Töb-der tarihi İsmail Aydın “de te fabula narratur” “anlatılan senin hikayendir”


Download 3.81 Mb.
Pdf ko'rish
bet2/53
Sana22.10.2017
Hajmi3.81 Mb.
#18402
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   53

Kolay olmayacaktı, çünkü TÖB-DER’in objektif olarak yazılabilmesi için 

öncelikle örgütün kendi arşivine ulaşmak gerekiyordu.

Çalışmalarım sırasında örgütün düzenli bir arşivinin olmadığını üzülerek 

gördüm. Bunun çeşitli nedenlerinin olduğu söylenebilir. Öncelikle; öğret-

men örgütlerinin kendilerinden önce kurulmuş olan öğretmen örgütleri 

hakkında derli toplu araştırma yapmadıkları görülmektedir ki, bu önem-

li bir eksikliktir. Örneğin; TÖS kendinden önce kurulmuş olan T.Ö.D.M.F 

hakkında, TÖB-DER’ de TÖS hakkında araştırmalar yapıp bunu kitaplaş-

tıramamıştır.

Öte yandan bu örgütler kendi düzenli arşivlerini oluşturamamışlardır. Bu 

nedenle de kendilerinden sonra kurulan örgütlere arşiv bırakamamışlar-

dır.


4

Arşiv bilgilerinin eksikliği nedeniyle TÖB-DER,  “TÖB-DER , 200 bini aşkın 

üyesi ve 600’ü aşkın şubesiyle….” diye devam eden “yuvarlayıcı rakam-

larla” anlatılmıştır. TÖB-DER yöneticilerine örgütün kaç üyesi var? veya 

TÖB-DER’in şube sayısı kaçtır? soruları sorulduğunda kesin cevaplar ve-

rememeleri de bundandır.  

TÖB-DER 12 Eylül’den önce sıkıyönetimce kapatılmış, Genel Merkezin-

deki  karar  defterleriyle  bazı  dokümanlarına  el  konulmuştu.  Ardından 

gelen 12 Eylül faşizmi de geride ne kalmışsa silip süpürmüştü. 12 Eylül 

yöneticilerinin talimatıyla TÖB-DER’in gazeteleri, yayınladığı kitaplar as-

keri cemselerle taşınıp imha edilmişti. Ortada arşiv diye bir şey kalma-

mıştı. Kişilerin kitaplıklarında kalan TÖB-DER’e ait bazı yayınlar ise bölük 

pörçük bir şekildeydi. Bu yüzden TÖB-DER’in serüvenini; TÖB-DER Genel 

Merkezinin  Sıkıyönetim  Komutanlığınca  kapatıldığı  1979  yılı  sonrasını 

günlük gazete haberlerini takip ederek yazmak zorunda kaldım.


16

Kolay  olmayacaktı,  çünkü  o  dönemi  yaşayan  TÖB-DER  üye  ve  yöneti-

cilerinin hatırı sayılır bölümü hayattaydı ve onlara danışmadan, onlarla 

konuşmadan, onlara sorular sormadan çalışmanın eksik kalacağını bili-

yordum. Mümkün olduğunca onlara ulaşmaya, sorular sormaya ve ver-

dikleri  bilgileri  karşılaştırmalı  olarak  derlemeye  çalıştım.  Bu  kişilerden 

bazıları “bencil” davranışlar sergiledi, bazıları elinden geldiğince yardım-

cı olmaya çalıştı.

TÖB-DER’in eski aktivistlerinden bazıları da belli bir yaşa ulaşmışlardı ve 

hatırladıkları şeyler sınırlı kalmıştı.

Kolay olmayacaktı, çünkü eski aktivistlerden bazıları “TÖB-DER yazıla-

caksa bunu da biz yazarız” havasındaydı.  Bu konumda olanlardan biri (-ki 

kendisi Merkez Yönetim Kurulu üyeliği de yapmıştır-) Abece Dergisi’ne

5

  



yazdığı yazısında “TÖB-DER Tarihini yazacak olan kişi ya da kişilere şartlar 

koşuyor”, TÖB-DER’in yazılması işini “komisyonlara havale etmeyi öneri-

yor”, deyim yerindeyse daha baştan “reddiyeci tutumlar takınılacağının” 

ipuçlarını veriyordu.



Kolay olmayacaktı, çünkü TÖB-DER’in yönetiminde bulunanlar da üyele-

rin çok büyük bir bölümü de TÖB-DER içerisinde yer alan ve yönetimde 

söz sahibi olmaya çalışan politik grupların içinde yer alıyorlardı. Örneğin, 

TÖB-DER’in 4. Olağan Genel Kurulunda yönetim için 14 siyasi grubun lis-

tesi çekişiyordu. Bu grupların önde gelenlerinin veya sempatizanlarının 

TÖB-DER tarihine biraz da o dönemdeki idelojik-politik konumlarıyla ba-

kacağı ortadaydı. Yani her grubun yaşadığı, anlamaya ve anlatmaya çalı-

şacağı TÖB-DER birbirinden farklı olacak, bu durumda her grubu mem-

nun edecek bir TÖB-DER Tarihi yazmak mümkün olmayacaktı.

Kolay olmayacaktı, çünkü TÖB-DER üyelerinin yaklaşık 200 kadarı faşist 

saldırılarda hayatlarını kaybetmişlerdi. Ancak birkaç üyenin “sol içi” in-

fazlar sonucu öldürüldüğünü yazmak zorundaydım. Belgeledim ve yaz-

dım. Biliyorum ki, bazıları bu durumdan pek “hazzetmeyeceklerdi”.

Zorlukları aşmak için kitabımı - giriş ve sonuç bölümlerini yazmadan- o 

dönem TÖB-DER yönetiminde bulunan ve daha sonra TÖB-DER’i yeniden 

açarak halen yöneticilik görevi yapan arkadaşlara gönderdim. Çalışmamı 

incelemelerini, görüş ve önerilerini, hatta “burası eksik kalmış”, “şu bel-



17

geyi de koysaydın” türünden gördükleri eksiklikleri bana göndermelerini 

istedim. Kitabı inceleyenler birkaç maddeden oluşan görüş ve önerilerini 

yazarak bana ulaştırdılar. Bu görüş ve önerilerin haklı ve yerinde olanla-

rını göz önünde bulundurmaya çalıştım. Ancak bazı önerilerine de tebes-

süm  ettim.  Örneğin;  “TÖB-DER’in  Faşizme  Bakışı”,  “TÖB-DER’in  Eğitim 

Konusundaki Görüşleri”, “TÖB-DER ve Demokrasi” gibi…

Bu konuları okuyucular kitabın içerisinde muhtelif kısımlarda bulacağın-

dan ayrıca bu başlıklar altında yazmaya gerek duymadım.

Bazı arkadaşlarım da örneğin ; “TÖB-DER’in eylemlerinin siyasal ve sos-

yal etkilerini” yazmamı öneriyordu ki, bu kitabın boyutunu aşacak nite-

likte olduklarından dikkate almadım. Zaten bu konuda yazı yazanlar şu 

alıntıladığım cümlenin dışında bir şey yazamamışlardır:

“TÖB-DER’ in düzenlediği miting ve eylemlerden pek çoğu, sosyal mü-

cadele tarihinde şanlı birer sayfa olarak hak etttiği yeri çoktan almıştır.”

6

 



Yine kitabın ham halini inceleyen bir dostum, “TÖB-DER’in yurtdışı se-

rüvenini kitaba koymayalım” önerisini getirdi. Oysa TÖB-DER’in 12 Eylül 

darbesinden sonra da yurtdışında bir takım faaliyetleri olmuştu. Bu ko-

nuyu daha önce Eleştirel Pedagoji Dergisi’nde iki bölüm halinde yayınla-

mıştım.

7

 Bu yüzden TÖB-DER’i n yurtdışı serüvenine kitapta kısa bir özet 



olarak yer verdim.

……….


“Ülke genelinde toplumsal mücadelenin yükselişi karşısında gericilik te 

saldırıyordu ve baş hedefleri arasında öğretmen hareketi vardı. Bir yan-

dan TÖB-DER Genel Merkezi ve çeşitli yerel örgütleri üzerindeki baskılar, 

öte yandan çok sayıda TÖB-DER’li öğretmenin faşist kurşunlara hedef ol-

ması o yıllarda TÖB-DER üyesi olmanın, çeşitli kentlerde TÖB-DER yöne-

timine seçilmenin ne denli zor bir görev olduğunu ortaya koyar.

Bazı Eğitim Enstitülerinin faşist işgal altında bulunmaktaydı. Ülkücü ya da 

sağcı olmayan öğretmenler bu okullarda görev yapmak istemiyorlardı. 

Bu okullara canları pahasına tayin yaptırmak TÖB-DER’li öğretmenlerin 

hayatlarını ortaya koyarak bir karşı koyuşu gerçekleştirdiğinin kanıtı ol-

muştur (kitapta bu konuda çok sayıda örnek görülecektir).


18

TÖB-DER’in  bu  gün  önemsenmeyen  bir  başka  özelliği  sayısız  Anadolu 

kentinde ve kasabasında sol eğilimli insanların soluk aldıkları lokallere 

sahip olmasıydı. 632 (tam sayı 633’tür.İ.A) şubenin pek çoğu böyleydi. 

Büyük şehirlerde devrimcilik yapmak kolaydır, ama Anadolu’da iseniz bu 

nitelikte gidecek yer bulamazdınız. Oralarda yasal sol parti ya da dernek 

binaları bulabilirdi, ama oraları belli bir gruba aitti. TÖB-DER lokalleri ise 

her eğilimden sola mensup insanlara açıktı. Kendi şehir veya kasabasının 

dışına tayin, iş veya çeşitli nedenlerle giden insanlar, TÖB-DER tabelaları-

nı gördüklerinde kendilerini rahat hissetmişlerdir.

TÖB-DER’in ülke düzeyinde sahip olduğu yaygınlık hiçbir sendika, dernek 

veya meslek örgütünde yoktu. Şimdi eleştirilen politizasyonun nedenle-

rinden birisi buydu. Bu anlamda TÖB-DER bir meslek örgütü olmayı aş-

mış, sol bir kitle örgütü, bir halk örgütlenmesi haline gelmişti.

TÖB-DER’in sağlam duruşu sadece görüşlerinden ve siyasi anlayışından 

değildi, o toplumsal mücadeleye (direniş, miting, yürüyüş ve diğer etkin-

liklere) en aktif biçimde katılan birkaç kitle örgütünden biriydi. Özellikle 

Anadolu sathında en yaygın, en örgütlü kuruluş olması nedeniyle sosyal 

mücadelenin  tüm  yurt  düzeyine  yayılmasında  başrolü  oynamaktaydı. 

Denilebilir  ki,  TÖB-DER’in  içinde  bulunmadığı  toplumsal-siyasal  hiçbir 

miting ve yürüyüş yoktur (bunun sayısız örneğini okuyucu kitapta bula-

caktır.)..”

8

 

Kitapta TÖB-DER’in mücadelesi anlatılırken beraberinde birçoklarımızın 



adını bile hatırlayamadığı diğer demokratik kitle örgütlerini de göreceğiz.

Hatta sadece öğretmenlerin mücadelesini değil, öğrencilerin ve velileri-

nin de bu mücadelelerdeki izlerine rastlayacağız.

Kitabımız  TÖB-DER  Dergilerinin  biçim  ve  içeriğine  yönelik  bilgileri  de 

muhteva ettiğinden bu konuda araştırma yapanlara yol gösterici olacak-

tır.


……..

Kitabımızda sadece TÖB-DER yöneticileri ve TÖB-DER Genel Merkezi de-

ğil;

Denizli’den  Adıyaman  Gölbaşı’na,  Rize’den  Diyarbakır’a,  İstanbul’dan 



Yozgat’a karakışta sürgün edilen öğretmenler,

19

Keyfi olarak merkeze (Bakanlık emrine) alınan, stajyerliği kaldırılmayan 

öğretmenler,

Öldürülen ve sayıları 200’ü bulan öğretmenler,

Öldürülen kadın öğretmen Cemile, İclal ve Fatma,

Kaymakam  ve  jandarma  komutanı  tarafından  dövülen,  faşist  ve  gerici 

güçlerin saldırısına uğrayıp sakat bırakılan öğretmenler,

Hakarete uğrayan, boynuna yular takılarak aşağılanan öğretmenler,

Çalışmalarıyla, duruşlarıyla fark yaratan öğretmenler,

Boyun eğmeyen, mücadele eden bir başka deyimle TÖB-DER’i var eden 

öğretmenler,

6 kez bombalanan TÖB-DER Bor Şubesi de anlatıldı.

İşte bu yüzdendir ki; bu kitap o dönemde TÖB-DER örgütlülüğü içinde 

mücadele edenlere bir saygı duruşudur.  

Hazırlama  aşamasında  yaşanan  tüm  zorluklarına  rağmen  elinizdeki  bu 

kitabın sizlere TÖB-DER’i anlatacağını umuyorum.



İsmail AYDIN

20 Haziran 2015 / Urla

1908 - 1971

21

GİRİŞ

1908’DEN 1971’E ÖĞRETMEN ÖRGÜTLERİNİN KISA TARİHÇESİ

Türkiye eğitim emekçileri hareketinin çok eskiden beri süregelen dina-

mik bir örgütlenme, dayanışma ve mücadele geleneği vardır. Bu müca-

dele içinde TÖB-DER’ in yeri ve işlevi oldukça büyüktür.

Burada şu soruların cevabı verilmelidir:

Türkiye eğitim emekçilerinin örgütlenme tarihi nereden başlatılmalıdır? 

Türkiye  eğitim  emekçilerinin  örgütlü  tarihi  “ulus  devlet”in  inşa  süreci 

olan 1920’li yıllardan mı, yoksa daha eskilerden yani imparatorluk dö-

nemlerinden  mi  başlatılmalıdır?  Eğitim  emekçilerinin  örgütlü  tarihini 

Cumhuriyetle başlatacaksak eğer, Ethem Nejat’ı bu tarihin neresine ko-

yacağız?

Bu türden soruları çoğaltmak mümkündür. Sorulara cevaplar aranırken 

TÖB-DER öncesi eğitim emekçileri örgütlerinin tarihini belki de yeniden 

yazmak gerekecektir.

Biz burada eğitim emekçilerinin uzun tarihi içinde 9 yıllık ömre sahip bir 

örgüt olan TÖB-DER’i anlatacağız. Ancak bunu yaparken eğitim emekçile-

rinin uzun örgütlenme tarihinde birkaç belge ile desteklediğimiz kısa bir 

gezinti yapmayı da uygun bulmaktayız. Biz örgütlenme tarihini impara-

torluk döneminden başlatmayı daha doğru bir tutum olacağına inandık.  

“bizde  ilk  öğretmen  örgütü  Darülfünun  ve  Darülmuallimin  mezunla-

rının Temmuz 1908 İnkılab’ından hemen sonra İstanbul’da kurdukları 

Encümen-i Muallimin’dir.”

9

     



XX. yüzyılın başlarında Osmanlı Devleti’nin Balkanlardaki topraklarında 

siyasal hareketlilikler oldukça yoğundur. Avrupa’dan gelen her türlü dü-

şüncenin kolaylıkla taraftar bulabildiği Balkanlar bölgesi aynı şekilde her 

türlü örgütlenme için de ideal bir ortamı oluşturmaktaydı. Bu bölgede 

ilk örgütlenmeler askeri alanda belirdi. Çünkü imparatorluğun toprak ka-

yıpları gittikçe artıyor ve ordudaki subaylar, aydınlar bu gelişmeden II. 

Abdülhamit yönetimini sorumlu tutuyorlardı.

 


22

Osmanlı İmparatorluğu’nda toprak kayıplarının arttığı 1908 yılında Jön 

Türklerin devamı niteliğinde olan İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin başlattı-

ğı askeri isyanlar sonucunda II. Abdülhamit tahttan indirilmiş, meşrutiyet 

ikinci kez ilan edilmiştir. Bu dönemde hem siyasi partiler kurulmuş, hem 

de  birçok  dernek  kurulmuştur.  Doğal  olarak  toplumun  aydın  kesimleri 

içinde yer alan öğretmenler de örgütlenme çabalarına girmişlerdir.

İstanbul’da  Darülfünun  ve  Darülmuallim’den  mezun  olan  öğretmenler 

1908 yılında Encümen-i Muallimin adlı örgütü kurmuşlardır.

10

  



Cemiyetin kurucuları arsında bulunan Kandilli Kız Sultanisi Tarih öğret-

meni Vehbi Bey, Encümen-i Muallim hakkında şu bilgileri vermektedir: 

“Meşrutiyetin ilanını müteakip, Temmuz ayı içerisinde, muallimin hakla-

rını korumak ve eğitimi yaygınlaştırmak amacıyla Encümen-i Muallimin 

adında bir cemiyetin kurulması için çalışmalara başladık.(…) Cemiyetin 

başkanlığına merhum Emrullah Efendi, ikinci başkanlığa eski Maarif Na-

zırı Sait, üçüncü başkanlığa İzmirli İsmail Hakkı, eski mebus ve Canik Mu-

tassarrıfı Servet Bey (sayman) ve ben (genel sekreter) olarak getirildik.

(…)

11

  



Encümen-i Muallimin’in kurucuları arasında ünlü eğitimci ve yazar Na-

mık Ekrem’in de bulunduğu bir başka araştırma sonucunda ortaya çık-

mıştır.


12

 

Encümen-i Muallimin adlı kuruluşun yöneticileri daha çok Maarif Neza-



reti görevlilerinden oluşturulmuştur. Bu yüzden öğretmenler bu kurulu-

şa pek fazla sempatiyle bakmamışlardır. Encümen-i Muallimin’e katılma-

yan iptidai, rüşdi ve idadi öğretmenleri Muhafaza-i Hukuk-u Muallimin 

Cemiyeti (Öğretmen Haklarını Savunma Derneği) adıyla yeni bir örgüt 

kurmuşlardır.  Bakanlığın da ”öğretmenlere bir cemiyet mutlaka lazımdır, 

öğretmenlerin  parçalanması  doğru  değildir”  şeklinde  görüş  bildirme-

si sonucunda iki kuruluş birleşmiştir. Encümen-i Muallimin 1908 yılının 

sonlarına doğru Muhafaza-i Hukuk-u Muallimin Cemiyeti ile birleşerek 

yeni bir kuruluş oluşturmuştur.

Bu birleşmeden doğan örgütün adı Cemiyet-i Muallimin’dir, kuruluş ta-

rihi 1909’dur.



23

1911’de Edirne’de Nafi Atuf (Kansu) un çabalarıyla

13 

Mahfel-i Muallimin 

(Öğretmenler Lokali / Birliği) adlı örgüt kurulmuştur.

Manastır Darülmuallimini’nde okul müdürü olan Ethem Nejat’ın girişim-

leri sonucunda Bursa’da 1913 yılında Muallim Yurdu adıyla bir öğretmen 

örgütü daha kurulmuştur.

1913 yılının sonlarına doğru İstanbul Emirgan’daki ilkokul öğretmenleri 

bir Muallimler Cemiyeti kumaya karar vermiş ve tüzüklerini hazırlayarak 

taş  baskı  olarak  bastırmışlardır.  Balkan  Savaşları  nedeniyle  Muallimler 

Cemiyeti resmen kurulamamıştır.

14

 



Birinci  Dünya  Savaşı’nın  sonlarına  yaklaşılırken  İstanbul’da  Muallimler 

Cemiyeti adıyla bir öğretmen derneği daha kurulmuştur (8 Mart 1918). 

Türk Ocakları ile yakın ilişkisi bulunmaktadır. Zaten derneğin adresi de 

İstanbul Türk Ocağı merkezinin bulunduğu binadır.

Muallimler Cemiyeti daha sonra İstanbul Muallimler Cemiyeti adını ala-

caktır. Dernek,” Milli Kurtuluş Savaşını desteklemiş ve Osmanlı yöneti-

mine karşı öğretmenlerin haklarını aramıştır. Cemiyet,  daha sonra Milli 

Kongre hareketi içinde yer aldı”

15

 Cemiyet Başkanlığına 1919 yılında bir 



kadın olan Nakiye (Elgün) Hanım getirilmiştir –ki bu durum öğretmen 

örgütlenmesinde  bir  ilktir.

16

    Muallimler  Cemiyeti  Başkanı  Nakiye  (El-



gün),13 Kanunusani 1336 (1920) tarihinde İstanbul Sultanahmet Mey-

danında  düzenlenen  “İstanbul  Türk’tür  ve  Türk  Kalacaktır  Mitingi”ne 

katılarak bir konuşma yapmıştır.

Bazı  ilkokul  öğretmenleri  Muallimler  Cemiyeti’nden  ayrılarak  1919’da 

kurulan Mekatib-i İbtidaiyye Muallimleri Cemiyeti’ne katılacaklardır.

İstanbul Muallimler Cemiyeti, 1922’den itibaren İstanbul Muallimler Bir-

liği adıyla faaliyetlerine devam edecektir. Anadolu’da işgallere karşı ba-

ğımsızlık savaşı yürütülürken Ankara’da öğretmenler, Temmuz 1920’de 



Muallim ve Muallimeler Cemiyeti adıyla bir dernek kurdular. Denek, 7 

Mayıs 1921’de Türkiye Muallimler ve Muallimeler Cemiyeti Birliği adını 

aldı. Birlik Yönetim Kurulu 26 Haziran 1922’de “Kardaşlar” başlıklı uzun 

bir bildiri yayınlayarak devrim olarak nitelendirdikleri Kurtuluş Savaşı’na 

halkı “İrfan kürsülerimizin önünde yetişen Türk milleti özgürlük istiyor. 


24

Efendi olarak doğan bu millet, 

bu halk efendi olarak yaşamak 

istiyor. Bütün dünya halkını da 

efendi  görmek  istiyor.”  cümle-

leriyle  çağırmışlardır.  Bu  bildiri 



Hakimiyet-i Milliye gazetesinde 

de  yayınlanmıştır  Türkiye  Mu-

allimler  ve  Muallimeler  Birliği, 

resmi  çevrelerden  başlamak 

üzere  kamuoyunda  da  artık 

“Türkiye Muallimler Birliği” ola-

rak anılmaya başlanacaktır. 

Temmuz 1925’de yapılan bir değişiklikle Türkiye Mu-

allimler  ve  Muallimeler  Birliği  (cemiyeti)  adından 

vazgeçildi.  Derneğin  resmi  adı  Türkiye  Muallimler 

Birliği oldu.  Hükümetin yaptığı bu yasal düzenleme 

nedeniyle  İstanbul  Muallimler  Cemiyeti  ve  Meka-

tib-i  İbtidaiyye  Muallimleri  Cemiyeti  birer  kongre 

yaparak kendilerini feshettiler ve Türkiye Muallimler 

Birliği’ne katıldılar.

Türkiye Muallimler Birliği’nin bir dönem başkanlığını 

Maarif Vekili Mustafa Necati yapmıştır. Daha sonra 

Erzurum Mebusu olan Nafi 



Atuf (Kansu) genel başkan-

lık yapacaktır. 1925’te 240 

şubesi  olan  kuruluş,  25 

Ağustos 1925’de dördüncü kongresini topladı.

17

 

Pek  sessiz  ve  sönük  geçen  kongrede  İstanbul 



Birliğinin öteden beri eleştirdiği merkezden ida-

re tarzı değiştirildi ve yerine federatif bir sistem 

benimsendi. Çok geçmeden Birliğin merkez ör-

gütü de ilga edildi.

18

 

1926-29 yıllarını sönük geçiren Muallimler Bir-



liği,  taşrada  yeniden  canlanmaya  başlamıştır. 

Sadece 1931 yılı şubat ve mart aylarında taşra-



25

da 16 Birlik kuruldu.

19 

Türkiye Muallimler Birliği’nin varlığının ne zaman 



sona erdiğini kesin olarak bilmiyoruz. Ancak yukarıdaki broşürün kapa-

ğındaki bilgilere göre 1968’de 2. Dil Kongresi‘ni düzenleyen cemiyetin 12 

Mart 1971 Muhtırası’nın verildiği dönemde kapandığı veya kapatıldığını 

sanıyoruz.

1940’lı  yıllar  öğretmen  örgütlenmesinin  en  zayıf  olduğu  dönemlerdir. 

Köy Enstitülerinin kurulmasından sonra öğretmen örgütlenmesinde yeni 

bir canlanma döneminin görüldüğünü söyleyebiliriz. İstanbul Muallimler 

Cemiyeti’nin yeniden açıldığı bu yıllarda en çok göze çarpan öğretmen 

örgütü 1949 yılında kurulan Ege Bölgesi Köy Öğretmenleri Derneği’dir. 

Derneğin kurulmasında Halil Akyavaş’ın çabalarını da ayrıca zikretmek 

gerekir.  Akyavaş,  derneği  kurarken  karşılaştıkları  zorlukları  anlattıktan 

sonra  dernek  tüzüğünü  Bayındır  Kaymakamlığına  sunar.  Tüzüğe  göre, 

“Derneğin adı Köy Öğretmenleri Der-

neği, merkezi Bayındır olacaktı.

20 

Der-


nek  daha  sonra  Ege  Bölgesi  Köy  Öğ-

retmenler Derneği adını almıştır.

Ege Bölgesi Köy Öğretmenleri Derne-

ği  “Gayret”  adını  verdikleri  bir  dergi 

çıkarmışlardır. İçinde Feyzullah Ertuğ-

rul,  M.Şükrü  Koç,  Hayrettin  Uysal  ve 

Mehmet Emiroğlu gibi yazarların bu-

lunduğu  Gayret  dergisi  48.  veya  61. 

sayıya kadar çıktı.

Diğer yöresel köy öğretmen dernek-

leri  bir  federasyon  oluşturacak  ve 

Türkiye  Köy  Öğretmenleri  Derneği 

adını alacaktır. Gerek mesleki sorun-

lar, gerekse ekonomik sorunlarla baş 

edememe  ve  artan  politik  baskılar 

nedeniyle Ankara Öğretmenler Der-



neği’nin  “bir  “Birlik”  oluşturalım” 

çağrısı  üzerine  15  Ağustos  1948’de 

32 yerel derneğin katılımıyla Öğret-

men  Yardımlaşma  Dernekleri  Bir-

Kırıkkale Öğretmenleri



26

liği kuruldu. Birliğin tüzüğü 1949’da onaylandı. Öğretmen Yardımlaşma 

Dernekleri Birliği, Haziran 1950’de Türkiye Öğretmenler Dernekleri Milli 



Birliği adını, 1954’de ise Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Federasyonu 

(T.Ö.D.M.F) adını aldı.

Köy Öğretmenleri Federasyonu, bir toplantısında Türkiye Öğretmen Der-

nekleri Milli Federasyonu (T.Ö.D.M.F.) ile birleşme kararı almıştır. Birleş-

me, 1963 yılında gerçekleşmiştir.

T.Ö.D.M.F,    kuruluşundan  27 

Mayıs 1960 askeri darbesine ka-

dar  olan  döneminde  sağcıların 

yönettiği bir örgüttür. T.Ö.D.M.F, 

başlangıçta yarı resmi bir öğret-

men  örgütü  şeklindedir.  Öğret-

men  sorunlarını  bakanlığa  “rica 

ederek”  çözmekten  yanadır.

21

 

Federasyonun  genel  başkanlığı-



na  27  Mayıs  1960  darbesinden 

sonra  Turhan  Feyzioğlu  seçildi. 

Bu dönemi TÖB-DER Genel Başkanlığı yapan Gültekin Gazioğlu şu cüm-

lelerle anlatmaktadır: “Derneğimiz T.Ö.D.M.F’ye bağlı olmakla birlikte, 



hiçbir  örgütsel  faaliyet  göstermiyor;  öğretmenler  kahvesi  olmaktan 

öteye gidemiyordu”

22

 

Türkiye İşçi Partisi (TİP, 13 Şubat 1961)’nin kurul-

ması, Köy Enstitüsü çıkışlı öğretmenlerin federas-

yonda etkinlik kazanmasıyla birlikte T.Ö.D.M.F de 

hareketlenme  başladı.  1962’de  Şükrü  Koç  fede-

rasyonun  genel  başkanlığına  seçildi.    Şükrü  Koç, 

1961’den 1965 Yılına kadar federasyon genel baş-

kanlığı görevini sürdürdü.

Şükrü Koç döneminin en önemli gelişmesi (ve bel-

ki de federasyonun en önemli etkinliği) 20 Şubat 

1963’te  Ankara  Tandoğan  Meydanı’nda  düzenle-

nen Büyük Eğitim Mitingi’dir. 14.600 öğretmenin 

Ege Bölgesi Öğretmenleri


27

katıldığı mitingin etkileri kendini göstermekte gecikmemiştir. Milli Eğitim 

Bakanı Şevket Ratip Hatipoğlu istifa edecek,

23

  öğretmenlerin bazı özlük 



hakları düzeltilecek, ders ücretleri artırılacak ve uzun vadede öğretmen-

lerin sendikalılaşmasının önü açılacaktır.

24

 T.Ö.D.M.F’nin 1964 Eskişehir



25 

ve 1965 yılındaki Adapazarı kurultaylarında alınan karar ve yapılan çalış-

maların sonucunda Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) kurulacaktır.

T.Ö.D.M.F ile TÖS 1968’de yönetimlerini 

ortaklaştırdılar.  1969’da  Türkiye  Öğret-

men  Dernekleri  Milli  Federasyonu  ken-

dini  feshetti.  “1948’de  kurulan  ve  27 


Download 3.81 Mb.

Do'stlaringiz bilan baham:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   53




Ma'lumotlar bazasi mualliflik huquqi bilan himoyalangan ©fayllar.org 2024
ma'muriyatiga murojaat qiling