Töb-der tarihi İsmail Aydın “de te fabula narratur” “anlatılan senin hikayendir”


Download 3.81 Mb.
Pdf ko'rish
bet7/53
Sana22.10.2017
Hajmi3.81 Mb.
#18402
1   2   3   4   5   6   7   8   9   10   ...   53

Programı  Yayınlandı”  şeklindedir

96

.  Bu  haberde 



Ferit  Melen  Hükümeti’nin  programında  eğitim 

reformuna ilişkin görüşlere yer verilmiştir. Hükü-

met programında ilköğretim konusunda özetle şu 

görüşler yer almaktadır; “Bugün ilkokullarımızı bi-

tiren çocuklarımızın büyük bir çoğunluğu üst okul-

lara devam etmek veya bir meslek sahibi olmak imkanlarından yoksun 

bulunmaktadır. (…) İlkokulların sekiz yıla çıkarılması çalışmalarına devam 

edilecek ve bu okulların yurt ölçüsünde yayılmasına çalışılacaktır.”

Bültenin birinci sayfasında “Kongremiz Arifesinde” başlıklı bir yazı bu-

lunmaktadır. Bu yazıda özetle; “Ve nihayet Türkiye Öğretmenler Birleşme 

ve Dayanışma Derneği kısa adıyla TÖB-DER’in ilk olağan kongresini yapa-

cağı günlere gelebildi. (…) Şube sayısının 280’e ulaştığı, yeni bir öğretmen 

ve yeni bir üye tipinin ortaya çıktığı, bu yeni üyelerin genç ve bireyciliği 

aşmış kişiler olduğu unutulmamalıdır” denilmektedir. Bültenin ikinci say-

fasında “Kitap Yılı” ve önceki sayılardan devam eden “İnsanın Evrimi” 

başlıklı yazılarla Çorum Halkevi’nin çıkardığı “Madımak” dergisinin ila-



73

nı yer almıştır. Bültenin “Haberler” başlıklı üçüncü sayfasında “Kulu’da 

Lise Müdürü Dövüldü”, “Urfa Şubemiz Açıldı”, “Yozgat Merkez Ortao-

kulu  Almanca Öğretmeni İzzet Uludağ, Ülkücü-Komandolar Tarafından 

Dövüldü”, “Develi TÖB-DER Başkanı Serbest Bırakıldı”, “Eskişehir Kız İlk 

Öğretmen Okulu Meslek Dersleri Öğretmeni Murat Kahyaoğlu Uşak Or-

taokulu’na Sürülünce 20 Bin Lira Değerindeki Kitaplarını Öğrencilerine 

Hediye Etti” haberleri göze çarpmaktadır. 



“Kıyım Kıyım Kıyım” başlıklı bölümde “Kağızman’da Beş Öğretmen Tu-

tuklandı”“Konya’da bir öğretmen açığa alındı”,  “TÖS üyelerinden Fikri 

Yavuz Samsun’dan Kulu’ya Nakledildi” haberlerini okumaktayız.  Bülten-

de  TÖB-DER’in  Birinci  Olağan  Genel  Kurul  Toplantısının  27-28  Haziran 

1972’de Ankara Dilşat Düğün Salonu’nda yapılacağı duyurusuna yer ve-

rilmiştir.

Bültenin 15.7.1972 tarihli 30. sayısı Genel Kurul ağırlıklı olarak çıkmış. 

Bülten  24  sayfadır.  Sağ  üst  köşede  bir  önceki  sayıda  yer  verilen  Ata-

türk’ün sözleri bu sayıda da aynen yer 

almıştır.  Bültenin  manşetinde  “TÖB-



DER  Genel  Kurul  Toplantısı  Yapıldı” 

başlıklı  yazı  bulunurken  başyazının 

başlığı  “Başkanı  Dinlerken”  dir.  Bül-

tenin 1. sayfasında “TÖB-DER Genel 



Kurulu Temsilcileri Ata’nın Huzurun-

da” etiketiyle bir fotoğrafa da yer ve-

rilmiştir

97 

Tarihsel bir belge olduğunu 



düşündüğümüzden  “TÖB-DER  Genel 

Kurul Toplantısı Yapıldı” başlıklı yazı-

dan bazı bölümlere kısaca yer verme-

yi uygun bulduk;



TÖB-DER I. OLAĞAN GENEL KURULU TOPLANIYOR

 

“Genel Kurulun Hikayesi: Bilindiği gibi TÖB-DER, Anayasa değişikliğiyle 



624 sayılı yasanın memurlara sağladığı sendika kurma hakkının ortadan 

kalkması üzerine 3 Eylül 1971 tarihinde resmen kurulmuştur. Kısa zaman-

da yurt çapında gelişen TÖB-DER, ilk olağan genel kurulunun yapıldığı 

4-5 Temmuza kadar Müteşebbis Heyetçe yönetilmekteydi. TÖB-DER Ge-

74

TÖB-DER’in İlk Genel Başkanı 

Haydar Orhan

çici  yürütme  kurulu  22.4.1972  tarih  ve  42/9 

sayılı kararı ile ilk genel kurulun 27-28 Haziran 

tarihlerinde yapılmasına karar vermişti. Anka-

ra Sıkıyönetim Komutanlığı’ndan gerekli iznin 

verilmesi  üzerine  genel  kurul  hazırlıklarına 

başlanmıştı. 27 Haziranda çoğunluk sağlana-

madığı için genel kurul toplantısı 4-5 Temmuz 

1972 tarihine ertelenmişti.

Genel  Kurulun  yaklaşması  üzerine  geçici  yü-

rütme kurulu 21.6.1972 günü aralarında 

Hay-

dar Orhan, Hamdi Konur, nural Güran, Ga-

rip  Tuncer,  Musa  Uysal,  İbrahim  Kuyumcu, 

Ali Bozkurt, Dursun Akçam, Ömer Aydın, Ali 

Aksungur,  Ali  Rıza  Kayaalp,  Avni  Aytan,  Ali 

Yılmaz, İlksen Tuncay, Hürrem Arman’ın

98

 bulunduğu kişilerle toplandı. 

Bunların arasından seçilen 5 kişi genel kurul toplantısının yapılması ve 

genel kurula sunulacak yönetim kurulunun listesini hazırladı. (…) Genel 

Kurulumuza  153  şubeden  158  delege  katılacaktı.  Ancak  139  kişi  genel 

kurula katıldı (20 doğal delege hariç). 

Şube sayımız 285’tir.

99

Bu genel Kurulun seçimleriyle ilgili bilgiler vermeyi daha sonraya bıraka-

rak genel kurulda TÖB-DER Genel Başkanı Haydar Orhan’ın yaptığı ko-

nuşmanın bir özetini buraya alalım;

   

TÖB-DER’İN İLK OLAĞAN GENEL KURULU’NDA 

HAYDAR ORHAN’IN KONUŞMASI 

   


“Burada  siyaset  kavramına  açıklık  getirmek  isterim.  Bildiğiniz  gibi  bu 

sözcüğün  birkaç  anlamı  vardır.  Bunlardan  ilki  geniş  anlamlıdır  ve  eski 

Yunanlılar  bunu  insanla  hayvanı  ayırmada  kullanırlardı. 

İnsanın  hay-

vandan farkı, insanın politik bir yaratık olmasıdır derlerdi. Bu yorum 

siyasetin insanın tabiatında doğal olarak var olduğunu gösterir. Sosyolo-

jide kullanılması ise çok daha geniş bir anlam içerir. 

Siyaset kişinin kendi 

yönetimine, kendi iradi etkisini katması demektir. İnsan ne içgüdüsüyle 

yaşayan bir yaratıktır ne de başkalarının güdümünde yaşatılan gayrı ira-

di bir yaratık, yani bunların ikisi de değildir. O halde bizim hem bir va-

tandaş, hem de bir insan olarak kendi yönetilmemizde söz hakkına sahip 

75

olmamız doğaldır. Esasen düşünce özgürlüğüne duyulan gereksinme ve 

bu uğurda sürdürülen mücadele buradan çıkmaktadır. Yurt sorunları ile 

ilgilenme ve bu sorunlar üzerinde düşünce açıklaması çağımızda bireyin 

önde gelen en doğal bir hakkı, aynı zamanda bir vatandaşlık görevidir. 

Biz bu hakkımızı kullanacağız.(…) Siyaset sözcüğünün bir başka anlamı 

daha vardır ki, onu Yargıtay Yüksek Heyeti açıklamaktadır: 

Siyaset devlet 

idaresinde iktidar olmak ve iktidara gelmek için yürütülen mücadele-

dir. Biz hiçbir gün ve hiçbir dönemde, öğretmen kuruluşu olarak böyle 

bir mücadelenin içinde olmadık ve bugün de böyle bir mücadeleyi dolaylı 

ya da dolaysız düşünmüyoruz. Ama üzüntü ile belirtelim ki, öğretmenler 

böyle bir suçlamadan kendilerini kurtaramadılar.

Sendika mesleki bir kuruluştur. Dernek de mesleki bir kuruluştur. Sendika 

emekle sermaye arasında çıkar mücadelesine dayalı bir örgüt olduğun-

dan sınıfsal bir anlam içerir. Dernekte böyle bir içerme yoktur. (…)

Bizim 

ülkemizde öğretmen topluluğu tarihin hiçbir döneminde gerçek anlam-

da sendikal nitelikte bir örgüte kavuşmamıştır (…)

Kurtuluş Savaşı’nda yedek subay olarak en önlerde çarpışan öğretmen, 

savaş bittikten sonra, ordu kışlasına çekilip kendi görev hazırlıklarına 

girerken,  öğretmen  yeni  dönemin  ve  devrimlerin  savaşımını  vermek 

üzere yurdun en ücra köşelerine kadar giderek her türden tutucu ve 

karanlık güçlere ve karşı devrim hareketlerine karşı mücadeleyi sürdür-

mekle görevlendirilmiştir. Bu dönemde önde Atatürk vardı, öğretmen 

yalnız değildi. (…) Ve bu dönemde öğretmenle halk yan yana, tutucu 

güçlerle de karşı karşıyadır.

İkinci  Dünya  Savaşı’nın  bitimini  takiben  sosyal  mücadelenin  yığınsal 

örgüt  niteliğinden  çıkarak  sınıfsal  niteliğe  uygun  örgütlenme  biçimine 

dönüşmesi öğretmenin de kendi bünyesi içinde bir tavır takınmasını ge-

rektirmiştir.  Öğretmen  Dernekleri  ve  daha  sonra  Türkiye  Öğretmenler 

Sendikası olarak örgütlenme çabaları bu dönemin gereğidir. Öğretmen 

yine geleneği icabı ve bu geleneğin içine düştüğü şartlar gereği sosyal 

mücadele içindeki görevini sürdürmektedir. Fakat bir süre sonra öğret-

men karşısında bir yığın halinde tutucu irtica güçlerini değil, bu güçlerin 

egemen olduğu siyasal iktidarı bulmuştur. Öğretmenin karşısında bilinçli, 

çağdaş benzerlerinin bütün deneylerinden yararlanan ve dış desteklere 

sahip bir egemen sınıf vardır.

76

Burada  da  öğretmen  kendi  yurtseverlik,  kendi  Atatürkçülük  anlayışı 

doğrultusunda  bir  mücadelenin  içindedir.  Değişik  yurt  gerçekleriyle 

karşı karşıyadır. Mücadele alışık olmadığı biçimde kıyasıyla sürdürül-

mektedir.

  

Ve derken 27 Mayıs’a gelindi. Bu hareket öğretmene, düşmanın denize 



dökülmesinden  sonra  kavuştuğu  ferahlık  ve  güveni  getirmişti.(…)  27 

Mayıs hareketinin ardından ordu yine kışlasına dönmüş, öğretmen de 

tıpkı Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi 27 Mayıs Anayasasının getirdiği 

yeni, halka dönük düzeni geniş halk topluluğuna benimsetmek üzere 

seferber edilmiştir. Öğretmen bu tarihsel görevi şerefle yerine getirmiş-

tir.


100

 

Öğretmenin  TÖS’de  örgütlenmek  suretiyle  giriştiği  mücadele  işte  bu 



utanç verici tablonun değiştirilmesi uğruna verildi. Elbetteki TÖS, bir sos-

yal sınıf ve dolayısıyla iktidar olma iddiasında değildi. Ama Anayasanın 

savunulup  halka  benimsetilmesi  görevi  yine  öğretmene  verilmişti.  Ve 

bu görev onun geleneğine de sınıfsal niteliğine de uygundu. (…) Varlığı 

süresince TÖS, bütün gücüyle karanlığa karşı geleneği ve mesleğinin ni-

teliği gereği bir mücadele vermiştir. Ama hiçbir zaman yasaların dışına 

çıkmamıştır. Yasalar dışına çıkanlar, ona saldıran gerici güçler ve onların 

örgütleyicileridir. (…) 

Aydın bürokrat, zinde güçler vb. tekerlemelerinin 

avuntusu içinde Türkiye öğretmeni yalnız bırakılınca hem irticanın hem 

de tutucu sosyal sınıfların biriken kiniyle karşı karşıya kaldı. 

TÖS bildiğiniz gibi örgüt olarak aleyhine açılan bütün davalardan bera-

at etmiştir. Yakın tarihin öğretmenlere karşı düzenlenmiş olan sürgünler, 

kıyımlar ve yobaz ayaklanmaları yanında bilinçli örgütlendirilmiş toplu 

saldırılarını bir yana bırakırsak bile Konya Olaylarını, Kayseri Olaylarını, 

Kırıkhan ve Tunceli olaylarını unutmak mümkün olmayacaktır.

Bu gün bunları hatırlatmaktan maksat sizleri yakın geçmişin anılarıyla 

karşı karşıya getirmek değildir. Maksat, TÖS çalışmalarının durdurulması 

ile meydana gelen boşluğa işaretle TÖB-DER’in hangi güç koşullar içinde 

kurulmuş olduğunu belirtmektir.(…)

İlk kuruluşumuzun adı 

Türkiye Öğretmenler Birliği’ydi. Kuruluş tarihi 

Eylül 1971’dir. Çeşitli zorluklarla boğuştuktan ve tüzüğümüzde yaptığı-

77

mız bir değişiklikten sonra 

Türkiye Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma 

Derneği adını almak durumunda kaldık.

İlk kuruluş anlarında paramız yoktu. Kardeş örgüt TÖYKO bize bir odasını 

verdi. (…) Ama tabiidir ki, bize maddi ve manevi varlıklarıyla en büyük 

desteği TÖS verdi. (…) Bu gün 285 şubemiz vardır.

(…) Sayın Delegelero günlerdeki şartlar içerisinde örgütümüzün başlıca 



görevi Bakanlık emrine alma, işten el çektirme, çeşitli nedenlerle maaş 

alamayan öğretmenlerin çoluk çocuğunu dost ve düşmana muhtaç et-

memek ve bu güne kadar süregelen öğretmen kuruluşlarının, Atatürk-

çü, ilerici, yurtsever ve Anayasacı birikimini ayakta tutmak idi.(…)

Bizim için yurtseverliğin ölçüsü birlikte yaşadığımız toplumun özellikle 

halk kesimin mutluluğuna katkıda bulunma derecesidir. Uluslar arası 

sermaye  karşısında  kalifiye  fikir  işçisi  yetiştirmekle  yükümlü  öğretmen 

kendi doğal edinimiyle içinde yaşadığı koşulların oluşturduğu bir insandır. 

Bundan dolayıdır ki, öğretmenin kendi sorunlarıyla yurt sorunları birbi-

rinden ayrılmaz ve yine bundan dolayıdır ki öğretmen sadece ABC öğre-

ten bir robot ve eski Yunanlıların anlayışıyla bir 

dadı değildir. Öğretmen 

kendisiyle birlikte halkının mutluluğa kavuşması için çabalayan kimsedir. 

O ulusal mutluluğu sadece küçük bir azınlığın mutluluğu anlamında al-

maz, alamaz. Tam tersine ulusal mutluluğu kendi ulusunun çoğunluğunu 

oluşturan sınıf ve toplulukların mutluluğu anlamına alır. (…) 

Genel Başkan Haydar Orhan, konuşmasında TÖB-DER’in eğitim anlayışı-

na da değinerek bu konuda özetle şu görüşleri dile getiriyor:

 

“Eğitim,  toplumların  kendi  kendilerini  aşmasıdır.  Bu  da  insanın  kendi 

çevresini, kendi içinde yaşadığı şartları değiştirmekle bizzat kendisini de 

değiştireceği  olgusuna  dayanır.  Bir  deneme  de  olsa  Köy  Enstitülerinde 

uygulanan  yöntem  bunu  kanıtlamıştır.  Sürüsünün  arkasından  alınarak 

beş  yıllık  bir  öğretimden  geçirildikten  sonra,  içinde  yaşadığı  toplumun 

durgun yapısını sarsacak güvene ulaşan çocuğun eğitiminde uygulanan 

yöntem  nasıl  bir  yöntemdi?  Eğitim  anlayışımı  bu  sorunun  cevabında 

düğümlenmiştir.  Ama  hiç  kuşkusuz  eğitim,  siyasi  iktidarların  ekonomik 

tercihleri dışında bir doğrultu izleyemez. Bizdeki eğitim bir sistem olarak 

böyle bir eğitim olmaktan çok uzaktır. Bizdeki eğitim için çağdışı demek 


78

abartı sayılmaz. (…) Hem kapitalist insan yaratma çabasında olalım ve 

hem de 17. yüzyıl rasyonalizm kavramıyla ortaçağ teokratik eğitim kar-

ması bir uygulama içerisinde çırpınıp duralım. (…)

Öğretmen, halkla omuz omuza olmak, onun güvenini sağlamak ve onun 

gücünü kendi yanında bulmak zorundadır. Eğitimdeki bozuk düzen, öğ-

retmeni hem halka, hem sınıfına ve hem de bazı karanlık güçlerin etki-

siyle yurduna yabancılaştırdığı bir gerçektir. (…) Öğretmen, edinimleriyle 

içinde yaşadığı şartların oluşturduğu bir insandır. Görevi, içinde yaşadığı 

koşullara uygun, o koşulları tahlil ve yargı yeteneğine sahip üretici, yurt-

sever yurttaş yetiştirmektir. (…) Öğretmen ne bir laf ebesidir, ne de soyut 

mantık  oyunlarıyla  öğrenciyi  içinde  yaşadığı  koşullara  yabancılaştıran, 

onu Emil gibi hayaller aleminin hayali yaratığına dönüştüren kişidir. (…) 

Bundan  dolayıdır  ki;  öğretmen  huzur  ve  güven  içinde  bulunmayı  ister. 

Huzurlu, endişesiz ve güvenli insan yetiştirmenin tek yolu da, bizzat ken-

disinin huzur ve güven içinde bulunmasıdır. (…) Öğretmen hiçbir şeye ka-

rışmayan, bitkisel bir hayat seviyesinde uyurgezer de değildir. (…) Oysa 

bize ve karşılaştığımız muamelelere bakın. (…) 2 yıl içinde 10 binin üzerin-

de öğretmen kapitalist ülkelere göç etmiştir.(…)

Haydar Orhan konuşmasının sonlarına doğru geri kalmışlık meselesine 

de değinmektedir:

 

“Hiç kuşkusuz geri kalmışlığın belirtilerinin kökleri tarihe uzanır. İnsanlığın 

deney ve gözlemlerine yabancılaşmışız. Bunda coğrafi konumumuzun da 

rolü vardır. Batıl inançları Mukaddesat sayıp uygarlığa giden yollara sır-

tımızı döndük. Kitap yasaklamak ve düşünce özgürlüğüne karşı çıkmakla, 

insanlığın deney ve gözlemlerine karşı çıktık. İnsanlığı uygar kılan anlayış 

ve kuruluşlardan yoksun bırakıldıktan sonra Avrupalı görünme özentisine 

kapıldık. Fakat ne Avrupalı olabildik ve ne de kendi kişiliğimizi bulabildik. 

Avrupalı  olmak,    Avrupa  kültürüne  ve  Avrupa  tekniğine  sahip  olmakla 

mümkündü. Onun şartlarını yasaklamakla Avrupalılar bize alkış tutuyor 

diyerek kendi ilkel yaşantımızı sürdüren şartlara dokunmamak, karanlık-

ta kalmamızın dikkate değer nedeni olmuştur. (…)”

Bültende yer alan “TÖB-DER I. Olağan Kongresi Seçim- Sayım Tutana-



ğı”na göre; Genel Başkan için kullanılan oy sayısı 136’dır. Genel Başkan-

lığa tek aday olarak önerilen Ali Bozkurt 134 oy alarak TÖB-DER Genel 



79

Başkanı seçilmiştir. Yönetim Kuruluna 20 kişi, Yürütme Kuruluna ise 11 

kişi seçilmiştir.

101

 

Bültende Trabzon TÖB-DER Şubesi tarafından dönemin Milli Eğitim Ba-



kanı’na yazılan ve “Biz Atatürk’ü sizden daha iyi biliriz” temalı bir “Açık 

Mektup”a yer verilmiştir.

102


  Mektupta yer alan görüşlerden bir bölümü-

nü buraya aktarıyoruz:



“(…) Biz 160 bin kişiyiz. (…) Etin tadını hatırlamaz olduk. Yalnız bir şeyi 

unutmadık: ATATÜRK’ü.

Gazetede demecinizi okuduk geçende. Her gelen bakan neler demedi bi-

zim için. Fakat hiç biri bize: Atatürk’ü tanımıyorsunuz demedi, diyemedi.

Atatürk’ü  bizden  iyi  kimse  tanıyamaz.  En  zor  koşullarda  devrimleri  tek 

başına  sırtlayan  bizleriz.  Gericiliğin  azdığı  dönemlerde  tek  hedef  bizler 

olduk. Kubilaylar bizdendir. Bizdendir Atatürkçülükten ödün vermeyip kı-

yım yiyenler. Nice hışımlara uğradık Atatürkçülüğümüzden. Tanırız tanı-

rız, Atatürk’ü iyi tanırız. (…)

Bize çok şeyler söylendi. Atatürk’ü tanımıyorsunuz denmedi. Nasıl tanı-

mayalım O’nu? Can verdik devrimleri yoluna, sürüldük kış ortaları, kıyıl-

dık, yoksulluğa düştük çoluk-çocuk…Nasıl tanımayalım Ata’yı?”

 

Bültenin “Eğitim Köşesi”nde ise “İlkel Komünal Toplum Biçimi” başlıklı 



yazı gözümüze çarpıyor.

                            



TÖB-DER’İN BİRİNCİ YILININ DEĞERLENDİRİLMESİ 

Buraya kadar TÖB-DER’in kuruluşundan ilk kongresini yaptığı yaklaşık bir 

yıllık faaliyetlerini kendi yayın organlarını temel kaynak olarak kullanıp 

anlatmaya çalıştık. Ancak okuyucuların kafasında oluşan bazı sorulara 

da yanıt verebileceğini umarak öğretmen hareketinin geçmişine ve bu 

güne kadar geçirdiği sürece kısaca değinmekle yarar gördük.

Çalışmamızın başında belirttiğimiz gibi eğitim emekçilerinin örgütlenerek 

eğitimin ve ülkenin sorunlarına müdahil olmaları 

1908 yılından itibaren 

başlamıştır. 

Encümen-i Mualliminden 1971 yılında TÖB-DER’in kuruluşu-

na kadar geçen yaklaşık yarım asırlık sürede eğitim emekçilerinin kendi 

80

özlük ve mesleki sorunlarını çözmek için sürekli örgütlenme çabası içinde 

olduklarını gördük. Eğitim emekçilerinin örgütlenmesi, 1908’den Türkiye 

Öğretmenler Sendikası (TÖS)’nın kurulduğu 1965 yılına kadar kesintilere 

rağmen dernek örgütlenmesi şeklinde, 8 Temmuz 1965’te TÖS ile birlikte 

sendika olarak sürmüştür. 

1971 yılında TÖS sıkıyönetimce kapatılınca 6 

yıllık sendikal örgütlenme sona ermiştir. TÖB-DER’in 1971’de kurulma-

sıyla,  eğitim  emekçilerinin  örgütlenmesi  yeniden  dernekçiliğe  dönmüş-

tür.  9  yıllık  bu  süreçten  sonra  12  Eylül  darbesiyle  TÖB-DER  yasaklanır. 

Yöneticilerinden bir bölümü yurt dışında TÖB-DER ile dayanışma bürosu-

nu oluşturarak Türkiye’de eğitim emekçilerinin yeniden örgütlenmesi yo-

lunda çaba sarf ederler. Bu süreç 8 yıl sonra 1988’de Eğitimciler Derneği 

(EĞİT-DER) nin kurulmasıyla son buldu. Böylece eğitim emekçilerin kur-

duğu bir örgüt, 

ilk kez öğretmen adıyla değil geneli kapsayan eğitimci-

ler adıyla kurulmuş oldu. Eğit-Der, eğitim emekçilerinin son kez dernek 

olarak örgütlendiği bir kurum oldu. Bu derneğin çabaları sonucu eğitim 

çalışanları TÖS’ün kuruluşundan 25 yıl sonra yeniden sendikal örgütlen-

meye kavuşmuşlardır. 28 Mayıs 1990’da 

Eğitim-İş, 13 Kasım 1990’da ise 

Eğit-Sen kuruldu. Böylece eğitim emekçilerinin dernekçilikle başlayan ör-

gütlenme çabaları sendika örgütlenmesine dönüşmüş oldu.

Bu süreci aslında tüm eğitim emekçileri açısından değerlendirmek olduk-

ça güçtür. 

Çünkü kurulan örgütlerin tamamı öğretmen örgütüdür. Oysa 

eğitim emekçisi kavramıyla anlatılmak istenen sadece öğretmenler değil 

aynı zamanda eğitimle ilgili kurum ve kuruluşlarda çalışanların tümüdür. 

Kurulan  örgütlerin  adlarına  ve  kurucularının  mesleklerine  bakıldığında 

memurların, hizmetlilerin veya dönem dönem akademisyenlerin temsil 

edilmediği görülür. İşte bu yüzden eğitim emekçilerinin örgütlü tarihin-

den bahsedilirken daha çok öğretmen örgütlenmesinden söz edildiği gö-

rülecektir.

Öncelikle şunu belirtmeliyiz; TÖB-DER yönetiminde görev alan veya TÖB-

DER  içerisinde  yer  alan  siyasi  grupların  aktif  temsilcilerinden  bazıları, 

TÖB-DER’in ilk yılını, yani Haydar Orhan’ın Genel Başkan olduğu dönemi 

görmezden  gelmekte  veya  önemsiz  bir  dönem  olarak  değerlendirmek-

tedirler  ki,  kanımızca  bu  o  dönemin  koşullarının  yeterince  göz  önünde 

bulundurulmamasından kaynaklıdır.

81

Bir kere 12 Mart 1971’de ordu hükümete 12 Mart Muhtırası adıyla anılan 

muhtırayı vermiş, Başbakan Demirel 

“şapkasını alarak gitmiştir.” Ülke-

nin  büyük  bir  bölümünde 

“Sıkıyönetim” ilan edilmiş, gençlik önderleri 

katledilmiş veya idam edilmiştir. 1961 Anayasasının temel özgürlük alan-

larıyla  ilgili  hükümleri  işletilmemeye  başlanmış,  kitaplar  yasaklanmış, 

kamu personelinin sendika kurma hakları ellerinden alınmıştır. 

Türkiye 

Öğretmenler Sendikası (TÖS) kapatılmış, yöneticileri tutuklanarak yargı-

lanmışlardır. Dönemin en güçlü çalışanlar örgütü TÜRK-İŞ’in yöneticileri 

düzenle uyum içerisinde olduklarından bu örgüt toplumsal muhalefet gö-

revini yerine getirememektedir. Diğer bir emek örgütü olan DİSK, 15-16 

Haziran Büyük İşçi Direnişi’ni örgütleyecek ancak sıkıyönetim tarafından 

bu muhalif örgüt de etkisiz hale getirilecektir. Bu ortamda eğitim emekçi-

leri kapatılan sendikaları TÖS’ün yerine TÖB-DER’i kurarak mücadeleleri-

ni kesintisiz olarak sürdürme kararlılığını göstereceklerdir.

Doğaldır ki, kurulan bu dernek o dönemin koşulları (sıkıyönetim döne-

mi)

103 

nedeniyle  toplumsal  muhalefet  görevini  yapamayacaktır.  Bunun 

yerine tutuklanan, yargılanan veya açığa alınan üyelerine hukuki ve pa-

rasal yardımlarda bulunan; eğitimle ilgili konularda bakanlığa raporlar 

yazarak görüş bildiren, öğretmenleri yeniden örgütlemeye çalışan bir ör-

güt konumunda kalacaktır.

TÖB-DER’in bir yıllık faaliyet döneminde günlük basına yansıyan hiçbir 

etkinliği de göze çarpmayacaktır.

Ali Bozkurt’un TÖB-DER Genel Başkanlığına seçilmesinden sonra yeni yö-

netim bölge toplantılarına başlamış, bu konuyla ilgili haber Bültenin 32. 

sayısında 

“Samsun ve TrabzonToplantıları Başarılı Geçti” başlığıyla yer 

almıştır. 

Download 3.81 Mb.

Do'stlaringiz bilan baham:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   10   ...   53




Ma'lumotlar bazasi mualliflik huquqi bilan himoyalangan ©fayllar.org 2024
ma'muriyatiga murojaat qiling