını Aralayan Adam”, Sabah 28 Nisan 2006.

Tosun, RamazanKayseri’de Ermeni Olayları, Kayseri 1997.

Tuzcu, Ali, “19. Yüzyıl Başlarından 20. Yüzyılın İlk Çeyreğine Seyyahların Gözüyle 

ve Konsolosluk Raporlarında Kayseri’nin İktisadî Yapısı, III. Kayseri 

ve Yöresi Tarih Sempozyumu Bildirileri (06–07 Nisan 2000), Kayseri 

2000.


232

HOŞGÖRÜ TOPLUMUNDA ERMENİLER



İnternet Adresleri:

www.evdose.com/tur/zemin/hali/zemhal, www.fairplayturkiye.com,

www.gsgm.gov.tr, http://yayın.meb.gov.tr, www.minidev.com,

www.pastırmam.com, www.talasbeldesi.com, www.turkboks.gov.tr,

http://www.virtualani.freeserve.co.uk/kayseri/turkish.htm


SON DÖNEM OSMANLI MİMARLIĞINDA ERMENİLER

Yrd. Doç. Dr. Selman CAN

Atatürk Üni. Güzel Sanatlar Fakültesi Temel Eğitim Bölümü

E-mail: selmancan@hotmail.com; Tel: 0 442 231 50 95



Özet

Osmanlı mimarlığının son dönemine ilişkin olarak yapı-

lan çalışmalarda, gayrimüslim mimarların ön plana çıka-

rıldıkları görülmektedir. Özellikle Ermeni araştırmacılar, 

XIX. yüzyılda inşa edilen binaların çoğunluğunun Ermeni 

mimarlara ait olduğunu belirtilmektedirler. Bilimsel bir te-

melden uzak bu iddialar, kendi içinde de çelişkilerle dolu 

bilgiler içermesine rağmen, sanat tarihi literatürüne girmiş 

bulunmaktadır.

XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin yeniden yapılandırılması 

çalışmalarına paralel olarak mimarlık teşkilâtı da değişime 

uğramış ve 1831’de hassa mimarlar ocağı kaldırılarak ye-

rine ebniye müdürlüğü/binalar müdürlüğü teşkilâtı ku-

rulmuş ve imar ve inşa çalışmalarında, plan ve projelerin 

hazırlanmasında merkez olmuştur. Mimarlık teşkilâtının 

yeniden yapılandırıldığı bu dönemde bina inşa ve onarı-

mında uygulanan esaslar da değişime uğramış ve müna-

kasa (açık eksiltme) sistemine geçilmiştir. 

Bu sistemle rekabet ortamında binaların düşük maliyetle 

yapılması amaçlanmıştır. Bu da maddî birikimleri bulunan 

ve fi nans kaynaklarına yakınlıkları ile tanınan Ermeni mi-

marları, gelir seviyesi düşük olan yerli mimarlar karşısında 

öne çıkarmıştır. Bu mimarların isimleri yaptıkları binalar ile 

ilgili olarak düzenlenen masraf defterlerinde ve borç pu-

sulalarında sık sık geçtiği için, yapının planını hazırlayan 

mimarların bunlar olduğu düşünülmektedir. Oysa bina 

planları ihalelerden önce hazırlandığı için, gerçek mimar-

lar ile planı uygulayanlar farklı kişilerdir. Yani Ermeni mi-

marlar inşa ettikleri yapıların çoğunluğunda mimar değil 

müteahhitlik işlevi üstlenmişlerdir.

Osmanlı arşivlerinde uzun süredir yaptığımız çalışmalar 

sonucu Ermeni mimarların son dönem Osmanlı mimarî-

sindeki gerçek konumları ortaya çıkarılmıştır. Bu çalışma-

larda Ermeni mimarlara mal edilen pek çok yapının asıl 

mimarları inşaat kayıtlarından tespit edilmiştir. Sunulacak 

bildiride mimarlık tarihimizin önemli bir dönemine ilişkin 

arşiv belgelerine dayalı bir değerlendirme yapılacaktır.


237

Yrd. Doç. Dr. Selman CAN



Giriş

Osmanlı Devleti’nde, mimarlık teşkilâtının kuruluşundan itibaren, 

ihtiyaç duyulduğu oranda gayrimüslim (Ermeni ve Rum mimarlar gibi) 

mimarlara da görev verilmiştir. Bunların sayısı teşkilât içerisinde sürekli 

olarak belli bir oranda sınırlanmamış ve değişik dönemlerde farklı sayı-

lara ulaşmıştır. Osmanlı arşivlerinde  şimdiye değin tespit edilebilen mi-

mar halifelerinin listelerine göre; XVI. yüzyılda sayıları üçü geçmeyen

1

 



gayrimüslim mimarların Hassa mimarlar ocağı içerisindeki oranı XVII. 

yüzyılın ilkyarısında % 47.5’e kadar çıkmış ve aynı yüzyılın sonunda bu 

oran % 9’a düşmüştür

2

. XVIII. yüzyıla ait elimizde hassa mimarlar oca-



ğının mevcudunu gösteren bir liste bulunmamaktadır. Ancak, bu yüzyılda 

birtakım imar faaliyetlerinde gayrimüslim mimarların isimlerinin sıkça 

geçmesinden dolayı geçmiş yüzyıllara oranla sayılarının arttığı yolunda 

bir kanaat vardır

3



XIX. yüzyıl başına ait tespit ettiğimiz bir listede mimar halifelerinin 



sayısı 52 kişidir

4

 ve ölmüş olan mülâzım Yani kalfanın dışında hiç bir gay-



1 Erhan 

Afyoncu, 

“XVI. 

Yüzyılda Hassa Mimarları”, Prof. Dr. İsmail Aka Armağanı, İzmir 



1999, s.200.

2 Fatma 


Afyoncu, 

XVII. 


Yüzyılda Hassa Mimarları Ocağı, Ankara 2001, s.63.

3  Sinan Güler, “18. Yüzyılda Hassa Mimarlar Teşkilâtı”, 18. Yüzyıl  İstanbulu’nda Sanat 

Ortamı, Sanat Tarihi Derneği Yayını 3, İstanbul 1998, s.145-151; Mustafa Cezar, Sanatta 

Batıya Açılış ve Osman Hamdi, İstanbul 1971, s.110.

4 Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), Cevdet Maarif, Belge No: 5481, 27 Şaban 1216/2 

Ocak 1802. 



238

HOŞGÖRÜ TOPLUMUNDA ERMENİLER

rimüslim mimarın isminin geçmemesi dikkat çekicidir

5

. Bu belge ışığın-



da, hassa mimarlar ocağı içerisindeki gayrimüslim mimarların sayısının 

XVIII. yüzyılda artmadığı, aksine XIX. yüzyıla gelinceye değin tamamen 

azaldığı anlaşılmaktadır. Mimarlık teşkilâtının XVII. yüzyıl sonlarından 

itibaren düzeninin bozulmaya başlaması, atama ve azillerde liyakatin gö-

zetilmemesi, ocak içerisinde istenilen vasıfl arda eleman eksikliğini doğur-

muştur. İktisadî nedenlerle de mimar kadrolarının sayısı artırılamadığı gibi 

mümkün olduğunca mevcut kadrolar azaltılmaya çalışılmıştır. Bununla 

birlikte XVIII. yüzyılda gerekli imar faaliyetlerinin bir kısmında kullanıl-

mak üzere maaş ödenmeyen, mülâzım ocağı ismiyle anılan ve belirli bir 

derece, unvan ve kadroya sahip olmadan, ulufeli ocak mimarları dışında 

(haric ez-tertib) hizmetleri karşılığında kendilerine ödeme yapılan bir grup 

oluşturulmuştur

6

. Gayrimüslim mimarların çoğunluğu bu grup içerisinde 



yer aldığından doğal olarak XIX. yüzyıl başına ait tespit ettiğimiz hassa 

mimarlar ocağı listesinde isimleri geçmemektedir.

Hassa mimarlar ocağının 1831’de kaldırılışından sonra kurulan ebniye 

müdürlüğü döneminde de görevli mimar halifelerinin içerisinde gayrimüs-

lim mimarların yer almadığı görülür. Ebniye müdürü Seyyid Abdülhalim 

Efendi’nin 1834 yılında hazırladığı bir rapora göre teşkilât içerisinde kırkı 

aşkın mimar halifesi vardır ve bunların içinde gayrimüslim yoktur

7

.



 

Yal-


nızca ebniye müdürlüğü içerisinde 1848 yılında Ebniye Meclisi oluşturul-

duğunda teşkilât dışından tecrübeli Rum ve Ermeni kalfalar meclis azası 

olarak atanmışlardır. Ebniye meclisinde görev verilen gayrimüslim kalfa-

lar şunlardır: 

Ermeni milletinden; Kirkor, Minas, Küçük Ohannes Kalfa, 

Rum milletinden; Panayot, Todori, Onikos Kalfa. Bunların yanısıra 

gerektiğinde görüşmelere katılacak olan Rum milletinden Ohannes ve İs-

tefan Kalfa

8

.

Ebniye meclisinin kuruluşundan sonra uygulanmaya başlanan müna-



kasa (açık eksiltme) adı verilen ihale sistemi ile yapıların inşasında uy-

gulanan prosedür tamamen değiştirilir. Bu sistemde, inşası düşünülen bir 

yapı, plan ve projeleri ebniye müdürlüğünce hazırlandıktan sonra tahmini 

5 Yani 


kalfanın hariç ez-tertib (ocak için düzenlenen maaş kayıtlarının dışında) 3 akçelik 

yevmiyesinin mülâzım Mehmed Eşref’e verilmesi kararlaştırılır. 

6  Cezar, hassa mimarlar ocağında meydana gelen boşalmalara mülâzım ocağından atamalar 

yapıldığını belirtmektedir. Cezar, a.g.e., s.45.

7  BOA, HH, Belge No: 26244.

8 BOA, 


İ.Mes.Müh., Belge No:175, 7 C.emaziyehahir 1264/11 Mayıs 1848.

239

Yrd. Doç. Dr. Selman CAN

bir bedel ile ihaleye çıkarılmaktaydı. Belirlenen bedel üzerinden en dü-

şük fi yatı teklif eden müteahhide bir mukavele ile yapılacak iş teslim edil-

mekteydi.  İnşaat malzemelerinin piyasasını ellerinde bulunduran, ticaret 

erbabı Ermeni ve Rum kökenli mimar kalfaları için bu durum önemli bir 

fırsat oluşturur. Yapılan hemen her ihalede gayrimüslim kalfalar yer alırlar. 

Aynı anda birkaç işi üstlenen müteahhitler, her yapının başına kendi adla-

rına  mezuniyet Pusulası (yeterlilik belgesi) sahibi birini bırakmak duru-

mundaydılar. Ancak, müteahhitlerin görevlendirdikleri kişiler çoğunlukla 

böyle bir belgeye sahip olmayan, cemaatlerine mensup kişiler olmaktaydı. 

Eminönü’ndeki Ahiçelebi Camii’nin tamiratını üstlenen İstefan Kalfa’nın 

görevlendirdiği Kiryako, yapıyı istenilen şekilde tamir etmediği ve har-

camaları olduğundan fazla gösterdiği tespit edildiğinde, 20 Mart 1853 ta-

rihinden itibaren, elinde mezuniyet pusulası olmayanların bu tür işlerde 

kullanılması kesin olarak yasaklanır

9



Bazı durumlarda ihale yerine tercih sistemi de kullanılmaktaydı. Özel-



likle saray ve kasır gibi, inşasında yüksek miktarda harcama yapılması 

gereken binalarda bu durum söz konusuydu. Sermaye birikimi olmayan, 

çoğunluğu orta ve alt seviye gelir grubuna dâhil ailelerden gelen, kendi 

geçimlerini dahi zor temin edebilen yerli mimarların bu tür bir uygulama-

da yüklenici olmaları oldukça güçtü. Mimarlık teşkilâtı içerisinde görev 

alanların uzun sürelerle maaşlarını alamadıkları, yalnızca keşfi ni yaptıkları 

binalardan haklarına düşen cüzi harçlarla işlerini yürütmeye çalıştıkları bi-

linmektedir. Osmanlının son başmimarı Seyyid Abdülhalim Efendi bu du-

rumu Sultan II. Mahmut’a bildirir ve Müslümanlar arasında artık kimsenin 

mimarlık mesleğini tercih etmediğini, ilerde mimar sıkıntısı çekileceğini 

vurgular

10



Devletin son iki yüzyılı içinde durumları sürekli kötüye giden Müslü-

man mimarların yanında gayrimüslim mimarlar, bazı çalışmaları nedeniyle 

yükümlü oldukları vergilerden muaf tutulup, özel haklara sahip olabilmek-

teydiler. Üsküdar Selimiye Camii mimarı Foti Kamyanos Kalfa’ya verilen 

muafi yet beratı, bu uygulamaya güzel bir örnektir. 1805 tarihli berat ile Foti 

Kalfa’nın elde ettiği haklar şunlardır: Gayrimüslimlerin ödemek zorunda 

oldukları bütün vergilerden muaf tutulur. Kişi dokunulmazlığı sağlanır. 

Üst-başı aranamaz, kılık kıyafetine müdahale olunamaz, evine zabıta ve 

kolluk kuvvetleri giremez. Seyahat ve yol serbestisi ve ayrıcalıklarından 

istifade eder. Yargı muafi yeti verilir. Olağan mahkemelerde yargılanamaz, 

9  BOA, A. MKT. MVL., Belge No: 65/14, 9 C.âhır 1269/20 Mart 1253.

10  BOA, HH, Belge No: 26244. 



240

HOŞGÖRÜ TOPLUMUNDA ERMENİLER

ancak Divan-ı Asafî’de (Yüce Divan) yargılanabilir

11

. Muafi yet beratların-



da elde edilen haklar babadan oğlu ve yakın akrabalara da geçebiliyordu. 

Foti Kalfa gibi Kirkor Balyan da Sultan II. Mahmut döneminde muafi yet 

beratı sahibi olur ve ölümünden sonra sahip olduğu muafi yet beratına is-

tinaden damadı Ohannes ve oğlu Karabet’e de birer muafi yet beratı veri-

lir

12

.



Yaşanılan bütün bu gelişmeler, Ermeni kalfaların XIX. yüzyılda ön 

plana çıkmasını sağlar. Özellikle Balyan ailesi, üç nesil boyunca saraya 

yakın olarak çok sayıda yapının müteahhitliğini üstlenmişlerdir.  İçlerin-

den Serkis Balyan’a, Sultan II. Abdülhamit döneminde sermimar-ı dev-



let unvanı verilir

13

. Bu unvan aslında 1831 yılında kaldırılmıştır



14

. Serkis 

Balyan’ın saraydaki özel bağlantıları sayesinde şahsına ait olmak üzere 

verilmiş bir payedir ve Osmanlı mimarlık teşkilâtının başındaki en üst dü-

zey mimar anlamı taşımamaktadır.

Ermeni asıllı kalfalar ile Türk mimarlar arasında sürekli bir çekiş-

me de söz konusudur. Kendi menfaatleri uğruna başarılı Türk mimarları 

Saray’dan uzak tutmaya çalıştıkları da bir gerçektir. 1827-1829 yılları ara-

sında başmimarlık yapmış olan Kırımlı Mahmut Ağa’nın görevden uzak-

laştırılması Kirkor Balyan’ın bir oyunuyla meydana gelir. Kirkor Kalfa 

ve Mahmut Ağa arasındaki gerginlik Heybeli Ada Deniz Harp Okulu’nun 

1827’de inşası sırasında başlar. Sultan II. Mahmut her ikisinin hazırladı-

ğı planlardan Mahmut Ağa’nınkini tercih eder. Pars Tuğlacı’nın Kirkor 

Balyan’a ait olduğunu belirttiği yapının

15

 gerçekte mimarlığını  Kırımlı 



Mahmut Ağa yapar

16

. Kısa bir süre sonra Kirkor Balyan, Mahmut Ağa’nın 



Sultan II. Mahmut’un atları için 1829’da Tarabya’da yapmış olduğu ahı-

rın inşasında çalışan işçileri ayarlayarak yapının çatısında uygun olmayan 

malzeme kullandırır ve ahırın çatısı beş on gün sonra yıkılarak on bir atın 

11  Kemal Beydilli, “III. Selim Devrinde Verilen Bazı Muaf ve Müsellemlik Beratları Hak-

kında: Foti Kalfa’nın Beratı”, Osmanlı-Türk Diplomatiği Semineri (30-31Mayıs 1994), 

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Araştırmaları Merkezi, İstanbul 1995, s.86.

12  BOA, Cevder Maarif, Belge No: 4451, Evâsıt-ı C.evvel 1251/10 Eylül 1835; HH, Belge 

No:27724, 1251/1835.

13  BOA, Cevdet Dâhiliye, Belge No: 62375, 27 R.evvel 1295/31 Mart 1878.

14  BOA, Cevdet Saray, Belge No: 2860, 1247/1831.

15 Pars Tuğlacı, Osmanlı Mimarlığı’nda Balyan Ailesi’nin Rolü, İstanbul 1993, s.46.

16  BOA, HH, Belge No: 29310, 1243/1827-28.



241

Yrd. Doç. Dr. Selman CAN

ölümüne sebep olur

17

. Bunun üzerine Sultan, Mahmut Ağa’yı görevden 



uzaklaştırarak ailesi ile birlikte Bursa’ya sürgüne gönderir

18



Son dönem Osmanlı mimarlık teşkilâtının yapısal değişiminin, bina 

inşa ve onarımındaki süreçlerin yeterince bilinmemesi ve arşiv kayıtlarına 

inilip ihale şartnamelerinin incelenmemesi birçok binanın gerçek mimarı-

nın gün yüzüne çıkmamasına, müteahhitliğini yapan kalfaların binaların 

mimarları olarak algılanmasına sebep olmuştur. Arşiv belgelerinden tespit 

ettiğimiz bir kısım yapının gerçek mimarları şunlardır: Sultan II. Mahmut 

Türbesi Garabed Balyan’ın

19

 değil mühendis Abdülhalim Efendi’nin



20

Bayezit Yangın Kulesi Senekerim Balyan’ın



21

 değil Seyyit Abdülhalim 

Efendi’nin

22

, Rami Kışlası Kirkor Balyan’ın



23

 değil Seyyit Abdülhalim 

Efendi’nin

24

, Ortaköy Camii Nikoğos Balyan’ın



25

 değil Seyyit Abdül-

halim Efendi’nin

26

, Mecidiye Kışlası (Taşkışla) Serkis Balyan’ın



27

 değil 


İngiliz mimar William James Smith’in

28

, Yıldız Hamidiye Camii Serkis 



Balyan’ın

29

 değil Rum Nikolaki Kalfa’nın



30

, Sarayburnu Antrepoları Si-

mon Balyan’ın

31

 değil August Jasmund’un



32

 eseridir.

Ermeni kalfalar yaptıkları işlerde yolsuzluklara karıştıklarından XIX. 

yüzyılın sonuna doğru gözden düşmeye başlarlar. Sultan II. Abdülhamit 

döneminde birçok yapı inşa eden Alman August Jasmund, Bayındırlık 

Bakanlığı’nın (Nafi a Nezareti) kadrolarının Ermeni çalışanlarla doldurul-

masından dolayı kendi alanında Ermenileri karşısında bulduğunu, işlerin -

görülmedik bir şekilde- daha çok kulis arkalarındaki görüşmelerle yürütül-

düğünü, bu yüzden de devlet için yapılan binaların rezil olmasına rağmen 

17 Ahmet Lütfi , Tarih-i Lütfi , Cilt 2, İstanbul 1291, s.163.

18  BOA, Cevdet Maarif, Belge No: 5525, 22 Cemaziyelevvel 1245/19 Kasım 1829.

19 Tuğlacı, a.g.e., s.278.

20 BOA, İD, Belge No: 3, 22 Rebiyülahir 1255/5 Temmuz 1839.

21 Tuğlacı, a.g.e., s.86.

22  BOA, MAD, Belge No: 8959, s.59, 21 Ramazan 1241/29 Nisan 1826.

23 Tuğlacı, a.g.e., s.53.

24  BOA, HH, Belge No: 29041-C, 27 Safer 1248/25 Haziran 1832.

25 Tuğlacı, a.g.e., s.381.

26  BOA, EVd., Belge No: 13498, 3 Zilhicce 1264/31 Ekim 1848.

27 Tuğlacı, a.g.e., s.534

28  BOA, HH.EBA., Belge No:1/4, 23 Safer 1267/ 29 Aralık 1850. 

29 Tuğlacı, a.g.e., s.497.

30 Dolmabahçe Sarayı Arşivi, Evrak No: II/ 989.

31 Tuğlacı, a.g.e., s.660. 

32  BOA, P.PRK.ML., Belge No:10/65, 29 Şevval 1307/18 Haziran 1890.


242

HOŞGÖRÜ TOPLUMUNDA ERMENİLER

teslim alındığını belirtiyor

33

.  Devlet başmimarı payesiyle onurlandırılan 



Serkis Balyan’ın dahi, 1882’de başlatılan ve 1886’da sonuçlanan bir so-

ruşturma sonucu Sultan Abdülaziz ve II. Abdülhamit döneminde yaptığı 

yapılardan toplam üç yüz bin lirayı aşkın bir meblağı zimmetine geçire-

rek


34

 büyük inşaat yolsuzluğu yaptığı anlaşılmaktadır. Soruşturma netice-

sinde hakkında açılan dava ile bütün mal varlığına el konmasına

35

 rağmen, 



Ekim 1888’de Saray’ın başdoktoru Mavroyani Efendi’nin aracılığı ile II. 

Abdülhamit tarafından affedilir

36

. 1890’lardan sonra Ermeni kalfaların Os-



manlı mimarlığındaki etkileri de sona erer. Bunda gerek yaptıkları yolsuz-

lukların, gerekse dönemin siyasî gelişmelerinin etkisi büyüktür

37

33  Mehmet Yavuz, “Mimar August Jasmund Hakkında Bilmediklerimiz”, Sanat Tarihi Dergi-



si, Aydoğan Demir’e Armağan, Sayı XIII/I, C.181-205, İzmir Nisan 2004, s.197.

34  BOA, Y.PRK.AZN., Belge No: 2/49, 17 Şevval 1303/19 Temmuz 1886.

35  BOA, Y.PRK.AZJ., Belge No: 13/44, 26 Temmuz 1304/7 Ağustos 1888.

36  BOA, Y.MTV., Belge No: 54/38.

37  İngiltere’de Serbest Fırka’nın iktidara gelmesiyle Ermeni meselesinin canlandığı, Osmanlı 

ülkesinde hizmetli olan Ermeni ve Rumların memleketin zararına çalıştıklarından memuri-

yetlerden uzaklaştırılmaları ve Hariciye’de Fransızca yerine Türkçe kullanılması hakkında 

bkz. BOA, Y.EE., Belge No: 127/57, 20 Rebiyülahir 1308/3 Aralık 1890.



OSMANLI DEVLET YÖNETİMİNDE KÜLTÜRLER ARASI 

İLETİŞİM ÖRNEKLERİ: II. ABDÜLHAMİT’İN ERMENİ 

DEVLET ADAMLARI İLE İLİŞKİLERİ

Arş. Gör. Serkan GÜL

Erciyes Üniversitesi Yozgat Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü

E-maili: serkanebu@yahoo.com; Tel (GSM): 0 535 777 35 69



Özet

Osmanlı Devleti’nin son dönem Padişahlarından II. Ab-

dülhamit, birçok açıdan en fazla tartışılan Padişahlardan 

birisi olmuştur. Abdülhamit hakkındaki en önemli tartış-

ma konularından birisi de onun Ermenilerle olan ilişkisi 

olmuştur.

Abdülhamit, Ermenilere karşı şiddet uygulamak ve onları 

katletmekle suçlanmış bir Padişahtır. Kendisinin Ermenile-

re sempatiyle bakmadığı ve onları bir tehdit olarak gör-

düğü söylenegelmiştir. Burada sorulması gereken soru 

şu olmalıdır: Abdülhamit gerçekten koşulsuz bir Ermeni 

düşmanı mıydı? Bu sorunun cevabı, Abdülhamit’in Erme-

nilerle bireysel ilişkileri incelendiğinde ortaya çıkacaktır. 

Abdülhamit, saltanatı esnasında birçok Ermeni devlet 

adamına görev vermiş ve hatta onlarla bireysel dostluklar 

bile kurmuştur.

Sunacağım bildiride, Abdülhamit döneminde görev almış 

bazı Ermeni devlet adamları ile Abdülhamit’in bu devlet 

adamlarıyla kişisel ilişkilerine değinilecektir. Bu sayede, 

Abdülhamit’in Ermenilere karşı olan yaklaşımının koşulsuz 

bir düşmanlık değil, içinde bulunulan dönemin bir sonu-

cu olduğu görülecektir. 



247

Arş. Gör. Serkan GÜL

 

Giriş

Ermeni Meselesi’nin uluslararası bir mesele olarak ve ciddi bir bi-

çimde ortaya çıktığı zaman olarak 1878 Ayestefanos Anlaşması ve Berlin 

Kongresi kabul edilmektedir. Sultan II. Abdülhamit’in saltanatının ilk yıl-

larına rastlayan bu anlaşmalardan sonra, Ermeni Meselesi uzunca bir süre, 

Osmanlı Devleti’nin gündemini meşgul etmiştir.

Sultan Abdülhamit’in tahtta kaldığı 33 yıllık süre içinde Ermenilerin 

defalarca isyan hareketlerine kalkıştığı görülmektedir. Mesele öyle bir hal 

almıştır ki; sorun Osmanlı Devleti’nin bir iç politika konusu olmanın öte-

sine geçmiş ve Osmanlıya karşı uluslararası bir kampanya şekline dönüş-

müştür. Bunun temel sebebi olarak, mevcut uluslararası siyasî rekabeti ve 

güç mücadelesini görmek yanlış olmayacaktır.

Büyük devletler, Ermenileri dünya kamu oyunda Osmanlıya karşı ko-

şulsuz olarak destekleme yoluna gitmişlerdir. Öyle ki; Ermenilerin çıkar-

dığı isyanlar sonrasında Osmanlı Devleti’nin aldığı tedbirler, Ermenilerin 

katliamı şeklinde duyurulmuştur. Özellikle Sultan Abdülhamit tam bir Er-

meni düşmanı ve katili olarak gösterilmiştir. Bunun bir göstergesi olarak ta 

kendisi Kızıl Sultan olarak adlandırılmıştır

1

.



Bu noktada akla gelen soru şudur: Sultan Abdülhamit gerçekten bir 

Ermeni düşmanı mıdır ve Ermenileri katletme politikası mı takip etmiştir? 

Bu sorunun cevabı son derece kapsamlı olarak ele alınabilir. Ancak burada, 

1  Joan Haslip, Bilinmeyen Sultan II. Abdülhamit, İstanbul 2001, s.250.



248

HOŞGÖRÜ TOPLUMUNDA ERMENİLER

bu sorunun cevabını bulmamıza yardım edebilecek sadece bazı örnekler 

verilecektir. Doğaldır ki; Abdülhamit’i Ermeni düşmanı olarak değerlendi-

rebilmek için yaptığı eylemlerin buna uygun olması gerekmektedir. Fakat 

Abdülhamit’i yakından incelediğimizde durumun bahsedilenden son derce 

farklı olduğunu gösteren birçok örnekle karşılaşmaktayız.

Bir millete karşı, koşulsuz bir düşmanlığa sahip bir kişinin eylemle-

rinin buna uygun olmasını beklemek son derece doğaldır. Fakat Sultan 

Abdülhamit’in Ermenilerle olan kişisel ilişkilerine bakıldığı zaman, onun 

Ermenilere karşı kesin bir düşmanlık duymak bir tarafa, Ermenilere karşı 

büyük bir güven duyduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Örneklerle gö-

rülmektedir ki; Sultan Abdülhamit devlete karşı isyan içinde olan Ermeni-

lerle devletine bağlı Ermeniler arasında kesin bir ayrım yapmıştır.

Sultan Abdülhamit devrinde, çok sayıda Ermeni devlet adamı ve bü-

rokratın Osmanlı Devleti’nin değişik kurumlarında görev yaptığı bilin-

mektedir. Bu devirde merkez dairelerinde görev yapan Ermenilerin sayısı 

2 633 olarak belirlenmiştir

2

. Bunlar Maliye, Hazine-yi Hassa, Hariciye, 



Dâhiliye, Adliye Nezaretleri’nde vs. görev yapmışlardır. Bunlar arasında 

birçok nazır ve üst düzey bürokrat bulunmaktadır. Merkez yönetiminin dı-

şında, taşra idaresinde de binlerce Ermeni memur devlet görevinde çalış-

maktadır


3

.

Aslında Ermenler uzun yıllar boyunca Osmanlıda devlet hizmetlerin-



de bulunmuşlardır. Ancak XIX. yüzyıl Ermeniler için altın bir devir ol-

muştu. Özellikle, Osmanlı devlet yönetiminde önemli görevlerde bulunan 

Rumların Yunanistan’ın bağımsızlığından sonra gözden düşmesi, Ermeni 

devlet adamlarının önünü iyice açmıştır. Ermeniler de hizmetlerinden ve 

devlete olan bağlılıklarından dolayı millet-i sâdıka olarak adlandırılmaya 

başlanmıştır

4

.

2 Ayşe Tozduman Terzi, “Osmanlı Maliyesinde Söz Sahibi Üç Nazır”, Uluslararası Türk-



Ermeni İlişkileri Sempozyumu, İstanbul 2001, s.21.

3  Abdülhamit döneminde taşrada Ermeni memurların sayısı, çalıştıkları daireler vb. için bkz. 

Mesrob Krikorian, Armenians in the Service of the Ottoman Empire 1860-1908, London 

1977. Ayrıca Abdülhamit döneminde taşrada görev yapan Ermeni bürokratlar ile ilgili de-

ğerlendirme için bkz. İlber Ortaylı, “II. Abdülhamit Devrinde Taşra Bürokrasisinde Gayri-

müslimler”, Osmanlı Devleti’nin 700. Kuruluş Yıldönümünde Sultan II. Abdülhamit Dö-

nemi Paneli, Bilge Yayıncılık, 2000. 

4  Ercüment Kuran, “Tarihte Türkler ve Ermeniler”, Yeni Türkiye, Ermeni Sorunu-II, C.38, 

Ankara 2001, s.617. Ercüment Kuran burada Ermenilerle Türklerin birçok âdetlerinin ve 

zevklerinin ortak olduğunu ve Ermenilerin pek çok alanda Osmanlı Devleti’nde hizmet-

lerde bulunduğunu belirterek, bu nedenlerle XVIII ve XIX. yüzyıl Osmanlı belgelerinde 

millet-i sâdıka olarak adlandırıldıklarını söylemektedir. 



249

Arş. Gör. Serkan GÜL

Sultan Abdülhamit’in Ermeniler hakkında hatıralarında yazmış oldu-

ğu satırlar, onun Ermenilerin Osmanlıdaki durumunu nasıl gördüğünü gös-

termektedir: Bizi Ermenilere eziyet etmekle suçlamak gülünçtür. İmpara-

torluğumuzun tarihine göz gezdirilirse Ermenilerin her zaman çok zengin 

olageldikleri tespit edilebilir. Bu hususu yakından bilenler Ermenilerin, 

Müslüman tebaamızdan çok daha zengin olduklarını teyit edeceklerdir. 

Her devirde Ermenilerin, vezirlik dâhil, memuriyette en yüksek mevkilere 

kadar geldikleri görülmüştür. Memurinin üçte birini Ermenilerin teşkil et-

tiğini söylesem, hiç de izam etmiş olmam

5

. Abdülhamit bu şekilde devam 



eden hatıralarında, Ermenilerin Osmanlı içinde sahip oldukları uygun du-

rumu açık bir şekilde dile getirmektedir.

Sultan Abdülhamit Ermenilere karşı en fazla zulüm eden Padişah olarak 

suçlanmasına karşın, Ermeniler en fazla onun devrinde üst düzey görevlere 

gelmişlerdir. Bunlar arasında en dikkat çekici olanlar, Abdülhamit’in özel 

hazinesine yani Hazine-yi Hassa’ya nazırlık yapmış olan Agop Kazazyan, 

Ohannes Sakız ve Mikail Paşalardır. Bunların dışında Artin Dadyan Paşa 

ve Gabriel Noradunkyan dikkati çeken diğer isimlerdir.

Agop Kazazyan Paşa (1832-1891), Abdülhamit döneminde hiz-

met eden Ermeni devlet adamları arasında en dikkat çekici şahsiyetler 

arasındadır. Hem devlet hizmetinde bulunduğu önemli görevler hem de 

Abdülhamit’in güvenini ve dostluğunu kazanmış olması önemlidir. Agop 

Paşa’nın fakir bir aileden geldiği ve yüksek öğrenim görmediği kaynaklar 

tarafından belirtilmektedir

6

. Buna karşın işlerinde göstermiş olduğu başarı 



sayesinde sivrilmeyi başarmıştır. 

Agop Kazazyan değişik memuriyetlerde bulunduktan sonra Osman-

lı Bankası’nın Türkçe muhabere kalemi müdürlüğüne atanmıştır. Burada 

çalışmaları ve başarılarıyla dikkat çekmiştir. Özellikle bankada meydana 

gelen bir usûlsüzlüğü ortaya çıkarmasının yıldızını parlattığı söylenmekte-

dir. Bu özellikleriyle dikkat çeken Agop Kazazyan, Osmanlı Bankası genel 

müdürü Forster tarafından Abdülhamit’e tavsiye edilmiştir. Abdülhamit, 

Agop Kazazyan’ı Hazine-yi Hassa müdürlüğüne getirmiştir. Bu müdürlük 

18 Nisan 1880 tarihinde nezarete çevrilmiş ve Agop Kazazyan nazırlık 

görevine getirilmiştir. Daha sonra kendisine 1 Mart 1887 tarihinde Ha-

zine-yi Hassa Nazırlığı yanında Maliye Nazırlığı görevi de verilmiştir

7



5  II. Abdülhamit, Siyasî Hatıralarım, İstanbul, 1999, s.72.

6  Y. G Çark, Türk Devleti Hizmetinde Ermeniler 1453-1953, İstanbul 1953, s.156. Ayrıca 

bkz. Levon P. Dabağyan, Sultan Abdülhamit ve Ermeniler, İstanbul 2001, s.272.

7  Terzi, a.g.e., s.22-23.



250

HOŞGÖRÜ TOPLUMUNDA ERMENİLER

Hazine-yi Hassa Nazırlığı görevinin Padişah’ın şahsî itimadını kazanmış 

olan kişilere verilmesi nedeniyle, Agop Kazazyan’ın bu göreve getirilmesi 

son derece dikkat çekicidir

8

.



Agop Kazazyan’ın Hazine-yi Hassa Nazırlığı’na geçmesiyle birlikte 

toprakların ve gelirlerin artırılması için emlâk-i müdevvere yani devredil-



miş topraklar meselesi ortaya çıkartılmıştır

9

. Sultan Abdülmecit dönemin-



de Emlâk-ı Hümayun’un Maliye hazinesine devredilmesi sırasında bazı 

emlâkın gözden kaçırıldığı ve başkalarının elinde kaldığı görülmüştü. Bu 

toprakların tekrar Hazine-yi Hassa’ya kazandırılması yoluna gidilmiştir

10



İşte bu görevin yerine getirilmesi konusunda Agop Kazazyan son derece 

önemli bir görevi yerine getirmiştir. Osmanlı Devleti içinde birçok arazi-

nin ayrıca gümrüğün Hazine-yi Hassa’ya katılmasını sağlamıştır.

Agop Kazazyan’ın takip ettiği politika nedeniyle birçok devlet ada-

mının tepkisini çektiği belirtilmektedir. Bu nedenle değişik vesilelerle 

Abdülhamit’e şikâyet edilmiştir. Sadrazam Sait Paşa uygulanan politika-

lara tepkisini şu şekilde dile getirmektedir: Buna delâlet edenlerin hizmet-

lerini Padişaha hizmet-i sahihe addedemiyorum. Buna müpteni idi ki dör-

düncü defa sadaretim zamanında Hazine-yi Hassa Nazırı Agop Paşa’nın 

bu yoldaki hizmetini taktir etmezdim

11



Abdülhamit’in Agop Paşa hakkındaki  şikâyetleri dikkate almadığı 

ve onun icraatlarını taktir ettiği, Abdülhamit’in kendi ifadeleriyle sabit-

tir. Abdülhamit, Kazazyan hakkında şu ifadeleri kullanmaktadır: …büyük 

bir servet yapabildimse ormanlarımın, arazimin geliri sayesinde olmuştur. 

Agop Paşa çok dirayetli bir maliyecidir. Mülkümü gayet iyi idare etmiş, 

senede 500 000 lira (altın) gelir getirecek hale koymuştur. Hususî eşhasa 

ve vakıfl ara ait olmayan araziyi Sultan malı olarak ilân etmek fevkalade 

bir fi kir olmuştur

12

.



Burada dikkat edilmesi gereken husus; Agop Paşa’nın uyguladığı po-

litikadan ziyade onun görevini Padişah’ın istediği şekilde icra etmesi ve 

bunun Padişah tarafından açıkça taktir edilmesidir. Zaten Sultan Abdül-

hamit, Agop Paşa’ya karşı taktirini sadece sözlerle ifade etmekle kalma-

mıştır. Kendisine Sultan Abdülhamit tarafından ikinci rütbeden Mecidiye 

8 Dabağyan, a.g.e., s.273.

9 Vasfi  Şensözen, Osmanoğullarının Varlıkları ve II. Abdülhamit’in Emlâkı, Ankara 1982, 

s.41. 


10  Şensözen, a.g.e., s.41.

11  Mehmet Sait, Sait Paşa’nın Hatıratı, Cilt.2, İstanbul 1328 (1910), s.216.

12  Şensözen, a.g.e., s.43.


251

Arş. Gör. Serkan GÜL

nişanı, birinci rütbeden Osmanî nişanı, vezirlik rütbesi, Murassa Al-i Os-

manMurassa Mecidiye ve İmtiyaz nişanları verilmiştir. Bunların dışında, 

Padişah’ın Agop Paşa’ya başka ihsanlarda da bulunduğu bilinmektedir. 

Abdülhamit, Agop Paşa’ya kendi emlâkından Selanik’te ve Nişantaşı’nda 

arsalar vermiştir

13



Sultan Abdülhamit ve Agop Paşa arasında yaşanan ve iyi bilinen bir 



diyalog, ikisi arasındaki yakın ilişkiyi de ortaya koyar niteliktedir. Sultan, 

Agop Paşa’ya, Saray çıkışında nereye gittiğini ve ne yaptığını sorar. Buna 

cevaben Agop Paşa; ata binip gezinti yapmayı sevdiğini söyler. Bunun 

üzerine Sultan Abdülhamit kendisine bir at hediye eder. Agop Paşa’nın 

ölümü de bu attan düşerek olmuştur.

Sultan Abdülhamit, Agop Paşa’nın ölümünden son derece müteessir 

olmuştur. Baş mabeyincisi Ragıp Bey’i Paşa’nın validesine göndermiş ve 

ona her türlü ihtiyacının karşılanacağı bildirilmiştir. Padişah’ın, Paşa’nın 

vefatından dolayı çok üzgün olduğunu öğrenen Agop Paşa’nı annesi: Bir 

oğlum öldü ise diğeri sağdır. Allah Padişahımıza uzun ömür ihsan eylesin 

demiştir


14

Genel olarak bakıldığında, Sultan Abdülhamit’in Agop Paşa’ya karşı 



olan taktir ve teveccühünün sebebinin sadece Paşa’nın, Padişah’ın serveti-

ni iyi idare edip, Padişah’a çok para kazandırmak olmadığı görülebilir. El-

betteki, Agop Paşa’nın hizmetleri kendisinin Padişah tarafından taktir edil-

mesini sağlamıştır. Ancak Padişah, Agop Paşa’ya karşı büyük bir güven 

gibi insanî hislere de sahipti. Ayrıca ikili arasındaki diyaloglar ve Paşa’nın 

ölümü üzerine Padişah’ın tavrı, onun Paşa’ya karşı kişisel bir sempati duy-

duğunun göstergesidir.

Agop Paşa’nın ölümünden sonra yerine yine Ermeni bir devlet ada-

mı olan Mikail Paşa (1842-1897) Hazine-yi Hassa Nazırı olarak atanmış-

tır. Mikail Paşa, Babıâli tercüme odasında başladığı memuriyet hayatına 

Şura-yı Devlet nafıa dairesi, Galata Gümrüğü Nezareti, Beyrut Rüsumat 

Nezareti’nde devam etmiş, Meclis-i Rüsumat ve Şura-yı Devlet üyelikle-

rinde bulunmuş, Cemiyet-i Rüsumiye başkanlığı yaptıktan sonra Maliye 

Nezareti müsteşarı olmuştur. Mikail Paşa, 1888 yılında yeni kurulmuş olan 

Ziraat Bankası genel müdürlüğüne getirildi. Burada göstermiş olduğu ba-

şarılar sayesinde Mikail Paşa, hükümetin ve Saray’ın dikkatini çekmiştir. 

13  Terzi, a.g.e., s.24.

14  Çark, a.g.e., s.159. 



252

HOŞGÖRÜ TOPLUMUNDA ERMENİLER

Mülkiye Mektebi’nde de dersler vermekte olan Mikail Paşa, 1891 yılında 

Hazine-yi Hassa Nazırlığı’na tayin edilmiştir

15

.

Mikail Paşa da selefi  Agop Paşa gibi Hazine-yi Hassa’nın gelirlerini 



artırmak için büyük gayret göstermiştir. Memleket dahilinde birçok ara-

ziyi ve imtiyazı Emlak-ı Hümayun’a dâhil etmiştir. Abdülhamit’in, Mi-

kail Paşa’nın hizmetlerinden son derece memnun olduğunu Padişah’ın şu 

sözlerinden anlıyoruz:  Mikail Paşa da daha iyi bir idarecidir. Büyük 



şirketlere verilen imtiyazlar sayesinde gelirimizi artırmaya muvaffak ol-

muştur

16

.



Sultan Abdülhamit, Mikail Paşa’ya hizmetlerinden dolayı birinci de-

receden Al-i Osman nişanı vermiş, 1893 yılında da vezirlik rütbesi vererek 

paşalığa yükseltmiştir. Bunların dışında Altın LiyakatAltın ve Gümüş İm-

tiyaz madalyaları ve Murassa Mecidî nişanları da kendisine verilmiştir

17

.



Mikail Paşa’nın ardından Hazine-yi Hassa Nazırlığı’na Sakız Ohannes 

Paşa (1836-1912) getirilmiştir. Ohannes Paşa memuriyet hayatına Babıâ-

li tercüme odasında başlamıştır. 1863’te matbuat müdürü sıfatıyla Maarif 

Vekâleti’nde tercüme ve tahrirat kalemine geçirildi. Sonrasında 1868’de 

Şura-yı Devlet tesis edildiğinde, muhakemat şubesinin birinci kısmı mü-

şavirliğine, aynı senenin sonunda da aynı  Şura’nın azalığına seçilmiştir. 

Vazifesinde gösterdiği başarılar, onun 1871 tarihinde üç ay kadar bir süre 

Hariciye Vekâleti’nin umumî kâtipliği gibi ağır ve önemli bir makamın 

vekâleten kendisine verilmesini sağladı. 1872’de Ticaret Bakanlığı müşa-

virliği, 1877’de henüz oluşturulan Mülkiye Mektebi’nde Siyaset, İktisat 

veya Servet-i Milel ve Usûl-i İdare dersleri hocalığı yapmıştır. Nihayet 

1879’da muhasebat dairesinin umumî savcılığı (17 sene devamlı şekilde) 

gibi önemli mevkilerde görev yapmıştır.1897’de Hazine-yi Hassa Nazı-

rı Mikail Portakal Paşa’nın vefatından sonra, Sultan’ın iradesiyle mezkûr 

idarenin başına geçti

18

.



Ohannes Paşa’nın görevde bulunduğu sırada Bağdat-Basra deniz ta-

şıtlarının işletilmesi ve Bağdat-Musul petrollerinin imtiyazları Hazine-yi 

Hassa’ya bağlanmıştır. Bu gibi gelir getiren çabalara rağmen Hazine bü-

yük sıkıntı içine girmiş ve büyük bütçe açıkları ortaya çıkmıştır. Bunun 

15  Terzi, a.g.e., s.25.

16  Şensözen, a.g.e., s.43.

17  Çark, a.g.e., s.161.

18  Çark, a.g.e., s.163.



253

Arş. Gör. Serkan GÜL

üzerine Hazine-yi Hassa’nın gelir kaynakları borçlarla birlikte Maliye ha-

zinesine devredilmiştir

19

.

Döneminde yaşanan bütün sıkıntılara rağmen, Ohannes Paşa’nın hiz-



met ve gayretleri Padişah tarafından taktir görmüştür. Kendisine birinci 

rütbeden Mecidî nişanı ve Altın Liyakat madalyası, Murassa OsmanîMu-



rassa MecidîMurassa İftihar nişanları verilmiştir. 1907 yılında da vezir-

lik rütbesi verilmiştir. Paşa kendi isteğiyle 1908 yılında Hazine-yi Hassa 

Nazırlığı’ndan ayrılmıştır. Sultan Abdülhamit, Mikail Paşa’yı kısa bir süre 

sonra Ayan Meclisi üyeliğine seçmiştir. Ancak kendisi sağlık durumunu ve 

yaşlılığını ileri sürerek bu görevi kabul etmemiştir

20

.



Sultan Abdülhamit’in Ohannes Paşa’yı kendisi istifa edene kadar gö-

revinde tutması ve sonrasında Ayan Meclisi üyesi seçmesi son derece dik-

kat çekicidir. Daha önce bahsettiğimiz gibi Agop ve Mikail Paşaların gö-

rev yaptığı dönemde Hazine-yi Hassa oldukça kârlı ve istikrarlı bir işleyişe 

sahipti. Bu nedenle adı geçen nazırlar Padişah’ın özel taktirlerini kazan-

mışlardır. Ancak Ohannes Paşa’nın döneminde Hazine ifl as noktasına gel-

miştir. Buna karşın Sultan Abdülhamit’in Paşa’yı görevinden almadığını 

hatta birçok nişan ve rütbeyle taltif ettiğini görüyoruz. Ohannes Paşa ken-

disi istifa ederek görevi bırakmıştır. Sonrasında Padişah kendisine Ayan 

Meclisi üyeliği teklif etmiştir. Bu durum, Abdülhamit’in Ohannes Paşa’ya 

duyduğu kişisel güven ve yakınlığın bir göstergesi olarak görülmelidir. 

Abdülhamit döneminde Ermeniler sadece Hazine-yi Hassa’da görev 

yapmamışlardır. Ermeni devlet adamları özellikle Hariciye Nezareti’nde 

önemli vazifeler ifa etmişlerdir. Bunlar arasında ilk dikkati çekenler Gab-

riel Noradunkyan ve Artin Dadyan Paşa gibi isimlerdir.

Gabriel Noradunkyan (1852-1941) Fransa’da eğitimini tamamlamış 

ve 1875 yılında Hariciye Nezareti’ne girmiştir. Gabriel Paşa, Hariciye 

Nezareti’nde değişik kademelerde yıllarca hizmet vermiştir. Bu hizmetle-

rinden dolayı kendisine Ulâ ve Balâ nişanları verilmiştir

21

. Abdülhamit’in 



Gabriel Paşa’nın hizmetlerini taktir ettiği bilinmektedir. Abdülhamit, Gab-

riel Paşa’yı Ayan Meclisi’ne seçerek kendisine verdiği önemi ortaya koy-

muştur. Ancak, Gabriel Paşa, Abdülhamit tahttan indirilirken bu durumu 

Abdülhamit’e bildiren heyetin içinde yer almıştır. Değişen şartların bir so-

nucu olan bu durumun Abdülhamit’te büyük bir üzüntü ortaya çıkardığını 

19  Terzi, a.g.e., s.27.

20  Terzi, a.g.e., s.28.

21  Çark, a.g.e., s.155.



254

HOŞGÖRÜ TOPLUMUNDA ERMENİLER

söylemek mümkündür. Abdülhamit, Gabriel Paşa’nın 1912 yılında Harici-

ye Nazırı yapılmasını uygun bulmadığını belirtmiştir.

Artin Dadyan Paşa (1830-1901) Osmanlı Hariciyesi’nin en önemli Er-

meni devlet adamlarından birisidir. Fransa’da yüksek öğrenim gören Artin 

Paşa, Hariciye Nezareti’nde değişik görevlerde bulunmuştur. Yaptığı hiz-

metler taktir edilen Paşa, Şura-yı Devlet üyeliğine seçilmiş ve ormanlar ve 

madenler genel müfettişliğine getirilmiştir. Daha sonra Maliye Nezareti 

müşavirliğine tayin olmuştur. Yaptığı hizmetlerin Abdülhamit tarafından 

taktir edildiği ve Artin Paşa’nın Abdülhamit tarafından Hariciye müste-

şarlığı görevine getirildiğini görüyoruz

22

. Son derece hassas bir dönemde 



böylesine yüksek ve önemli bir göreve getirilmesi önemlidir. Kısa bir ara 

vermesine rağmen bu görevde uzunca bir süre kalması önemli bir durum-

dur. O dönemde üst düzey bir devlet adamının makamını bu kadar uzun bir 

süre koruyabilmesi ancak Sultan Abdülhamit’in isteğiyle olabilirdi. Artin 

Paşa ile beraber çalışmış olan Galip Kemalî Bey anılarında, Abdülhamit 

gibi titiz ve hassas bir Padişahla, Artin Paşa’nın çok uyumlu çalıştığını 

belirtmektedir. Artin Paşa  millet işlerinin en buhranlı olduğu dönemler-

de bile Sultan’ı teskin etmiş ve sorumluluk almıştır. Bu yüzden Sultan 

Abdülhamit’in daha da sevgisine mahzar olmuştur

23



Osmanlı bürokrasisinin bir görevlisi olmamasına rağmen, Ermeni-

ler arasında büyük politik gücü olan Patriklerle ilgili bir örnek vermek 

yerinde olacaktır. Ormanyan Efendi 1896 yılında Ermeni cemaati umum 

meclisi tarafından Ermeni cemaati Patriği olarak seçilmiştir. Padişah tara-

fından bu karar onaylanmıştır. Bunun üzerine Patrik Ormanyan teşekkür 

için Padişah’ın huzuruna çıkmıştır. Ormanyan Efendi bu ziyaret esnasında 

Sultan Abdülhamit’ten siyasî suçlardan mahkûm 1 200 Ermeninin serbest 

bırakılması için ricacı olmuştur. Padişah, Patrik’in bu isteğini kabul etmiş-

tir. Ayrıca idama mahkûm edilmiş olan 30 Ermeninin cezası müebbede 

çevrilmiştir

24

.


Download 3.42 Mb.

Do'stlaringiz bilan baham:
1   ...   12   13   14   15   16   17   18   19   ...   41




Ma'lumotlar bazasi mualliflik huquqi bilan himoyalangan ©fayllar.org 2024
ma'muriyatiga murojaat qiling